
Bir yıl önce yeni bir süreç olarak başlatılan ve bir süre sonra “Terörsüz Türkiye” olarak isimlendirilen, esas olarak Bölücü Terör Örgütü’nün silah bırakması ve tüm unsurlarıyla feshedilmesini içeren gelişmenin, zaman ilerledikçe bölücü siyaset yapanlar tarafından amaçlarına ulaşmada fırsat olarak görüldüğü, bu kapsamda konunun asıl hedefinden saptırılarak başka bir mecraya doğru çevrilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Bölücü siyaset daha tehlikeli
Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden yeni bir devlet ve bütünleşmiş bir millet doğmasını içine sindiremeyen dış mihraklar, ülkemiz içinde istismar edilebilecek dil, din, mezhep, cemaat, tarikat ve etnik köken hassasiyetlerini kullanarak, İstiklal Savaşı dönemi de dahil olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devletini zayıflatmak ve bölmek için giriştikleri eylemlerini günümüze kadar devam ettirmiş ve bu konuda ortaya çıkan her fırsatı değerlendirerek hedefine ulaşmaya çalışmıştır.
Bu olaylar, başlangıçtan itibaren birbiri ardına ortaya çıkan isyanlar, daha sonra sözde Ermeni soykırımı bahanesiyle ortaya çıkan ASALA ve bunu takiben ortaya çıkan birçok terör örgütü ve ülkeyi bölmek için örgütlendirilen PKK terör örgütünün eylemleriyle ülkece yaşanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu girişimlerin tümünü, her dönemde verdiği mücadeleyle hiçbir taviz vermeden bertaraf etmiş olup dimdik ayaktadır. En uzun süreli terör faaliyeti olan PKK terör örgütü de canı ve kanı pahasına, başta TSK olmak üzere diğer güvenlik güçlerinin kahramanlığıyla etkisiz hale getirilmiştir. Bu uğurda şehit ve gazi olanların cesaret ve kahramanlıkları, geride bıraktıkları ailelerinin sabrı, feragati ve gösterdikleri metanet ile topyekûn Milletimizin ve Devletimizin uğradığı maddi ve manevi kayıplar unutulmamıştır.
Bölücülük; terörle, siyasetle veya bunların her ikisinin birbirini desteklemesiyle yapılır. Terörle yapılan bölücülükle mücadelede kim üstün gelirse o amacına ulaşır. Bu mücadelede teröristler, dışardan da maddi ve siyasi destek alabilir. Siyasetle yapılan bölücülükle mücadelede, içeridekilerle mücadele edilirken, özellikle demokrasi bahane edilerek dış güçlerin de devreye girdiği görülür. Dış desteksiz bölücü faaliyetin başarıya ulaşması mümkün değildir. Siyasetle yapılan bölücülük, terörle yapılandan daha tehlikelidir.
Mücadele kazanılmıştır
Türkiye Cumhuriyeti terörle mücadele etmiş, bedel ödeyerek ülkeyi böldürmemiştir. Terörle müzakere değil, mücadele edilir. Silahlarıyla birlikte teslim alınır. Yargılanır. 40 bin kişinin katiline sayın/önder/baş müzakereci vs. denmez, terörist denir. Yaşanan süreçte, PKK terör örgütünün göstermelik değil, tam olarak silah bırakması ve faillerinin de yargıya sevk edilmesi gerekir. Elindeki silahları, PYD ve PJAK’a devretmesi, bir kısım teröristlerin de onlara katılması kabul edilemez. KCK’nın tüm unsurlarıyla ortadan kalkması sağlanmadıkça süreç sonuca ulaşmış sayılmaz.
Teröristlerin ve temsilcilerinin, sanki mücadeleyi kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de şartları görüşmek için onlardan müzakere talep etmiş gibi davranmalarına imkân ve fırsat verilemez, olanlara göz yumulamaz.
Barış, savaşanlar veya kavga edenler arasında yapılır. Türkiye Cumhuriyeti teröristlerle mücadele etmiş, etkinliği sağlamış ve ülkeyi böldürmemiştir. Terör örgütüyle barış yapmak diye bir şey söz konusu değildir. Türkiye’de etnik kökenler arasında, bugüne kadar birçok defa denense de başarı sağlanamamıştır, kavga yoktur. Bunları varmış gibi gösterip “barış” tan bahsetmek aldatmacadır.
Süreç yolundan sapmalar gösteriyor
Devam eden bu süreçte, politik hedeflerinde avantaj sağladığını hisseden bölücü siyaset yapan kişilerin, bugüne kadar çekinerek, hatta dolaylı yollardan dile getirdikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, bütünlüğü ve güvenliğini tehdit eden söylemlerini fütursuzca ortaya koydukları ve toplumu rahatsız eden ifadelerde bulundukları görülmektedir.
Bölücü başı ve bölücü siyaset yapanların işledikleri asıl konu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapu senedi olan Lozan Anlaşmasını kabul etmeyerek, Devletin yanlış kurulduğunu, Türkiye Cumhuriyet’in feshedilerek iki milletli olarak yeniden kurulmasını talep etmeleridir. Sürecin başarıya ulaşmasından endişe edenlerin bu konudaki zafiyetinden de istifade ederek ortaya koydukları taleplerin ve yapılan pazarlıkların temelindeki esas bu olup, yapılan ve ima edilen diğer talepler, bu asıl konunun tamamlayıcıları durumundadır. Anayasa’nın başlangıç hükümlerinin, ilk dört maddesinin, 42 ve 66. Maddelerinin, devletin idari yapılanması ve yerel yönetim esaslarının değiştirilmesi talepleri de bu kapsamdadır.
Son zamanlarda artık “İkinci Cumhuriyet” ten bahsetmelerinin ve bunun da “Demokratik Cumhuriyet” olacağını beyan etmelerinin, iç siyasette beklentisi olanların, istemeyerek de olsa müsamahasından kaynaklandığı düşünülmelidir. Açıklan bir bilgiye göre, TBMM’de bu konuda faaliyet gösteren komisyon üyelerinin İmralı’ya gidip bölücü başıyla görüşme yapmalarının da yadırganan bir davranış olacağı da dikkate alınmalıdır.
Örgütün silah bırakma gösterisinin ve daha sonra da Türkiye’den çekildiğini ve faaliyetlerini sonlandırdığı söyleminin ve çekilme görüntülerinin bir algı yaratma eylemi olduğu, hatta Yönetim tarafından daha önce, ülkede PKK terör örgütü mensubu kalmadığı söylemiyle de bağdaşmadığı söylenebilir. Bölücü siyasetçilerin bunları kullanarak, şimdi adım atma sırasının Yönetimde olduğunu ifade etmeleri bir pazarlık anlamındadır. Öyle demesek de karşılığında bir talep olduğu ve özellikle bölücü başına daha iyi imkanlar sağlanmasına ve bölücü amaçlarına uygun yasal düzenlemelerin yapılmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Süreci ortak devlet anlayışına doğru dönüştürme talepleri gittikçe belirginleşmektedir.
Üstelik, örgütün kendisini lağvetmediği, aksine Irak’ın kuzeyine çekildiği, büyük bir kısmının da Suriye’de PYD/SDG’ye katıldığı söylenmektedir.
PKK/PYD/SDG’nin ise ABD tarafından hiçbir değişikliğe uğramayacağını gösterir şekilde araç, silah ve malzemeyle takviye edilerek desteklenmeye devam edildiği görülmektedir. ABD BE/Suriye özel temsilcisi tarafından PKK/YPG/SDG’nin özerk yapısını koruyacak bir formatta Suriye yönetimiyle bir anlaşma yapmaya yakın olduğu bilgisi de açıklanmıştır. Dolayısıyla KCK’nın PYD/SDG ayağının, varlığını koruyacağı ortaya çıkmış durumdadır.
-Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan konu, hiçbir pazarlık ve beklenti olmadan teröristlerin silahlarını bırakacakları ve örgütü bütün unsurlarıyla lağvedileceği, çatışmasız ve huzurlu bir ortam oluşacağı şeklinde açıklanmıştır.
-Ancak terörist başının, bölücü siyaset yapan, bu konuyu konuşan ve yöneten siyasetçilerin, medya ve bazı sivil toplum örgütlerinin, kanaat önderlerinin, ayrıca dış ülke temsilcilerinin beyanları, durumun böyle gelişmediğine, bölücülerin taleplerinin ön plana çıktığına ve sürecin bir pazarlığa dönüşebileceğine işaret etmektedir.
-Bölücü siyaset yapan siyasetçilerin, etrafımızda ve özellikle Suriye’de olanları anlamadığımızı söyleyerek, bölgedeki dönüşüme dikkat çekmeleri görmezden gelinmemeli, süreci yasal, hatta anayasal düzenlemelerle, ortak devlete dönüştürme söylem ve talepleri fark edilmeli, ihtiyatlı olunmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti tek ve bütündür.
-Sonuçta, Yönetimin sürecin çok iyi gittiğini söylemesine rağmen, gelişmelerden durumun pek de öyle olmadığı izlenimi çıkarılmaktadır. Konunun mecrasından çıkarılarak bir dönüşüme evrilmemesine dikkat edilmelidir.
09 Kasım 2025
Armağan KULOĞLU
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/
