“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve
adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin!” (Maide Suresi, Ayet 8)

Güzelim Türkiye’mizde öyle hayret verici olaylar, akıl almaz, vicdan razı olmaz uygulamalar oluyor ki anlaşılmazı zor, kabul edilmesi imkânsız.

Çoktan beri iktidara muhalif belediyelerle bazı kurumlar üzerine soruşturmalar açılıyor, baskınlar düzenleniyor, gözaltılar, tutuklamalar oluyor. “Nedir ne değildir ne oluyoruz, nereye
gidiyoruz” diye sorulsa da açıklayıcı, tatmin edici bir cevap almak mümkün olmuyor.

Kimi dinlersen o “haklı!” Kısacası hakikat bir amma rivayet muhtelif. Dolayısıyla içinden
çıkılamaz bir durumla karşı karşıyayız.

Şunu öncelikle belirtelim ki dinin de devletin de temeli ahlaktır, adalettir. Ahlak bozulur, adalet
güçlü olanların keyiflerine göre şekillenip siyasi tercihlere göre uygulanır hale gelirse o toplumda huzur ve güven kalmaz, çöküş başlar.

Yine hemen ve özellikle vurgulamalıyım ki bu satırları yazan kişinin hiçbir siyasi tercihi yok.

Çünkü Türkiye’mizde siyaset kurumu kokuşmuş hatta çürümüş durumda. Onun için yıllardan beri hem nalına hem mıhına vuran yazılar yazarak içimi döküyorum. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” düsturunu kendime yol olarak seçtim. Diyanet söylemesi gerekeni söylemediğinde söyledim. İktidar partisi AKP, ortağı MHP, Ana Muhalefetteki CHP için neler neler yazdım ve hepsini de eleştirmekten
çekinmedim. Yine de çekinmem, çekinmiyorum. Ancak…

Ancak öyle bir noktaya gelindi ki açıktan, pervasızca, göz göre göre haksız, hukuksuz
uygulamalar yapılıyor. “Millî Görüş” diye ortaya çıkan ve “Adil Düzen” kuracağını vadeden Erbakan Hoca’nın talebeleri, o gömleği çıkarıp attıktan sonra dini, ekonomiyi, sosyolojiyi, hak hukuk kavramlarını kendileri ile çevrelerine göre düzenlemeye başladılar. Hiç beklenmeyecek bir halde, eşyanın tabiatına, var oluş gayesine, ülkü ve ideallerine ters bir anlayışla MHP’nin bugünkü yöneticileri de kendilerine kayıtsız şartsız destek olunca adeta gemi azıya alan atlar gibi davranmaya başladılar.

Niyetimi, anlayışımı, sahip olduğum ahlaki değerlerimi ortaya koyarak tekrar ediyorum ki
Muhalefet partilerine mensup belediyeler, kurumlar her ne ise ve her kim ise bir kuruşluk haksızlık yapmışsa, yapıyorsa, kul hakkı yemişse, yiyorsa araştırılsın, soruşturulsun, cezası ne ise çeksin, ibret-i alem için gereği ne ise yapılsın. Ancak…

Ancak “Adalet mülkün/devletin temeli” ise, öyle olması gerekiyorsa ve hatta “Devletin dini adalet” ise devleti yönetenler “Benden – senden, ondan – şundan” anlayışını bir kenara bırakıp herkese,
her kuruma eşit davranmak zorundadırlar.

İktidardakiler siyaseten muhalefete, muhalefettekilerden de kendilerine rakip olarak gördükleri bir ya da birkaçına karşı politikalar geliştirebilirler. Bu normaldir. Ancak adalet terazisini şaşırır ve şaşırtarak ölçüyü kaçırırlarsa vebaline de katlanmak zorundadırlar. Hele de başta dini referanslarla öne çıkan bir iktidar varsa Allah’ın şu buyruğunu bilmemesi mümkün değildir:

“Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin!” (Maide Suresi, Ayet 8)

İktidardakiler gibi yargı mensubu olan hakimlerle savcılar da ettikleri yemine sadık kalıp Allah
korkusunu da hiç akıllarından çıkarmamalı, varlıklarının sebebi olan adalet dağıtımında tarafsız kalarak soruşturmaya konu olan, ceza alması gereken kim olursa olsun taviz vermemelidirler. Öyle ki buna mecbur, hatta mahkûm olduklarını unutmamalıdırlar.

Peki, olması gereken budur da uygulama nasıldır?

Ne yazık ki millet olarak bu konuda tam bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. İktidara mensup belediyelerle çeşitli kurumlarda ne olursa olsun işlem yapılmaması, mecbur kalınınca istifa ettirme
yoluna gidilmesine alıştık. Alıştık da kamuoyuna bir gerekçe açıklanmıyor, savcılar harekete geçmiyor.

Muhalefet cephesinde bir yaprak kımıldasa iktidar yandaşı basın yayın organları bir taraftan, iktidar sözcüleri bir taraftan bombardımana geçiyor, savcılar hemen soruşturma açıyor, sabahın seher vakti evlere baskınlar düzenleniyor, gözaltılar, tutuklamalar, mahkemeler alıp başını gidiyor.

Pek çok örnek var da en belirgini, en göz önünde olanı olmasına rağmen hakkında hiçbir işlem
yapılmayan Melih Gökçek ve ailesi…

Ortalıkta herkes konuşuyor ama galiba savcıların haberi olmuyor! Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş aylardan beri hemen her fırsatta Gökçek dönemi ile ilgili olarak en az
100 yolsuzluk dosyası hazırlayıp savcılığa, İçişleri Bakanlığı’na verdiklerini söylüyor ama buna rağmen savcılar yine harekete geçmiyor. Bu da Türk yargısının üzerine gölge düşürüyor ve talimatla harekete geçildiği ya kanaatini uyandırıyor. Türk yargısı bu yükten kurtulmalıdır.

En son, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen konserlerde “Kamu zararı” olduğuna
dair yapılan göz altılardan sonra Mansur Bey bir basın toplantısı düzenleyerek o dosyaları bir bir, kalem kalem anlattı. İşleme alınmayan, “Soruşturmaya gerek görülmeyen”, zaman aşımına bırakılan dosyaları tek tek anlattı, detaylandırdı. Üstelik bazıları Gökçek görevden istifa etmek zorunda kaldıktan sonra yerine gelen AKP’li Başkan Mustafa Tuna’nın yaptığı suç duyuruları ama yine de dikkate alınmayıp
adeta örtbas edilmiş.

Gökçek’in oğullarından birine Televizyon, birine Futbol Takımı alması, Ankapark Dosyası, Teleferik İhalesi, Fetöcülerle içli dışlı çalışmaları, Mahkeme kararı ile tahliye etmesi gerekirken halen Belediye’ye ait konuttan çıkmaması, evde kullandığı mobilyaların faturasını bile belediyeye fatura etmesi gibi pek çok usulsüzlüğü belgeleri ile anlattı. Şahsen dinlerken ben utandım. Gökçek ailesi utanmıyor mu acaba derken Mansur Başkan o soruyu da sordu: “Utanmamak nasıl bir duygudur acaba?”

Sayın Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı hemen her fırsatta “Türkiye bir hukuk devletidir” deyip
duruyorlar. Ancak hukukun kişi ve kurumlara göre farklı farklı işlediği, işletildiği de bir gerçek. Yazıma bir ayet meali ile başlamıştım. Yine bir ayet meali ile bitireyim. Umulur ki ders alması gerekenler bunları hatırlar ve Türkiye’mizde, bu güzel ve yalnız ülkemizde huzurun, güvenliğin yerine gelmesine bir katkımız olur. Cenab-ı Allah Enbiya Suresi 47. Ayette şöyle buyuruyor:

“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız; artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu getirip ortaya koyarız. Hesap görücü olarak
Biz yeteriz.”

Dilerim ve isterim ki Mahşer gününe kalmadan Türk Yargısı bu hesapları görerek haklı ile haksızı ayırır.

25 Eylül 2025

Osman OKTAY


Yorum bırakın