
Doğu Türkistan’da sürdürülen Çin zulmü ve yıllar önce ülkeye sokulmayıp sınır dışı edilen biri
olarak bu konuda pek çok yazı yazıp yayınladıysam da anlaşılan zaman zaman yazmaya devam etmemiz gerekiyor. Çünkü Çin, sahip olduğu ekonomik güç ve propaganda silahı ile tarihte olduğu gibi insanlarımızı etkileyip kullanmaya devam ediyor.
Dünyanın en kalabalık nüfusunu barındıran bu ülke, işgal ettiği topraklarla birlikte 9 milyon 326
bin 410 kilometre karelik devasa bir alana yayılmış durumda. Yalnız bu toprakların 1 milyon 828 bin 428 kilometre karesi Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ne ait. O coğrafyada yaşayan yaklaşık 50 milyon Türk yıllardan beri Çin tarafından soykırıma uğratılıyor.

Sovyetlerin dağılmasından sonra Büyük Türkistan coğrafyası üzerine yayılan bazı Türk
topluluklarının boynu bükük kalsa da Batı Türkistan’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan gibi bağımsız Türk devletlerinin bayrakları dalgalanmaya başladı. Doğu Türkistan’da ise Çin zulmü devam ediyor. Dolayısıyla oradaki kardeşlerimiz dünya milletlerinin gözleri önünde eriyip gidiyor.
12 Kasım 1944’te kurulan Doğu Türkistan Türk Cumhuriyeti 20 Ekim 1949’dan itibaren Çin’in
işgaline uğradı. Çinliler bununla da kalmayıp Uygur Türkleri’nin “Shergiy Türkistan/Uyguriye – Uygur Yurdu” dedikleri bu Türk vatanına 1 Ekim 1955 tarihinde, sözüm ona “özerklik” statüsü verdiler ve adını da değiştirerek “Hsin-chiang Otonom Cumhuriyeti” (Sinkiang/Sincan Uygur Özerk Bölgesi) deyiverdiler. Sinkiang/Sincan Çin dilinde “Yeni Topraklar demek. Yani adı üstünde “işgal edilerek, baskı ile, gasp yoluyla” ele geçirilen topraklar…

Oysa Orta çağdan kalma bir el yazmasında bile bölgenin adı “Uygur Eli” olarak geçiyordu.
Açıkçası, Türk yerleşik medeniyeti de oralarda başlamıştı… “Bozkurtlar” adıyla o kadim Türk
Yurdu’nun romanlarını yazan büyük dava adamı tarihçi Nihal Atsız, “Türklerin Türküsü” adlı şiirinde, bugün orada öksüz ve yetim olarak durmakta olan atalarımızın kurduğu yerleşik medeniyetin özünü oluşturan Turfan’ın bu özelliğini şöyle dile getiriyordu:
“Biz Turfan’ı yarattık uyku uyurken batı,
Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı:
Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz.”
Evet… Türk gücünün “bir yıldırım”, Türk bilgisinin “bir deniz” olduğu dönemlerde o coğrafyada Hun Türkleri, Göktürkler, Uygur Kağanlığı ve ilk Müslüman Türk Devleti olarak bilinen Karahanlılar hâkimiyet kurmuşlardı. Şimdi artık öksüz ve yetim olan Kaşgar, Urumçi, Gulca, Beşbalık, Taşbalık, Turfan gibi önemli şehirler o topraklarda yeşeren kadim Türk medeniyetinin eserleriydi.
Keza, Türk tarih, kültür ve edebiyatında önemli bir yeri olan “Divan-ı Lügaat’it Türk” isimli eserin müellifi Kaşgarlı Mahmut, “Mutluluk Bilgisi” anlamına gelen “Kutadgubilig” adlı eserin yazarı
Balasagunlu Yusuf Has Hacib ile “Hakikatler Basamağı” anlamına gelen “Atabetü’l Hakayık” isimli eserin yazarı Edip Ahmed de o topraklardan feyiz almışlardı. Atsız’ın deyimi ile “Uyku uyurken Batı”, atalarımız, sırrına bugün bile erilemeyen ve Karız adı verilen yer altı su kanalları vasıtası ile Tanrı Dağları’nın serin sularını getirerek sıcaktan kavrulan Turfan’ı verimli, mümbit bir ovaya dönüştürmüşlerdi. Uzun lafın kısası o topraklar bizimdi ve medeniyet denen güzellik bütün dünyaya
oradan yayılmıştı. Tarihen sabittir ve bütün bu örneklerden de anlaşılmaktadır ki Doğu Türkistan coğrafyasının her karışında Türk mührü vardır.
Buna rağmen geçmişte olduğu ve Bilge Kağan atamızın çok güzel dile getirdiği gibi “Çin’in
yumuşak ipeğine, tatlı diline” aldanan “İçimizdeki Çinliler” diyebileceğimiz kişi ve gruplar bugün de o ülkenin ekonomik gücüne, propaganda kabiliyetine kanarak olup biteni, oralardaki kardeşlerimizin çektiklerini görmezden gelmektedirler.
Oysa yaklaşık 30 yıl süren Karabağ işgaline “İçimizdeki Ermeniler” olarak ifade edilen bazı
kişiliksizler dışında Türkiye’de bulunan hemen herkes, siyasi partiler karşı çıkıp Azerbaycanlı
kardeşlerimizin yanında yer almıştı. Devlet politikamız da bu yönde idi. Doğu Türkistan’da 2025 yılı sonu itibariyle tam 76 yıldan beri süren bir işgal var. Çin o bölgede yaşayan milyonlarca kardeşimizi hem insanlık dışı işkenceler altında inletiyor hem de yeraltı ve yerüstü zenginliklerini tepe tepe kullanıyor.
Uydu görüntüleri, oradan kaçıp kurtulabilenlerin açıklamaları, feryatları, Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin kendi öz memleketlerine gidememeleri, gidince tutuklanıp işkenceye uğratılmaları, en yakın akrabalarından haber alamamaları ortada dururken bazı basın yayın organlarında, televizyon programlarında Çin güzellemeleri yapılması akıl işi değildir.
Çin güzellemesi yapanlardan biri TELE 1 Televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Merdan
Yanardağ’dı. Çin’de hazırlanan ve baştan sona propaganda amacına yönelik olan program dizisini yayınlamakla kalmamış, davet üzerine bir grup gazeteci ile birlikte gittiği Çin dönüşünde de gerçekleri örtbas ederek ballandıra ballandıra analtıp kardeşlerimizi üzmüştü.
Şimdi Yanardağ bir başka konudan tutuklu, TELE 1’e kayyım atandı. Ancak hazır programları
yayınlamaya devam eden Kayyım yönetimi Çin propagandası yapan programları sabah akşam tekrar tekrar yayınlamaya devam ediyor. Çünkü bu konuda bir devlet politikamız yok!
Bununla da kalınsa iyi. İktidardaki Ak Parti’nin Genel Merkez Gençlik Kolları Teşkilat Başkanı Osman Nazlıer’in Başkanlığında İl Gençlik Kolları Başkanı Furkan Küçük’ün de bulunduğu bir heyetin Çin ziyareti, Ahmet Bereket isimli yetkili tarafından kamuoyuna şöyle duyuruldu:
“Ak Parti Genel Merkez Gençlik Kolları heyetiyle birlikte İl Gençlik Kolları Başkanımız Furkan Küçük, KARDEŞ ÇİN’e gerçekleştirdiği ziyarette bir dizi önemli temaslarda bulunuyor.”

