
Paramount Otel olarak bilinen tesisle ilgili soruşturmada, Sezgin Baran Korkmaz başta olmak üzere yine AKP’li görünen ya da AKP’ye yakın durmayı tercih eden isimler şüpheli konumunda. Aynı dosya içinde yer alan ve bir süredir sessizliğe bürünen, “iktidarın altın çocukları”ndan Cihan Ekşioğlu tutuklandı. Korkmaz ve Ekşioğlu’nun isimlerinin gündeme geldiği günlerden beri, üçüncü bir ismin de kulakları sıkça çınlatılıyor: Süleyman Soylu
Tuz, uzunca zamandır kokmuş durumda yaşadığımız coğrafyada.
Kokma sebebi, iktidarın, muhalif gördüğü isimlere yönelik “ifade ve düşünce özgürlüğü” başta olmak üzere, sesin yükseltilmesine karşı yürüttüğü cadı avı değil elbette.
Tersine, iktidar olmanın olanaklarından faydalanan iktidar destekçileri ya da destekçisi görünenler. Olanakları özellikle para ve makam/mevki merkezinde kullanıp bireysel veya grupça menfaat sağlamaları tuzun kokmasının önde gelen gerekçesi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, geçen hafta bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Bu satırların yazarı da buluşmadaydı.
Görüşmede; Babacan soruları yanıtlarken, dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu.
Söz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağına geldiğinde DEVA Partisi lideri, yakın geçmişte bu konudaki itirazını hatırlattı. Erdoğan’ın anayasa gereğince neden aday olamayacağı yönünde itiraz ettiklerinde karşı cepheden gelen yanıtı şöyle aktardı:
“Erdoğan’ın aday olamayacağı daha önce de gündeme geldiğinde en çok itirazı yapan, menfaat şebekesiydi. Menfaat şebekesi, bu tek merkezden yönetimi çok seviyor. Hatırlarsanız 2014’te Erdoğan partisiz cumhurbaşkanı oldu bir süre. Partisizdi. O dönemde dediler ki ‘Efendim, siz sakın memleketin başından ayrılmayın. Ülke mahvolur.’
Diyemediler ki ‘Biz, sizin üzerinizden menfaat sistemleri kurduk. Siz giderseniz bizim menfaatlerimiz mahvolur.’ “Ülke mahvolur” dediler. Onu da öyle ikna ettiler. Yani ‘Aman gitmeyin efendim. Aman Allah sizi başımızdan eksik etmesin’ diye… Dolayısıyla bu söylediğime de en büyük itiraz şimdi o menfaat şebekelerinden gelir. Onlar ne demek istediğimi gayet iyi anlıyor da…”
Babacan’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı etkilemek isteyen “menfaat şebekeleri” açıklaması, son günlerde örnekleriyle gündeme gelmeye başladı tek tek.
İki aydır neredeyse haftada iki kez savcılıkların iktidar yanlısı kişiler ya da gruplara yönelik adli operasyonlarıyla güne başlıyor ülke insanı.
Bilhassa Başsavcı Akın Gürlek yönetimindeki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, muhalefet belediyelerine yönelik yolsuzluk soruşturmalarının yanı sıra iktidara ve Cumhur İttifakı’na yakın olduğu söylenen bazı isim ve şirketlere yönelik yolsuzluk dosyalarının kapaklarını açıyor bir süredir.
Gözaltılar var, tutuklamalar var.
Her bir dosyanın içeriği birer bomba adeta. Birbiri ardına açılması sebebiyle her ne kadar sıradanlaşmaya çalıştırılsa da dosyaların içerikleri AKP ve MHP’nin sinir uçlarına dokunacak cinsten.
Devletin önemli kurumlarındaki önemli isimler dosyaların şüphelileri. Önceleri alt düzeyde olan kamu personeli şüphelilerin yerini şimdilerde daha üst konumdaki kamu yöneticileri almış durumda.
Son örnek Merkez Bankası’nın eski başkan yardımcısı Emrah Şener. Görevi sırasında yolsuzluk ve usulsüzlük yaptığı iddiasıyla beraberinde yine siyasi irtibatları bulunan şüphelilerle birlikte tutuklandı.
Görevi döneminde birlikte çalıştığı yine Merkez Bankası’ndaki önemli isimlerin aynı dosya kapsamında verdikleri ifadelerle itirafçı oldukları bilgisi var.
İstanbul’da yürütülen soruşturmalarda, dosyalarla bağlantısı bulunduğu öne sürülen AKP ve MHP’nin önde gelen siyasetçileri var.
Mesela Can Holding soruşturmasında mevcut kabinden bir bakanın oğlunun dosya kapsamında yer aldığını gazeteci Barış Terkoğlu gündeme getirdi. Ayrıca bir bakan yardımcısının oğlunun da aynı dosyada bulunduğunu ilave edeyim.
Kaldı ki özellikle AKP’ye yakınlığıyla bilinen iş insanları, aileler var.
Savcılığın bu dosyaları arka arkaya açmasının mutlaka bir somut gerekçesi olmalı. Şimdilik bu gerekçe dosyaları açanların dışında bilinmiyor.
AKP ve MHP içinde de farklı kulis bilgileri elbette mevcut. Ancak, somut bilgiye dayanmayan, temeli olmayan bilgiler bir süredir kapalı kapılar ardında konuşuluyor.
İddiaların dışında kalanlar ve kısmen kıyısında yer alanlar, ne şekilde pozisyon alacakları konusunda kararsızlar.
Kimi zaman İstanbul Adliyesi’ne çevriliyor gözler, kimi zaman ise ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ya da yakın çevresine.
Tabii bu arada savcılığın yürüttüğü “finans-siyaset-bürokrasi” düzlemindeki yolsuzluk soruşturmalarının Erdoğan’ın bilgisi dışında yapılamayacağı düşünüldüğünde, Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir açıklama yapmaması ayrıca dikkat çekici.
AKP’nin mevcut yönetim modelinde işler tek bir yerde toplandığı için ister muhalif ister iktidar yanlısı hemen herkesin gözü “yukarı”dan gelecek işarette bir süredir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapağını açtığı son dosya, Bodrum’da “çökülerek asıl sahibinden alınan” ultra lüks otele ait.
Paramount Otel olarak bilinen tesisle ilgili soruşturmada, bir dönemin kendisinden menkul isimlerinden, Sezgin Baran Korkmaz başta olmak üzere yine AKP’li görünen ya da AKP’ye yakın durmayı tercih eden isimler şüpheli konumunda.
Hakkında yakalama kararı çıkartılan Korkmaz, zaten bir süredir Amerika’da. Aynı dosya içinde yer alan ve bir süredir sessizliğe bürünen, “iktidarın altın çocukları”ndan Cihan Ekşioğlu tutuklandı.
Bu ülke insanı, her iki ismi, halen firarda yaşayan, İnterpol’ün kırmızı bülteniyle aranan ve organize suç örgütü lideri olmaktan hüküm giymiş Sedat Peker’in ifşalarından öğrendi.
Ülkede bakanlar, kamu kurumları ve yöneticileri hatta muhalif siyasiler varken bu gelişmelerin firari bir suç örgütü liderince seslendirilip konu edilmesi de ayrı bir gariplik tablosu.
Korkmaz ve Ekşioğlu’nun isimlerinin gündeme geldiği günlerden beri, üçüncü bir ismin de kulakları sıkça çınlatılıyor.
Önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, üçüncü isim.
Soylu demişken, Sezgin Baran Korkmaz’ın hakkında yakalama kararı çıkmadan önce yurt dışına nasıl kaçtığı, kaçmadan önce Soylu ile İçişleri Bakanlığı’ndaki makamında görüştüğü, görüşmeyi kimlerin organize ettiği ilk günden bu yana biliniyor. Hem sokaktaki yurttaş hem de devletin “ilgili birimleri”nce…
21 Ekim 2025
Tolga ŞARDAN
KAYNAK: https://t24.com.tr/
