C KODLU KORUMA POLİSLERİNİN GÖREV YERLERİ DEĞİŞTİRİLDİ

Garson adlı gizli tanığın verdiği bilgilerle oluşturulan FETÖ fişlemelerinde “C” kodlaması alan ve halen Emniyet teşkilatında ‘yakın koruma’ görevini yerine getiren polisler, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın talimatı sonrasında farklı birimlerde görevlendirildi. Neden önemli kişilerin yakın koruma polislerinin görev yerleri değiştirildi? “C” kodlaması olan amir ve müdürler de yer değiştirecek mi?

Ankara’da bir süredir haklarında yakın koruma kararı bulunan önemli kişilerin bazılarının koruma polisleri değiştirilmeye başlandı.

Sadece Ankara’da değil elbette. İstanbul Emniyeti’nde de benzer durum var.

Pek görülmemiş uygulamayla ilgili yaptığım araştırmada, görev değişikliği yapılan koruma polislerinin ortak bir özellikleri olduğunu fark ettim. Koruma görevinden alınan epeyce polis olduğu ifade ediliyor.

Hepsi, Garson adlı gizli tanıktan -aslına bakarsanız, Garson’un da gerçek kimliğini hemen herkes biliyor artık, sadece kâğıt üzerinde ‘gizli tanık’- elde edilen Gülen cemaatinin tüm emniyet teşkilatına yönelik belli döneme kadar yaptığı fişleme ya da kodlama uygulaması çerçevesinde “C” koduna sahip olmaları.

“C” kodunun karşılığı emniyetin raporlarına şöyle geçmiş durumda: “Geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişiler.”

C kodu emniyet içindeki işleyişte 17-25 Aralık 2013 süreci içinde değerlendirilmiyor. Gerekçesi ise, geçmişte Fetullah Gülen cemaatinin sohbetlerine katılmalarına karşın 17-25 Aralık sürecinden önce cemaatle irtibatlarını kesmiş olmaları.

Bu kodlamada “C” harfinin verilmesinin sebebi, emniyetin hazırladığı raporlarda “cemaat” ve toplanmak anlamında kullanılan “cem” kelimesinin kullanılması.

Garson’un fişlemelerinde geçen “C” kodunun alt açılımları da mevcut. CA, C?, CB, CC, CD, CE, CF, CAKT şeklindeki kodları, fişlemeyi açıklayan adli ve idari soruşturmalarda yer almakta.

MİT’in kısa süre önce İçişleri Bakanlığı’na dolayısıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne teslim ettiği ve personelin daha önceki yıllardaki konumunu ortaya koyan yeni bilgilerden sonra teşkilattaki “C” kodlarına yönelik uygulamada değişikliğe gidilmesi dikkat çekici.

Bu arada emniyet içinde “C” kodlu olarak halen görev yapan personel sayısı yaklaşık 30 bin dolayında.

Böylesi çok sayıda ve şimdilerde “sarı renkli” olarak tanımlanan söz konusu personelin teşkilatta görev yapmasına olanak sağlanması, 15 Temmuz 2016’dan sonra İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Süleyman Soylu dönemine denk geliyor.

Soylu’nun, kendi görev döneminde ortaya çıkan tabloyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletmesi ve fişleme kodunun 17-25 Aralık öncesinde sonuçlanması nedeniyle göreve devam etmesi öngörülen “C” kodlu polislerin öncelikle “yakın koruma” görevlerinden çekilmesi için il emniyet müdürlüklerine talimat verildi.

Talimatı veren bizzat İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya.

Yakın koruma görevinden çekilen polisler, halen teşkilatta. Farklı birimlere kaydırıldılar.

Bu noktada konuşulması gereken sorular var. Öncelikle neden önemli kişilerin yakın koruma polislerinin görev yerleri değiştirildi?

Peşinden ikinci soru: Neden polis memurlarının görev yerleri değiştirildi? “C” kodlaması olan amir ve müdürler de yer değiştirecek mi?

Mesela, halen üç kentte -hem de bu kentler ülkenin önemli kentleri arasında- il emniyet müdürlüğü yapan polis müdürlerinin “C” kodlu olduğu biliniyor. Söz konusu üç üst düzey polis müdürünün akıbeti ne olacak?


Yürekleri yakan ve 20 aileye ateş düşüren kazanın sorumlusu kim?

Azerbaycan’ın Gence kentinden havalanan ve Merzifon’daki Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait hava üssüne inmeyi planlayan C-130 tipi askeri uçağın düşmesiyle 20 asker şehit oldu.

Kazayla birlikte 20 ailenin ocağına ateş düştü. Cenazelere ulaşıldığı ve ülkeye getirilmeye çalışıldığı ifade edilirken Milli Savunma Bakanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki C-130’ların kullanımının durdurulduğu”nu duyurdu dün öğle saatlerinde.