Böyle bir ziyaret olabilir, bunda sakınca yok. Ancak “Kardeş Çin” ifadesi son derece tehlikeli ve sakıncalıdır. Çünkü Çin Milleti ile Türk Milleti arasında soy birliği yoktur ki kardeş olalım. Din birliği de yoktur ki din kardeşi olalım! Öyle değil mi?
Ak Parti Gençlik Kolları heyetinin o bölgeye götürülüp götürülmediklerini bilmiyorum ama
keşke, “Çin’e yapılan ziyaret sırasında Doğu Türkistan’da yaşayan kardeşlerimizi de ziyaret etme fırsatı bulduk” gibi bir ifade kullanılabilse idi.
Tekrar ediyorum… Doğu Türkistan, tıpkı 29 yıl Ermenistan işgalinde kalan Azerbaycan’ın
Karabağ bölgesi gibi 76 yıldan beri Çin’in işgali altındadır. Devlet yetkililerimiz ikide bir “Çin’in toprak bütünlüğüne saygılıyız” gibi Doğu Türkistan’da yaşayan 50 milyona yakın ve bizler gibi bu konuda hassas olanları incitecek ifadeler kullanmaktan vazgeçmelidirler. “Çin’in toprak bütünlüğü” denilen yerin 1milyon 828 bin 428 kilometre karesi işgal altındaki Türk toprağıdır.
Şartlar gereği Karabağ konusunda Azerbaycan’a yapılan maddi, manevi ve askeri destek Doğu
Türkistan için yapılamayabilir ama uluslararası ilişkilerde diplomasi de önemli bir silahtır. Azerbaycan, Filistin, Sudan vb. ülkeler için işletilen diplomasi silahı mutlaka ve mutlaka Doğu Türkistan konusunda da kullanılarak uluslararası toplantılarla Birleşmiş Milletlerdeki oturumlarda etkin bir şekilde gündeme
getirilmelidir.
Yazımız içinde verdiğimiz Doğu Türkistan haritaları incelenince görülecek olan Türkçe
yerleşim isimleri zaten anlatmaya çalıştıklarımızın özüdür. Tarih er ya da geç hükmünü verecek, Doğu Türkistan da Can Azerbaycan’ın Karabağ bölgesi gibi hürriyetine kavuşacaktır.
16 Kasım 2025
Osman OKTAY
