Ebru’ya “Asi”; Hozat’a “Komutan” muamelesi: Bizi bu hale kim getirdi?

Teğmen Ebru ne dedi, ne yaptı?.. Kılıç çattı, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” dedi. Ne demek istemişti? .. Demek istediği şuydu: “TSK’nın Genç bir subayı olarak gerekirse canım pahasına vatanı korumakta, Bayrağı, İstiklâl Marşını savunmakta, Anayasal düzene sahip çıkmakta kararlıyım” dediği, demek istediği buydu. “ASİDİR” denilerek TSK’dan ihraç edildi.
Diğer yanda bir de, TC devletine karşı bir savaş verdiğini söyleyen, bu savaşı yapmakta ne kadar haklı olduklarını anlatan bir Bese Hozat var.

İbret için seyredelim lütfen, bakınız Bese Hozat ne diyor?..

Artık önümüzde tek ölçü var: “Asi Teğmen Ebru” ve “Mütareke komutanı Hozat”… Niye mi? Tek de sebep var: Bahçeli…

Kendisini “darı” zanneden bir zavallı tavuklardan korkar kaçarmış. Akıl hastanesine atmışlar. Günlerce, aylarca süren “telkin” gayretleri… “sen darı değilsin, sen darı değilsin” Gün gelmiş iş ” ben darı değilim, ben darı değilim” noktasına gelmiş. Ama aylar -belki yıllar- geçmiş…Nihayet sıra son teste gelmiş. Hastabakıcılar, hemşireler, doktorlar (psikolog, psikiyatr kim varsa) başhekim herkes orada. Adamcağız artık belli bir kıvama gelmiş gözüküyor. Israrla “tamam artık darı olmadığımı biliyorum, ben darı değilim, ben darı değilim” Onlarca kere tekrar ettirmişler ve heyetce adamın artık iyileştiğine kanaat getirip bırakmaya ve gitmesine karar vermişler. Başhekim, ” evladım, anladık ki artık iyileştin, kendini darı sanmadığına, darı olduğuna inanmamaya başladığına kanaat getirdik, artık gidebilirsin…” diyor. Adamcağız sevinçle tam kapıdan çıkacak iken birden durur, müthiş endişe içersinde başhekime döner “iyi de sayın doktorum, tamam ben darı olmadığımı biliyorum, artık inanıyorum ki, darı değilim, tamam da bunu tavuklara kim söyleyecek? Tavuklar benim darı olmadığımı nasıl bilecek?…” …İşte böyle, Devlet bey böyle hikayeler anlatır ve “hıssa çıkarmak lazım” derdi. Kıssadan hisse 😂

Çözüm ittifakı, Bese Hozat adlı bu kadını ve 30 arkadaşını, bir tiyatro icabı ( senaryosu, Apo&Bahçeli imzalı, iki yazarlı) merdivenle dağdan indirdi, Kawa ateşi yaktırdı ( kazanı, odunu, kömürü kim temin etti, ateşi kim yaktı acaba ?) içine “keleşleri” atıp tiyatroyu tamamlatıp; -senaryo icabı- Tekrar merdivenle ve yine tekrar dağa – kimbilir hangi mağaraya- yolladı. Yargılansalar cezaları ancak “Anayasal düzeni yıkmak için silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis olacak bu insanları saldı, merdivenle yukarı doğru gittiler.

Diğer taraftan Anayasal düzeni koruyacağına “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye and içenin “ASİ ” bellendiği; Anayasal düzeni yıkmak için dağa çıkanın “Mütareke komutanı” muamelesi gördüğü bir noktaya niçin, nasıl, kimin yüzünden geldik?..Komisyonu fikir edinsinler diye İmralı’ya göndermeye ne gerek var, toplantı salonuna bir ekran koyup Bese Hozat’ın konuşmasına kulak versinler. Yarınlarda bir gün, Bahçeli “Bese Hozat kızımız haklı, doğru söylüyor” derse de şaşırmayın. Aslında bir sormak lazım …🤔😉

Bende topluma ve olaylara bakışta bir ikilem husule geldi. Bir yandan Kötü -Çirkin- Yanlış -İhanet filan gibi son derece kötü kelimelerle tarif ettiğimiz olayların bazen iyiye – güzele – doğruya hayra da sebep olabileceği gibi bir inanca kapılıyorum. Mesela milli mücadele yıllarında o çok karşı çıktığımız, haince bulduğumuz, ihanete belge dediğimiz Ferit Mustafa Sabri – Dürrizade Fetvası ( İstanbul Fetvası) belki de insanları kuvvacılığa ve direnişe ikna eden Börekçizade fetvasının (Ankara Fetvası) sebebi olmuştur. Yani kötü olay iyi bir olaya sebep teşkil etmiştir. Teğmen Ebru’ya reva görülen muamele ile Hozat’a layık bulunan itibar konusu, belki de iyi ile kötü; şer ile hayır, doğru ile yanlış arasındaki farkı farketmemize yarar…

02 Aralık 2025

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın