BAŞTAN AŞAĞI BUTLANA BULANMIŞ VAZİYETTEYİZ…

Dostlar…Bugün uzun bir yazıyla uzunca vaktinizi alacağım, affınıza sığınarak…

Biz, 1999’da 18 nisan’da yapılan seçimlerden ülkenin 2. büyük partisi olarak çıktık. Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan bir CHP baraj altında kalırken, oradan ayrılarak DSP’yi kuran Ecevit’in partisi 1. parti olarak çıkmayı başarırken BİZİM MHP’miz de 2. parti oluyordu, bu demekti ki, sağın birinci ve büyük partisi artık MHP idi.

Seçim pazar günü olmuştu. Zannımca iki gün sonra idi, Bahçeli “DYP – RP dinlensin…” dedi. Niye dedi, diye soracak olursanız, doğrusu ben de bilmiyordum ve aynı soruyu ( galiba çarşamba günü idi) kendisine sormuştum. Meğer o günden bugüne uzanan kader çizgisinin neredeyse başlangıç fitili bu sözlermiş.🤔 Önce Meclis’in eski bir teamül uygulaması gereği ( sağdaki büyük parti adayının meclis başkanı seçilmesi) TBMM başkanı olarak MHP’li bir ismin seçimi suya düştü. Sonra da bildiğiniz ve bildiğimiz şekilde bir koalisyon dönemi başladı. Bütün bu süreçte Bahçeli’nin talihsiz beyanı ( “dinlensinler”) peşimizi bırakmadı. DYP ve RP’liler seçimden iki gün sonra büyük bir acemilikle ( başkaca bir niyet yok idiyse) sarfedilen bu sözleri hiç unutmadılar ve adeta bir “kin” mevzuu yaptılar.

4 Temmuz 2002 günü liderler bir araya gelir. Ecevit, Mesut bey, Bahçeli, Derviş odadadır. Tesadüfen Ecevit’le bir görüşme için gelmiş olan Maliye Bakanı da (S.Oral) odada kalır. İplerin koptuğu, köprülerin atıldığı bir toplantıdır. Derviş “…böyle gitmiyor, gitmeyecek, başka bir senaryo lazım…” der. Mesut bey de adeta Ecevit’ten bir sağlık raporu getirin de bu işleri öyle konuşalım demeye getirecek laflar eder. 4, 5, 6 temmuz günleri ben çıktığım en az 7-8 tv kanalında bu toplantı hakkında yorum konuşmaları yaparım…(Bahçeli’nin toplantıyla ilgili bizlere aktarmış olduğu bilgiler dogrultusunda) Gün, 7 temmuz olur. Ben Ankara’da Sözcü sıfatıyla o gün de çıktığım TV’lerde millete laf yetiştirmeye çalışırken, akşam üstü laf ortaya düşer ve bomba gibi patlar. Kocayayla’da şenlikler sırasında Bahçeli ERKEN SEÇİM demiştir ve tarih vermiştir: 3 KASIM… Kime sormuştur, kime danışmıştır, kimden akıl almıştır, hangi akıldır, bilinmez. Bilen varsa beri gelsin…

Ben Parti Sözcüsüyüm. Basin ve Propaganda başkanıyım, benim haberim yok. Haberi olan genel başkan yardımcısı, milletvekili, bakan, başkanlık divanı, MYK üyesi yok. Bugüne kadar bu işi ben biliyordum, benimle istişare etti diyen çıkmadı. Ama o gün ( 7 TEMMUZ 2002 Kocayayla) karagünlerin başlangıcı olacaktı. Karagünler başlamıştı artık. TBMM 2 Ağustos’ta usulüne uygun bir oylama yapılmaksızın, tamamen Bahçeli’nin keyfine ve talimatına uygun şekilde “Ben yaptım oldu” diyen bir yönetim altında erken seçim kararı aldı. Daha doğrusu almadı, aldığı ilan edildi. Hukuksuzluk ve butlan günleri başlamaktaydı. Burada bütün hukuk bilgime, TBMM’nin bir üyesi olarak millete karşı duyduğum sorumluluğa dayanarak bir kere ifade ediyorum. Bu ülkede ” 2002 erken seçim kararı” usulsüz şekilde alınmıştır ( BUTLAN) Bu karar mucibince yapılan 3 KASIM seçimi de dolayısıyla usulsüzdür. ( BUTLAN) Bu seçime başkanı Ürdün vatandaşı olan bir parti yine Bahçeli’nin tavassutu ve tasvibiyle sokulmuştur. (BUTLAN) Tayyip beyin bir takım uygun olmayan hukuki uydurmalarla başkan sıfatıyla seçimlere girmesi de yanlış bir işti, yanlış kelimesi çok eksik kalır.( BUTLAN) Ne Genç Parti’nin ne de DEHAP’in ise ” seçime girme yeterliliği” yoktu, bunu da uydurup, kaydırıp aştılar. (Rahmetli Sabih Kanadoglu çok uğraştı, Eminağaoğlu yaşayan şahittir ve bütün bu bilgilere sahip kişidir.) (BUTLAN)

Sonraki yıllarda dostum ve meslek büyüğüm olarak rahmetle andığım ancak bu işini bir türlü kabullenemedigim Kanadoğlu’nun sözü üzerine bir “367 toplanma sayısı” uyduruldu ve Bahçeli’nin de -yine- dahliyle AKP adayı Cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. 367 karar sayısıydı, toplanma sayısı değildir, Bahçeli ve meclis bu uydurma işe uymuş oldu, MHP Meclise girdi, kendi adayına oy verdi ama AKP adayının seçimini sağlayarak 2. AKP dönemine yol vermiş oldu. 367 açılış için şart olan bir sayı değildi. Zaten unutuldu gitti. (BUTLAN)

7 Haziran’da halk oyunu AKP’den çekti, muhalefete çoğunluk verdi. Muhalefet bir meclis başkanı seçip, komisyonları kurmayı beceremedi 17- 25 Aralık yolsuzluk komisyonu kurulamadı, Bahçeli’nin ” hesabını sormazsam NAMERDİM…” dediği hesap sorulmadı. (Bu BUTLAN değil, HÜSRAN…) Ülke 6 ay sonra Bahçeli’nin keyf-i şahanesi öyle istedi diye erken seçime gitti ve 7 Kasım’ da YENİ BİR AKP DÖNEMİ DAHA BAŞLADI… Bu AKP, Bahçeli’nin cansuyu olmasaydı kaç kere kururdu. Bence AKP Genel Merkezi önüne heykelini dikip “Minnettarız” diye yazsalar yeridir.

Önce “DYP-RP dinlensin” de; sonra 3 Kasım seçimlerinin önünü aç ( MHP’nin %22,23 oy alacağına inanıyordu), AKP’ye kırmızı halı döşe; sonra AKP’linin Cumhurbaşkanı seçimini sağla ( 367 bahanesiyle meclis çoğunluğu sağlama); sonra kazançla çıktığın, muhalefetin çoğunluk aldığı Meclise bir AKP’linin başkan (İ. Yılmaz ) seçilmesine engel olma, hemen erken seçim de 6 ay sonra yeniden AKP’nin kazanmasını sağla. Dolayısıyla 17-25 Aralık güme gitsin. ( Meclis komisyonu kurduramamak…) Her seferinde kırmızı halının yıprandığı her an ve yerde Bahçeli bir yolluk ( kırmızı ) bulup AKP önüne serdi. Artık ayrı, bağımsız, kendine egemen bir siyasi hareket ve ideolojinin partisi olmaktan çıkarak bir başka ideoloji (siyasal islam) ve partinin “yol arkadaşlığı” başlamaktaydı. Bahçeli artık kendisine “dava arkadaşı değil, yol arkadaşı” arıyordu. Yolu bundan böyle kimlerle kimlerle yürümedi ki ? Erdogan yol başıydı. Bozdağlar, Gökçekler, Soylular, (ayrıca o günlere kadar MHP’ne ve Türk milliyetçilerinine ağız dolusu onlarca laf eden onlarca kişi) Perinçeklerden domuz bağcılara kadar kimlerin yol arkadaşlığını yapmadı ki ?.. Özellikle AKP+FETÖ ortaklığı bozulunca AKP+MHP ortaklığı tesisinden sonra milli ve milliyetçi hassasiyetlerdeki kayboluş ve düşüş hali, bunları hep birlikte, ANDIMIZ’ı kaldırmaya, Öcalan’ı TRT’ye çıkartmaya, domuzbağcı eli kaldırmaya, APO’ya ‘Umut Hakkı’ verip özgür bırakmaya; Erdoğan’ı ülkeye vasi tayin etmeye -tek adam – ( Erdoğan ve çevresi vesayeti – bu durumu Bahçeli’ye borçlu oldukları apaçık gercektir- ) ; “DEM’i kapatmak” dan vazgeçip DEM’le demlenmeye ( PKK ve DEM’le oturup kalkmayı alçaklık, hainlik, şerefsizlik olarak tanımlamaktaydılar) kadar götürdü. Buralara gelirken Bahceli’nin teklifiyle ülkenin sürüklendiği referandum, bu oylamada milyonlarca mühürsüz oyun muteber sayılması işin bir başka hukuk faciası yanıydı.(BUTLAN)

Diploma konusuna girmek istemiyorum bile…(BUTLAN)

Ülkemiz adalet, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk, yoksulluk, geçim, enflasyon, hayat pahalılığı gibi dünya çapında yürütülen endeks çalışmalarının tamamında başlarda olması gereken yerlerde en sonlara düşmüş; en sonlarda olması icap edenlerde ise en başlarda yol almakta…(Suç oranı endeksinde Avrupa birinciliğini göğüsledik; 193 dünya ülke sıralamasında 14. olduk) Gelinen noktada, ahlak ve maneviyatta çöküş, adalet ve hukukta çöküş; kalkınma davasında çöküş yaşadığımız gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuz açıktır. Çeyrek asırlık bir iktidar bütün hesaplara,verilere, istatistiklere, endekslere göre elbette bu işin sorumlusudur. Sorumlusudur da, saksı çiçeğine kurumaya yüz tuttuğunda can suyu veren; her takılacağı anda serili kırmızı halının yenisini getiren bence asıl sorumludur.

Eski dava arkadaşlarım nasıl oldu bu hale geldi, bu “yol arkadaşlığı” nasıl bir iştir, anlamış değilim. Bu da” BUTLAN” bence…🤔🤨🤣😤

18 Eylül 2025

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın