
Türkiye’de, bu güzel ülkemizin güzelliklerini, milletimizin değerlerini, hasletlerini, gelenek ve
göreneklerimizi, ezelden beri örnek gösterilen saygı, sevgi, hürmet iklimini bozan pek çok olaya, davranışa şahit oluyoruz. Bu davranışı sergileyenlerin başında da ne yazık ki siyasiler geliyor. Bir de siyasi kimlikleri olmamasına rağmen siyasetçilerden çok siyasete bulanan, bir başka deyişle kraldan çok kralcı olan troller ve trol kılıklılar var.
İktidarla başka siyasi güç sahiplerinin durumunu “Adalet Terazisi Şaşar Ya da Şaşırtılırsa” başlıklı yazımda ele almıştım. O yazıda, belediyelerle ilgili bazı yolsuzluk operasyonlarında taraf tutan
bir uygulama olduğundan hareketle mesela Melih Gökçek ve dönemi ile ilgili olarak şu cümleleri kurmuştum:
“Ortalıkta herkes konuşuyor ama galiba savcıların haberi olmuyor! Ankara Büyükşehir
Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş aylardan beri hemen her fırsatta Gökçek dönemi ile ilgili olarak en az 100 yolsuzluk dosyası hazırlayıp savcılığa, İçişleri Bakanlığı’na verdiklerini söylüyor ama buna rağmen savcılar yine harekete geçmiyor. Bu da Türk yargısının üzerine gölge düşürüyor ve talimatla harekete geçildiği kanaatini uyandırıyor. Türk yargısı bu yükten kurtulmalıdır.”
Görevden istifa ettirilen Melih Gökçek bir taraftan, her ne hikmetse AKP’den Milletvekili
yapılan oğlu bir taraftan Mansur Yavaş’a saldırıya geçince o da Gökçek hakkındaki dosyaları bir defa daha ve belgelendirerek, yüksek sesle haykırdı. O günden sonra yargı harekete geçti mi, o yükten kurtulmak için bir çalışma var mı doğrusu bilmiyorum.
Gökçek hakkında savcılığa verilen 100’e yakın dosyadan biri de Başkanlıktan ağlaya sızlaya
istifa ettirilmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen belediyeye ait yani Ankara’da oturan en az beş milyon insanın hakkı olan binada oturuyor, eşyalarını da kullanıyor olması ile ilgili idi. Neyse ki bu konuda mahkemeden karar çıkartılmış ama insan yüzsüz ve arsız olunca kararlar da dinlenmiyor, uygulanmıyor. Mansur Yavaş düzenlediği geniş kapsamlı basın toplantısında bu yüzsüzlüğü yüksek tonda ve kameralar önünde dile getirerek şöyle seslendi:
“Gökçek!.. Usulsüz oturduğun o ev var ya, mahkeme kararıyla tespit edildi. Çık bakim o
evden, hadi çık, çık! Ankara halkının malını geri ver!..”
Verdi mi? En azından bu yazı kaleme alınana kadar öyle bir haber duyulmadı. Üstelik Melih bir
yandan, oğlu öbür yandan yalan yanlış bombardımana devam ediyorlar. Gökçek döneminde döşenen su borularının art arda patlamasından kaynaklanan su sıkıntısını da bahane ederek ileri geri konuştular.
Onların konuşmaları yetmezmiş gibi troller de devreye girerek “Gökçek Kesik köprüden o hatları döşetmeseydi şöyle olacaktı böyle olacaktı. O konuda Melih’e laf edenler…” gibi pek çok sıralama ve saydırma yaptılar. Hem de Melih döneminde yapılan haksız, hukuksuz, milyarlarca lira kamu zararına sebep olan dosyaların gündemde olduğu bir dönemde onları görmezden, duymazdan, bilmezden gelerek
bunu yaptılar.
İş o yapmasaydı bu yapmasaydı konusuna gelirse sonu gelmez. Belediyelerin görevi her devirde gereğini yapmaktır. O yola gidilirse “Çamlıdere Barajı yapılmasaydı”, “Kurt Boğazı Barajı yapılmasaydı” diyenler de olur.
Çok söylendi, çok yazıldı, mahkemeye intikal eden konular var ama Gökçek dönemi ile ilgili
bizzat şahit olduğum ve yaşadığım, hakkımı da söke söke aldığım konular var. Kanalizasyon ve
özelleştirilmeden önce EGO ile ilgili doğalgaz meselesi. Önce doğalgazdan başlayalım.
2000’li yılların ilk yarısı… Doğalgaz henüz özelleştirilmedi ve Ankara için ihalesi Büyükşehir
Belediyesi tarafından yapılıyor. Keçiören’den sonra Bağlum’da da çalışmalar başlamıştı. Henüz Bağlum’un içindeki hatlar tamamlanmamıştı ki, baktım merkezden iki kilometre dışında evimizin de bulunduğu Bağlar mevkiinde bir çalışma var. Hemen durup mühendise sorunca öfkeli bir ifade ile bir evi
işaret ederek “İşte şu eve hat çekiyoruz” dedi. Yani “Bu bölgeye, bu sokağa” değil, “Şu eve!”
O ev, Gökçek’in Keçiören Belediyesi Başkanlığı döneminde o bölgede müteahhitlik yapan ve
şimdi rahmetli olan birine aitti. Bizim eve mesafesi 500 metre. Hemen dilekçe yazıp EGO Genel Müdürlüğü’ne verdim. Cevap: “Proje kapsamında uygunluk bulunduğu taktirde size de verilecektir!”
Oysa verdikleri ev proje kapsamı dışında idi. Çünkü kapı bir komşusuna bile vermediler.
Birkaç ay sonra baktım, Bağlum’dan Çubuk ve Kazan’a doğru giden yolda da bir doğalgaz
çalışması var. Bize yine 400 – 500 metre mesafede. “Bu nereye gidiyor” diye sorunca yine öfkeli bir cevap aldım: “Falanın arsalarına!..”
Anlaşılmıştı!
Allah Allah!.. Vatandaş müracaat edince “Tapulu ve iskanı/oturma izni alınmış ev” başta olmak
üzere birkaç belge isteniyor ama bazıları için boş tarla da olsa hat çekilebiliyormuş demek ki! Serde araştırmacı gazetecilik var ya hatlar çekildikten sonra o arsaları araştırmaya koyuldum ve üç tanesini tespit ettim. İçinde kulübe bile olmayan o arsa ya da tarlalarda doğalgaz hattı, kanalizasyon logarı, şebeke suyu tam tekmil görünüyor, arsa ya da tarlanın birinde de belediyenin demirbaş numaraları üzerinde olan iş makineleri çalışıyordu. Allah yardım edecek ya, tam oradan ayrılınca bazı inşaat
malzemeleri yüklü olan belediyeye ait bir kamyon önümde durarak, “Buralarda bahçe duvarı yapılan bir yer varmış” diye sormasın mı? Ben de “Falanın yeri mi” diye sorunca elini sallayıp, “Evet” cevabını verdi. Tıpkı hat çeken işçi ve mühendisler gibi o şoför de bu işten rahatsızdı.
Aynı sıkıntıyı kanalizasyon hattı için de çektik. Bize gelecekken bir anda güzergâh değişti ve
zamanın Sağlık Bakanlığı Müsteşarının evine gitti! Bütün bu haksızlıkları dile getiren dilekçeler,
mektuplar yazarak Gökçek ve devrin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdim. Milliyet Gazetesi muhabiri gelip tespit yaparak haber yaptı. O haber 12 Eylül 2012 tarihinde benim ve ilgili yerlerden bazılarının resmi ile birlikte Ankara ekinde yayınlandı. Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan, Müsteşarlık makamından görüştüğüm kişiler “Haklısın ama sonuç alamazsın. Kimse Gökçek’le ilgili bir işlem yapmıyor” dediler.
Bunun üzerine doğalgazla ilgili olarak kalkıp zamanın EGO Genel Müdürü Veysel Karani
Demir’e gidip yapılan haksızlık ve usulsüzlükleri bir bir anlattım. Sağ olsun, hepsini dinleyip not aldı ve ilgili Daire Başkanı’nı arayıp sordu. Telefonda aldığı bilgiler anlattıklarımla örtüşüyor olmalı ki hemen talimatını verdi: “Tamam, tamam. Şimdi bir adres veriyorum, derhal buraya hat çekeceksiniz!”
Ardından EGO’dan gelen Müdür’e de bizzat ilgili yerleri göstererek, “Ben, Bağlum’un içi bile
tamamlanmadan buraya hat çekilmesini istemem. Ama işte görüyorsunuz, şu eve ve şu tarafta içinde kulübe bile olmayan arsa ya da tarlalara hat çekilmişse hakkımı ararım” dedim. O da dertli imiş:
“Osman Bey, o bahsettiğiniz kişi ilkokul mezunu biri ama Başkan onu Genel Koordinatör olarak
atadı. Genel Müdürlere ve Daire Başkanlarına emir veriyor. Herkes bundan şikayetçi. Başkan’a gidip söylediler olmadı. Başbakan’a ilettiler yine olmadı. Siz haklısınız, Genel Müdür talimat verdi ve hattınızı çekeceğiz.” İşte böyle…
Çok karmaşık işler var, bin bir türlü dümen dönüyor. İlişkiler ağı mutlaka çözülmeli. Öküzün
altında buzağı aramaktan beter; doğruluğunu ve dürüstlüğünü herkesin bildiği Mansur Yavaş’a bir suç atabilmek için kılı kırk defa yarmaya çalışanların Gökçek’le ilgili harekete geçmemeleri, üstelik oğlunu da Milletvekili yapmaları düşündürücüdür.
Bir sözüm de “Ülkücü” geçinmelerine rağmen bile bile Mansur Yavaş’ı karalamaya çalışan
trollere: Ülkücü geçmişinizden ve Allah’tan utanın da haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmayın.
09 Ekim 2025
Osman OKTAY