Bakanlığın açıklamasıyla birlikte doğal olarak “böylesi bir kuşku varsa söz konusu uçağın / uçakların neden kullanıldığı” ve “bu kararın neden 20 şehit verildikten sonra alındığı” sorularının sorulması, yanıtlarının alınması elzem hale geldi.

Kazanın oluşundan itibaren söz konusu C-130’un sürekli bakımının yapıldığı bilgisi kamuoyuna yansıtıldı.

Yine bakanlık açıklamasına göre; uçakta herhangi bir mühimmat taşınmadığı, sadece personel bulunduğu, uçağın 2012’de ihtiyaç fazlası olması sebebiyle Suudi Arabistan’dan satın alındığı, 2014’de modernizasyonuna başlandığı ve 2022’de uçuşlara başladığı ifade edildi.

Bakanlık açıklamasında akıllardaki sorulara makul yanıtlar verilse de tek doğru, 57 yaşındaki uçağın düştüğü ve içindeki 20 askerin şehit olduğudur!

Yaşanan vahim kazanın gerekçesinin elbette bir izahı olacaktır. Ancak bir de sürecin sorumluluğu var kuşkusuz. Ve bu süreçten sorumlu olanlar var tabii ki.

Yanı sıra, TSK’ya ait kargo uçağında neden uzun yolcu uçuşu yapıldığının yanıtı da önemli. Tasarruf tedbiri mi uygulandı? “Uçak boş dönmesin” yaklaşımıyla yolcu uçağında yolculuk yapması gereken “kalifiye personel” kargo uçağıyla mı yola çıkarıldı?

Sonuçta, F-16’ların bakımında görev yapan 10’dan fazla yetişmiş askeri personel kaybedildi.

Kara kutu çözülecek, raporlar hazırlanacak, savcılık soruşturma başlatacak. Herhangi bir sorumlu ya da sorumlular bulunacak mı hep beraber göreceğiz.

Bu arada yaşanan dramatik bir durum var.

Uçağın bağlı bulunduğu 222. Filo şehit cenazelerinin naklinde görev yapan bir filo.

Ne acıdır ki 222. Filo bu kez cenazelerin toprağa verileceği yerlere, en yakın havaalanlarına kendi mensuplarının cenazelerini taşıyacak.

Kazada yaşamını yitiren 20 askerin ayrı yaşam öyküleri var. Ancak isimlerini vermeden iki personelin öyküsünü de aktarayım.

Ekipte yer alan iki personel, 15 Temmuz 2016’daki FETÖ’nün başarısız darbe girişimi sırasında Ankara’daki ünlü Akıncı Hava Üssü’nde görevliydi. O gece üste yaşananlar nedeniyle tutuklandılar, yargılandılar ve beraat ederek aklandılar.

Geçen yıl da yeniden Hava Kuvvetleri’nde göreve kaldıkları yerden başladılar. Uçak kazası bu askerin yaşam öyküsünü sona erdirdi ne yazık ki.


Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonundan çıkan “tek cümlelik” takipsizlik kararı

Kamuoyunda büyük eleştiri alan İstanbul’da ünlülere yapılan uyuşturucu operasyonunu hatırlayacaksınız.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Jandarma Komutanlığı’yla beraber yürüttüğü “ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonu” çerçevesinde isimleri açıklanan yedi şüpheli hakkında savcılık, geçen hafta takipsizlik kararı verdi.

Dosyanın şüphelisi olarak kayıtlara giren, gözaltına alınan ve daha sonra suçsuz oldukları anlaşılan şüpheliler Ceren Moray Orcan, Demet Evgar Babataş, Duygu Özaslan Mutaf, Hadise Açıkgöz, Mert Yazıcıoğlu, Özge Yamantürk ve Zeynep Meriç Aral Keskin hakkındaki takipsizlik kararına ulaştım.

Soruşturmayı yürüten ve jandarmaya gözaltı talimatı veren savcılığın, yedi şüpheli hakkındaki takipsizlik kararı sadece “bir cümleden” oluştu.

Savcılık kararı aynen şöyle:

“Şüpheli şahıslardan alınan kan / saç numunelerinde Adli Tıp Raporuna göre herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandıklarına dair delil tespit edilemediğinden şüpheliler hakkında kamu davası açmayı gerektirecek ölçüde delil bulunamadığı anlaşıldığından şüpheliler hakkında CMK 171-172. maddeleri gereğince kovuşturmaya yer olmadığına.”

Savcılık talimatıyla yapılan gözaltılar sırasında yaşananlar zihinlerde henüz tazeliğini koruyor.

Madem adli soruşturma açılmasını sağlayacak delil bulun(a)madıysa böylesi davullu zurnalı operasyonla insanların gözaltına alınmasının ve mağdur edilmesinin gerekçesini hem Adalet Bakanlığı hem de İçişleri Bakanlığı açıklayabilir mi?

14 Kasım 2025

Tolga ŞARDAN

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın