Tekrar tekrar anlamamız gereken şu: Bu düzen yoksullardan, orta halli ailelerden varlıklılara, bilhassa onların bir azınlığına gelir transfer ederek sofralarından, çocuklarının geleceğinden çaldı, durdu. Yetmedi, canlarını çaldı

“Kral çıplak” diyenlere o kadar ihtiyaç var ki. İşte Bolu Kartalkaya otel yangını duruşmasında, hem de bir savunma avukatı, yani sanığı savunmak üzere orada bulunan avukat öyle yaptı. Mahkemeye ve bize suçu ve suçluyu gösterdi:

“Burada net, kasten öldürme var. Bilinçli taksir önümüze atılan bir yem. Burada kasıt var, cinayet var. Kat görevlileri, 16 çalışan yanarak can verdi. Kendi çalışanlarına bile ihanet ettiler. Bu oteli kim denetledi? Turizm Bakanlığı. Turizm Bakanı’nın şirketi bu otelin odalarını da pazarladı.” O günlerde yazdığım gibi, hem de alevlerin oteli sardığı saatlerde bile.

Avukat Serbülent Aykan bunları söylerken, AKP iktidarının halihazırdaki Turizm Bakanı kimdi? “Oteli denetleyen, yangın tuzaklarını boş veren bakanlığın başındaki bakan; o da odalarını pazarlayan turizm şirketinin patronu.” Yani 78 kişi ölmüş, avukatın ve ailelerin ifadesiyle öldürülmüş; ama denetleyen ve o haliyle pazarlayan bakan hâlâ bakan, hâlâ bakandı.

Bu düzenin işleyişini anlamamız için de çoluk çocuk 78 insan orada yandı, boğuldu; kalan anneler, babalar, evlatlar, kardeşler her gün yanıyor.

Tekrar tekrar anlamamız gereken şu:

Bu düzen yoksullardan, orta halli ailelerden varlıklılara, bilhassa onların bir azınlığına gelir transfer ederek sofralarından, çocuklarının geleceğinden çaldı, durdu. Yetmedi; canlarını çaldı. Can aldı, nice insanın canı olan yakınlarını, evlatlarını çaldı. Canlarının alınmasına vesile oldu, yataklık yaptı.

Deprem tuzağı imar aflarıyla çaldı. Her yıl 2 binden fazla işçinin ölümüne sebep olan vahşi bir piyasayla çaldı. Her yıl sokak ortasında, evlerinde, arazilerde öldürülen kadınların hayatıyla çaldı. Kayırılmış bir otelin alevlerinde çaldı; kayırılmış maden patronunun yeraltı cehenneminde çaldı. Hayat veren ağaçları, kıyıları; büyük büyük çoğunluğu insanların dostu olan hayvanlara saldırarak hayatı çaldı.

Yangında iki türlü sorumluluk taşıyan, esasen önce vicdan yükü ağır olması gerekirken turizm imparatorluğunu büyütmekle uğraşan bakan, yatında… suçlulukları kanıtlanmamış ama üstlerine onca suç boca edilmiş seçilmişler, gazeteciler, gençler cezaevlerinin binbir katında.

Onları tıktıkları cezaevlerinden, onca kanlı elleriyle kaçanlar, bırakılanlar dışarıda öldürmeye devam ediyor; ama bu ülkeden kaçmayanlar, geri dönüp hâkim karşısına çıkanlar “kaçma şüphelisi.”

“Bebek katliamı”nın baş sorumlarından birini tanıyoruz mesela; hop, iktidarın zirveleriyle yan yana fotosu var. Uyuşturucu taciri, kara para tüccarı görüyoruz; beraber fotoğraf “çekinmişler” çekinmeden. Kendi elleriyle gazete, TV, üniversite aldırdıkları “kara paracılar”a, muhtemelen dış baskıyla operasyon yapıyorlar; hayda onların albümünde de yan yana fotoğrafları çıkıyor.

Belediyecilerin gözaltına, tutuklanmasına “vesile” edilen “itirafçı” inşaatçıyla tanışıyoruz: o da öyle bir fotoğrafta. “Casusluk” suçlamasının baş aktörüyle müşerref oluyoruz ki, bakanlarla, Cumhurbaşkanı’nın en sağ kollarından biriyle çoktan aynı kareye girmiş. Neden, nasıl oradalar!

“Kral çıplak” aslında; gösteren de var söyleyen de. Aslında bizzat her adımında kendisini bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Ama ne halkın hala önemli bir kısmı ne de yargı bunun farkında; hepsi ıslık çalıyor Gülhane Parkı’nda! Çünkü düzen bu: Gerçeğin yerine yalan; gerçek sorunlar yerine imalat meseleler; asıl suçluların yerine kin-nefret-intikam mahkumları; asıl katliam failleri yerine elini ve aklını şiddete bulaştırmamış onca insan; üniversitede palayla saldıranlar yerine bunları protesto eden öğrenciler.

Ne işçiyi koruyabiliyorsunuz ne emekliyi, ne çocukları ne kadınları, ne oteldekileri ne deprem bölgelerindekileri. Kendini koruyorsunuz durmadan. “Cumhurbaşkanı geçecek” diye kapatılan yoldan oyununa yetişmek isterken, polisle tartıştı diye sanatçı Eda Saraç’ı tutuklayarak kendinizi ondan bile koruyorsunuz, değil mi! Ne devlet, ne cesaret, ne kahramanlık!

Gerçekten korumanız gerenler, gerçekten engellemeniz gerekenler yerine, LBGTİQ+ insanları düşman gösteriyor, anayasal hak olan gösterilerinde hırpalıyor, hırpalıyorsunuz.

Onca kadını öldürenler onlar da değil; deprem kayıplarını çoğaltan kıyakları yapanlar da onlar değil. Çocuk bile çocuk öldürüyor; ama onlar değil. İşçileri katledenler onlar değil, otel yangının sorumluları onlar değil. İnsanları yoksullaştıran onlar değil.

Sizin kibirli, kindar maço düzeniniz, diliniz, şiddetiniz, ayrımcılıklarınız toplumun bir kesiminin damarlarına damarlarına nüfuz etmiş; bir toplumsal şiddet cehennemi patlamış… Suçlular, hayatı cehenneme çevirenler; ortada suç olmadan suçladıklarınız, peşine düştükleriniz, hedef gösterdikleriniz değil.

Siz iktidarlarınızı kaybetmeyesiniz, gücünüzü, kudretinizi, imtiyazlarınızı, servetlerinizi koruyasınız diye, canından, canlarından, hakkından, hakkaniyetten, özgürlüklerinden ettikleriniz değil!

01 Kasım 2025

Umur TALU

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın