Hukuk mesleğinin içinden gelen, yıllarca siyasetin içinde bulunan, 21. dönemde en kritik konulara sahne olan Anayasa Komisyonu’nda görev yapmış bir kişi olarak, daima Türkiye’de mahkemelerin bağımsızlığını, “tabii hakim” ilkesini, yargıya müdahale edilmemesi gerekliliğini en çok savunan insanlardan ( bu insan sayısı çok azdir) birisi oldum. Ancak, artık Anayasa ve kanunların hiçe sayıldığı, Habur’a çadır mahkemesi kurulduğu, ” filanı içeri at ve de çıkartma” ya da “falan partiyi behemahal kapat” , ya da ” yattığı yeter, artık çıkartın” ya da “dünlerde derhal kapatın dedim ama, sakın ha böyle birşey yapmayın, daha” Apo” gelip grupta konuşacak…🤔) yollu talimatların havada uçuştuğu bir Türkiye haline geldik. Dolayısıyla ortada ne “tabii hakim ilkesi”, “ne bağımsız yargı” , ne “yargıya talimat verilemez” gibi hukukun en basit normlarını ortadan kaldırdık. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu kurduk; Anayasa, kanun uygulamaz olduk ve adaleti rafa kaldırdık. Hal böyle olunca da bir hukukçu olarak bizim de aklımızın, havsalamızın almadığı; bırakın hukuka, okuduğumuz hukuk kitaplarına sığdıramadığımız işleri, basit akla ve mantığa da sığması imkan dışı işlerin şahidi olmaktayız. Hukukun yine böylesi temel normlarından birisini de “tefhim sonrasında hakim kararlarının eleştiriye kapalı olduğu” hususu teşkil eder. Hatta öyle ki, bu konuda haddi aşan sözlerin sarfedilmesi hali için Kanun ayrı bir cezai uygulama bile getirmiştir. Ama birçok devlet büyüğünün “…bu AYM kararı bizi bağlamaz, AYM hakimleri haddini aştı, bu kararı tanımıyorum/z…” yollu beyanları hatırlanacak olursa bu hakim kararlarına (tefhim) müessesesini de bitirdik batırdık demektir. Bu sebeple ben de bir mahkeme kararı hakkında yazmakta sakınca görmüyorum. Bahsettiğim konu, Fatih Altaylı davasında verilen hükümdür, ancak ortada hukuk anlamında bir “kesin hüküm” yoktur; zira dosya üst mahkemeye, “itiraz yolu” na gidecektir. Ancak, “tutukluluk halinin devamına” denilmiştir. Denilmiyebilirdi… Altaylı salınır, üst itiraz mercii kararı (kesin hüküm) beklenir; karar onanırsa da tekrar hükümlülük çekmesi için tutuklanırdı. İşte tam da bu noktada bütün siyasilerimiz, hukukun her işine, her dosyasına karışıp talimat vermeyi alışkanlık haline getiren siyasetçilerimiz; siyasetçi lafına/talimatına kulak tıkayamayan bir zavallılığı hukuk sistemine yaşatan hukukçularımız SORUM SİZEDİR … İYİ DİNLEYİN, FATİH BEYE VERİLEN CEZA NEDİR? 4 KÜSUR YIL… SALINMASI MÜMKÜN MÜYDÜ? ELBETTE… ÜST MAHKEME CEZASINI ONARSA NE OLURDU?..TEKRAR İÇERİ ALINIR, CEZASININ KALANINI ÇEKERDİ… Ama, “tutukluluğunun devamına” denildi. Niye mi ?..Belki kaçar diye. Yurt dışına filan gider diye düşünüldü, herhalde …

Soru geliyor, sorunun muhatabı bütün siyasilerdir, Erdoğan’dır, Bahçeli’dir, Yerlikaya’dır, Güler’dir, Fidan’dır, Kalin’dır… Fatih’i “kaçar ” düşüncesiyle “tutukluluğunun devamına” diyen savcı ve hakimler de dahil, Türkiye’deki bütün savcılara, hakimlere, Gürlek’e de soruyorum: YARGILANSALAR ( yargılanmaları halinde) CEZALARI KUŞKUSUZ “AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS” OLACAK BESE HOZAT VE 30 NARKO-TERORCÜ NEREDELER?..BİLENİNİZ VAR MI?.. DURUŞMA BİTMİŞTİR…

Bu yazımı, herkes satır satır, içine sindire sindire okumalıdır. Siyasetçiler okumalıdır ki ” Yahu biz ne yapıyoruz?” desinler… Savcılar, Hakimler okusunlar ki “Yahu bize neler yaptırıyorlar” ya da “biz neleri yapmaz/yapar hale getirildik?” desinler. Fatih Altaylı çıksa, çıkınca kaçsa ne olur ?.. Bese Hozat ve 30 terörist nerde ?.. TÜRK HUKUK SİSTEMİNİN ÖNÜNDEKİ SORU BUDUR …

İmralı görüşmelerinin tutanakları açıklansa ne olur, açıklanmasa ne olur ?.. ” Apo” YÜKSEK HEYET üyelerine bugüne kadar dediklerinden farklı birşey mi söylemiştir?..Bunda merak edecek ne var ?…Mesela “ben umut hakkımı kullanmaktan vazgeçtim, burada yatmaya devam edeceğim, Kandil’e de haber yolladım, Karayılan, Sabri, Cemil de uyacaklar, Suriye PKK’sı da benim talimatımı dinleyecek; DEM de hükümete verdiği 20 maddelik muhtırayı unutacak…vs. ,vb.” bir konuşma yapmış olabilir mi ?…🤔😂…Tutanak, mutanak bunlar boş işler..

Bu yazım Bese Hozat ve 30 teröristin dağdan merdivenle inip, tekrar merdivenle dağa, ya da geldikleri mağaraya dönmelerini sağlayan “terör suçlusu bu kişilere yardım ve yataklık eden”; teröre, teröriste övgü düzen, görevini ihmal eden, kötüye kullanan herkes hakkında suç duyurusudur. Bu suçlar, insanı “darağacına” götürmez ama yargı önüne götürür. Bu suç duyurusunun muhatabı hukukçular içerisine elbette “Fatih kaçar” düşüncesiyle 4 yıllık ceza alanı salmayıp; ağırlaştırılmış müebbet hapis zanlıları için işlem yapmayıp seyreden ve bu suçu işleyenler hakkında da işleme başvurmayan savcı ve hakimler de dahildir.

Bu aynı zamanda kamuoyuna açık bir suç duyurusudur…

27 Kasım 2025

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın