
Üniversite ve üniversiteli sayısıyla övünüyoruz ama Türkiye, yeni mezunların istihdamında 33 OECD ülkesi içinde en düşük orana sahip. Mezunların aylık medyan geliri ise 628 euro, yani Avrupa’daki akranlarının dörtte biri kadar. Bu rakamların övünülecek tarafının olmadığı belli, daha fenası siyasi partilerimizin bu konuda bir çözüm önerisinin olmaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Türk yükseköğretim sistemi ileri bir seviyeye ulaştı. Üniversite sayımızı 77’den 207’ye çıkardık. Almanya’dan çok çok ilerdeyiz onu söyleyeyim. Merkel’e (O tarihteki Almanya Başbakanı) 8 milyon 400 bin üniversite gençliğimiz var, deyince şöyle bir üff dedi” dediğinde birçoğumuzun göğsü gururla dolmuştu.
Merkel’in “üfff” çekmesi çok normal. Almanya’da yüksek öğrenimdeki gençlerin sayısı, uygulamalı bilim üniversitelerini (Fachhochschulen) de dahil ederseniz 2.5 milyonu biraz geçebiliyor.
Kırkpınar meydanlarında cazgırlar güreşçileri salavatlarken “üste çıktım diye övünme, altta kaldım diye yerinme” demeyi ihmal etmezler.
Sanırım bu durumda da söylenebilecek bir söz. Nedenini birazdan açıklarım.
Üniversite yerleştirme sonuçları açıklanıp bazı üniversitelerdeki kontenjanların boş kaldığı ile ilgili haberleri okurken Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerini hatırladım.
Türkiye, OECD’nin son verilerine göre üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranının genel işsizlikten daha yüksek olduğu Avrupa’daki tek ülke konumunda.
Ve OECD Türkiye Masası, üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artışın kaliteyi aşındırdığını vurguluyor.
En yüksek işsizlik bizde
Dünyanın başka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de eğitim düzeyi yükseldikçe iş bulmanın kolaylaşacağına ve yaşam boyunca daha yüksek kazanç elde edileceğine inanılıyor.
Ancak Herman Hesse’nin de vaktiyle söylediği gibi inanç, her zaman aklın yolunu izlemiyor!
Coğrafi konumunuz Türkiye ise bu beklentinin büyük hayal kırıklıklarıyla sonuçlanması ihtimali oldukça yüksek.
OECD’nin araştırmasında Türkiye, üniversiteden yeni mezunların toplam istihdamında 33 ülke içinde yüzde 63.5 ile en düşük orana sahip.
Ayrıca 2025’in ikinci çeyreğinde yüzde 25.8 ile Avrupa’nın en yüksek işsizlik oranı da Türkiye’de.
Cinsiyet konusunda da özellikle Avrupa’dan olumsuz ayrışıyoruz: Erkek yeni mezunların istihdamı yüzde 74.2, kadınların yüzde 55.2; fark 19 puan.
Son üç yılda üniversiteyi bitiren Türk genç kadınlarının yüzde 44.8’i istihdamda değil. Evde oturuyorlar!
Avrupa’da üniversiteden yeni mezun olanların istihdam oranı büyük farklılıklar gösteriyor: 33 ülke arasında yüzde 93.7 ile Bulgaristan en yüksek orana ulaşıyor.
AB üye ülkeleri arasında ise en düşük oran yüzde 72.7 ile Yunanistan’da. Türkiye’den yine de 9 puan daha iyi!
“Üste çıktım diye övünme” derken işte bunu kastediyordum.
Üniversite öğrencisi sayısının Avrupa’nın zirvesinde olmasının çok bir anlamı yok gibi görünüyor.
Bu liderlikle övünülmez
Bu konuda liderliğimiz, üniversite mezunu işsiz sayısında ki bu da çok övünülecek bir liderlik sayılmaz.
Öte yandan ülkemizde üniversitede okumanın bir avantaj sağladığını da görmek gerek.
İstihdam edilen nüfus içindeki üniversite mezunlarının payı TÜİK’in verilerine göre yüzde 30.9.
Yani 32.4 milyon çalışanımızın yaklaşık 11 milyonu üniversite ya da yüksek okul mezunu.
Ama her gerçek gibi bu gerçeğin bir ikinci yüzü de var ki yine TÜİK verilerine göre bunların bir bölümü asgari ücret alıyorlar.
Eurostat’ın 2024 verileri, Türkiye’de üniversite mezunlarının yıllık net gelirinin 7 bin 542 Euro düzeyinde olduğunu gösteriyor.
Bu Avrupa ölçeğindeki en düşük rakam. AB ortalaması 29 bin 490 Euro.
İnan Mutlu’nun hesaplamasına göre Türkiye’de bir üniversite mezununun aylık medyan geliri 628 Euro iken AB’de bu 2 bin 458 Euro düzeyinde.
Bunda önemli etkenlerden biri STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics: Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) mezunu oranının düşüklüğü. OECD araştırması, üniversite mezunu Türk gençlerin elde ettikleri gelirin azlığının nedeninin üniversite eğitiminde STEM bölümlerinin daha az tercih edilmesi olduğuna işaret ediyor.
Servet Yanatma’nın Euronews’teki haberine göre OECD Türkiye Masası “Üniversite sektörünün hızla genişlemesi, yükseköğrenim programlarının kalitesini korumayı zorlaştırdı ve öğrencilerin işgücü piyasasından elde ettiği getirileri daha da kötüleştirdi” diyor.
Türkiye’de STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarında mezun oranının görece düşük olduğuna dikkat çeken OECD, “İşgücü piyasasının talep ettiği beceriler ile öğrencilerin üniversitelerde edindiği beceriler arasında büyük bir uçurum olduğu görülüyor” görüşünde.
Öte yandan üniversite mezunu işsiz birikiminin de iş bulmayı giderek zorlaştırıcı bir etkisi var.
Türkiye’de böyle şeyleri ölçmek zahmetine katlanmıyoruz ama İngilizler yapmışlar.
Birleşik Krallık ISE verilerine göre, 2024’te işverenler yaklaşık 17 bin mezuniyet sonrası pozisyon için 1.2 milyonun üzerinde başvuru aldılar.
Bu da her bir pozisyon için ortalama 140 başvuru anlamına geliyor.
Muazzam bir rekabet var ve ISE verileri de gösteriyor ki rekabet her yıl daha da artıyor.
J. J. Rousseau “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı” isimli eserinde eşitsizliğin insanın doğasından değil, esasen mülkiyetten ve onun yarattığı kurumlardan kaynaklandığını anlatıyor.
“Bir dev ile bir cüce aynı yolda yürüseler ikisinin de atacağı her yeni adım deve yeni bir üstünlük sağlayacaktır” diye yazıyor.
Bu benzetme için belki bana kızacaklardır ama Türk gençleriyle Avrupalı gençlerin durumu dev ile cücenin durumu gibi.
Bu, üzerinde gevezelik edilip geçilebilecek bir konu değil.
Gelecekle ilgili beklentileri olumlu olmayan gençlerin yaşadığı bir ülkeden kimseye hayır gelmez.
Siyasi partilerimizin bu sorun için nasıl bir çözüm önerdiklerini ben bilmiyorum. Muhtemelen gençler de bilmiyordur.
Kim bilir, belki zaten bu konuda derli toplu politikaya sahip bir parti bile olmayabilir.
Bizde siyaset, kayıkçı kavgası zemininde yürütülüyor; gerçek sorunlara ümit veren çözüm önerilerini pek duyamıyoruz.
Daha sonra genç yoksulluğu meselesine de girelim diye düşünüyorum, bu yazı bir başlangıç yazısı olsun.
25 Ekim 2025
Mehmet Y. YILMAZ
KAYNAK: https://t24.com.tr/
