“İçimizdeki Çinlilere” mi inanalım yoksa Doğu Türkistan’da zulüm görenlere mi?

Ünlü teknik direktörlerimizden Mustafa Denizli’nin kulakları çınlasın; 1990’lı yılların sonunda, A Milli Futbol Takımımızın İrlanda maçı ile ilgili, ileri geri konuşanları eleştirirken “İçimizdeki İrlandalılar” demiş ve bu cümle adeta bir darbı mesel haline gelmişti. Geçen zaman içinde “İçimizdeki Fransızlar, Almanlar, İngilizler, Ruslar, Amerikalılar” hiç eksik olmadı ve olmayacaksa da son zamanlarda “İçimizdeki Çinliler” ön plana çıkıverdi.

Çin, hemen her yıl Türkiye’den gözüne kestirdiği medya mensuplarını gruplar halinde alıp
götürüyor, krallara layık ağırlayıp yedirip içiriyor, hediyeler veriyor ve gezinin olmazsa olmaz bir
parçası olarak önceden tasarlanıp hazırlanmış bir oyun gibi özellikle Uygur kardeşlerimizin bulunduğu yerleri gezdirip hayran bırakıyor!

2025’in Eylül ayı başında yine 12 kişilik bir gazeteci tayfası Çin’e götürüldü. Şu sıralarda gazete köşelerinde onların yaptığı Çin Güzellemeleri yayınlanıyor. “İki Yalan İki Gerçek”, “Dört Yalan Dört Doğru” ve benzeri başlıklar altında yayınlanan yazılar, televizyonla ilişkili olanların çektikleri videolar var. Yazılan ve görsel olarak gösterilenlerin hepsi de iktidar yandaşı bilmem kaç gazetenin aynı başlıkla çıkması gibi hep Çin’i öven, Uygur kardeşlerimizi şen şakrak, bir elleri yağda bir elleri balda gösteren ifadelerle, görüntülerle dolu.

2016 yılının Mayıs ayında bir grup arkadaşımla birlikte ben de Çin’e gitmiş olmasam ve onların
ballandıra ballandıra anlattıkları Urumçi’deki havaalanında tam on saat rehin tutulup sınır dışı edilmiş olmasam anlatılanlara inanmamak mümkün değil. O gezinin hikayesini “Son Çin Seferi ve Gölgesinden Korkan Dev” başlığı altında yazmıştım. O yazı Türk Yurdu Dergisi’nde yayınlanmış, ayrıca kitaplarıma da almıştım. Arama motorlarında aynı başlıkla aratılarak bulunabilir.

Tam da bu Çin Güzellemelerinin yayınlandığı sıralarda, 17 Eylül günü Ankara’da, Uygur
Akademisi ve Ankara Kent Konseyi’nin organizesi ile “Doğu Türkistan Sorunu ve Çözüm Yolları Çalıştayı” düzenlenmişti. Sağ olsunlar, düzenleme kurulu Başkanı Prof. Dr. Erkin Emet bir Çin mağduru olarak beni de davet etmişti. Toplantıya gitmeden Çin hükümeti tarafından kurgulanmış gezilerinin ardından yazılanlara, yayınlanan videolara şöyle bir göz atmıştım. Tabir yerinde ise burnundan kıl aldırmayan ve hep üst perdeden konuşan gurur – kibir abidesi biri şöyle diyordu:

“Baskının en çok olduğu yer olarak söylenen Urumçi’de çarşı… Etraftaki dükkanlardan bir
müzik sesi geliyor, insanlar meydanda kendiliklerinden eşlik edip oynuyorlardı. Hatta bizim ekipteki arkadaşlar da onlarla birlikte oynadılar. Orası için söylenen dört büyük yalan var: Din yasak diyorlar, değil. Dil yasak diyorlar, değil. Toplama Kampları var diyorlar, yok. Zorla çalıştırma var diyorlar, yok. Uygurlar orada o kadar rahatlar ki, getirelim deseniz gelmezler!..”

Vay anasına bilhassa sayın seyirciler! “Dört Yalan” derken on dört yalan söyleyene de ne denir bilemedim doğrusu. Hani durum böyle güllük gülistanlık idiyse 2016 yılında bizi niye sınır dışı etmişlerdi?

Çalıştay’da o gurur kibir abidesi televizyon kargası ile diğer Çin Güzellemesi yapanların
yalanları ve daha fazlası bir bir ortaya döküldü, belgelendi. Doğu Türkistan’da doğup ilk, orta, lise ve hatta üniversite öğrenimlerini orada yaptıktan sonra yurt dışına kaçmayı başarabilenler her şeyi bütün açıklığı ile anlattılar. Dediler ki mesela:

“Uygurlar Türkiye’de de olduğu gibi ancak düğünlerde, toylarda oynarlar. Öyle çarşı içinde, sokak ortasında oynayan yoktur. Çin’in adetidir, götürüp gezdirdiği kişilere öyle düzmece
sahneler hazırlarlar.”

“Dışarıda Uygur dili ile konuşanlar olur ama hiçbir okulda Uygur Türkçesi okutulmaz. 1 Eylül 2017’de yayınlanan bir genelge ile Uygur Türkçesi yasaklandı. Uygur çocukları henüz üç
yaşında iken ailelerinden alınarak ana sınıflarına verilip asimile ediliyorlar.”

“Din yasak. Göstermelik bir cami açılır ve götürdükleri kişileri oraya götürürler. Normal
uygulamada camilere ancak 60 yaşın üzerindekilerin girmesine izin verilir. 2017’den itibaren camiler bomboş duruyor, pek çoğu da zaten yıkıldı.”

“2014 yılında oruç tutmak yasaklandı. Müslüman ismi koymak, ay yıldızlı semboller taşımak, tişört giymek kesinlikle yasak”

“Uygur kızları zorla Çinlilerle evlendiriliyorlar.”

“Tam 380 noktada Toplama Kampı var.”

“Toplama Kamplarına götürülmeyenler zorla ve yalnızca boğaz tokluğuna fabrika ve atelyelerde çalıştırılıyorlar. Çin’de olduğu söylenen ucuz işçilik işte bu yüzden…”

Çalıştay’a katılanlar arasında bir de Toplama Kampı mağduru vardı. İlk defa Türkiye’ye gelen
ve daha önce yurt dışına çıkıp Hollanda vatandaşlığı almış olan kızının gayretleri sonucu Hollanda hükümetinin araya girmesi ile 2019 yılında kaçıp kurtulan Kalbinur Sıddık.

Kalbinur Hanım Hollanda’da kızının yanında yaşadığı için Türkiye Türkçesini tam konuşamıyordu. Yaşadıklarını, çektikleri çileyi göz yaşları içinde anlattı ve tercüme edildi.

“Keşke o içimizdeki Çinliler, gazete ve televizyon köşelerinde Çin Güzellemeleri yapanlar Kalbinur Sıddık Hanım’la Çalıştay’da konuşulanları dinleyebilselerdi” diyesim geliyor da diyemiyorum; değmez. Kalbi mühürlenip şartlanmış olanlara ve yüz yıllar ötesinden Bilge Kağan atamızın seslendiği gibi “Çin’in tatlı sözlerine ve yumuşak ipeklerine/hediyelerine” tav olanlara ne desen boş.

Toplantıya hemen hemen belli başlı bütün muhalefet partilerinden Grup Başkan Vekili, Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili, İl Başkanı düzeyinde katılım vardı ama malum olacağı üzere AKP ile MHP’den kimse yoktu. Katılsaydılar ve orada bir önerge verilse idi alışık olunduğu üzere ne getirip götüreceğine, iyi mi, kötü mü olduğuna bakılmaksızın “AKP ve MHP oylarıyla ret” edileceği kesindi!

Şaka bir yana, grubu ve TBMM’de temsilcisi olan siyasi, parti temsilcileri Doğu Türkistan konusunu meclise taşıyacaklarına dair söz verdiler. TBMM’de konunun dile getirilmesi elbette faydalı olacaktır.

Çalıştay’a katılan konuşmacılar Çin’deki asıl yasaklar ve Uygur Türkü kardeşlerimize yapılan
baskıların daha çok 2017 yılından itibaren arttığını söylediler. Biz 2016 yılında yani o ağır baskılardan önce gitmiş olmamıza rağmen geri çevrilmiştik. Çin’in daveti üzerine son giden 12 kişilik gazeteci ekibi ve ondan önce belirli zamanlarda götürülenler ise bu baskıların en yoğun olduğu dönemde gitmelerine rağmen “Ooo oh! Lay lay lom; Çin ne güzel, hayat ne tatlı, Uygurlar oyunda oynaşta” diyerek güzellemeler yapıyorlar.

Hani bir zamanlar Fetö de yurt dışında bir yerlerde açtığı okullarda bir merasim ekibi hazırlayıp Türkçe şiirler, marşlar okutarak gidenleri mest ediyordu ya, Çin de aynısını yapıyor. Bu düzenbazlığı Çin mi Fetö’den öğrendi, Fetö mü Çin’den öğrendi bilmiyorum ama ortada büyük bir oyunun döndüğü kesin.

Çin kendine güveniyor ve durum gerçekten de içimizdeki Çinlilerin güzellemelerinde ifade
edildiği gibi ise yani baskı, zulüm yoksa açsın kapıları, davetle özel/güdümlü gazeteci, sanatçı
ağırlayacağına paramızla biz gidelim, akademisyenler, yazarlar, araştırmacılar gitsin.

Hadi ey gölgesinden korkan koca dev; hodri meydan!

18 Eylül 2025

Osman OKTAY


Yorum bırakın