Diyarbakır -İstanbul hattında Merve bebeğin şüpheli ölümü: Yenidoğan skandalının merkezindeki hastanede neler yaşandı?

Merve bebek, Sağlık Bakanlığı personeli aracılığıyla aileye hiçbir açıklama yapılmadan alınan seyahat onayıyla İstanbul’a götürülerek tedaviye alındı. Aile henüz iki haftalık olmamış bebeklerinin acı haberini aldı, kendilerine “bebeğin, böbreklerinin tedavi için verilen ilaçları kaldıramadığı için yaşamını yitirdiği” anlatıldı. Merve bebeğin dosyası halen açık, Sağlık Bakanlığı’nın “vurdumduymazlığı” sebebiyle savcılık soruşturmasında henüz adım atılabilmiş değil

İstanbul’da geçen yıl patlak veren “yenidoğan skandalı” henüz belleklerdeki tazeliğini koruyor.

İki ayrı dosyanın birleşmesiyle yargılama halen devam ediyor. Mahkemenin yaptığı değerlendirmeler sonrasında cezaevinden tahliye ettiği sanıklar var.

Bu konuda yeni bir dosyaya ulaştım. Konunun merkezinde yine yenidoğan soruşturmasında yer alan hastaneler arasındaki Özel Şafak Hastanesi.

Okuduğum dosyada, yine bir bebek ölümü var. Ancak bu defa işin içeriği farklı.

Diyarbakır’da dünyaya gelen bir bebeğin “katarakt” ameliyatı olması gerektiğinin ifade edilmesiyle başlayan ve Sağlık Bakanlığı’na ait özel uçakla İstanbul’a götürülüp tedavi edilirken birden yaşama veda etmesiyle sonuçlanan bir süreç…

Detayları aktarayım vakit geçirmeden.

Merve bebek; 5 Ağustos 2016 günü, Münevver ve Veysi Baci çiftinin evladı olarak Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde dünyaya gözlerini açtı.

Henüz hastaneden taburcu olmamışken, doktorlar ameliyat nedeniyle tedavisi devam eden anne Münevver Baci’ye, Merve bebeğin gözünde “katarakt” bulunduğunu ve ameliyat için İstanbul’a gönderilmesi gerektiğini aktardı.

Tedavisi nedeniyle sağlık sorunu devam eden Münevver Baci, bebeğinin İstanbul’a gönderilmesine onay vermedi. Bunun üzerine hastane yönetimi, baba Veysi Baci’ye ulaşarak onay talebinde bulundu.

Baba Veysi Baci ise diğer evladının yaşadığı sağlık sorununun tedavisi için Batman’daydı. Merve bebeğin İstanbul’a gönderileceğinden haberdar olmasıyla birlikte Batman’dan yola çıkan Veysi Baci, Diyarbakır’daki hastaneye geldiğinde sürprizle karşılaştı.

Hastane yönetimi, babaya açıklama yapmak yerine doğrudan Diyarbakır Havaalanı’na gönderdi. Baba Baci, ne olduğunu anlamaya çalışırken, kızının İstanbul’a uçuş için bekleyen Sağlık Bakanlığı’na ait özel uçağa bindirildiğini gördü.

Baba Baci, kalkış hazırlıkları yapan uçağa yerleştirilen henüz 10 günlük bebeğini görmek istediğini söyledi. Ancak uçağa gidişin yasak olduğu belirtilen Baci’ye hiçbir açıklama yapılmadan görevliler tarafından uçuş öncesinde seyahat onayı alındı.

Baba Veysi Baci, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Merve bebek, Sağlık Bakanlığı personeli aracılığıyla İstanbul’a götürülerek o dönemde adı Özel Bağcılar Tekden Hastanesi’nde tedaviye alındı.

Bu arada hastanenin adı daha sonra Özel Şafak Hastanesi olarak değiştirildi ve geçen yıl ortaya çıkarılan yenidoğan soruşturması merkezinde yer aldı.

Doğum sonrasından hastaneden taburcu edilmeyen Merve bebeğe henüz kimlik çıkartılacak zaman bile olmamıştı. İstanbul’daki hastane yönetimi, Baci Ailesi’ne ulaşıp bebeğe kimlik kartı çıkartılması talep edildi.

Aile, henüz iki haftalık olmamış bebeğe kimlik kartı çıkartma işlemini yürütürken, acı haberi aldı maalesef.

Ailenin neler yaşadığını düşünebilirsiniz?

Takip eden günlerde hastane yönetimi aileyi hastaneye davet ederek 1 Kasım 2016 günü Merve bebeğin cansız bedenini baba Veysi Baci’ye teslim etti. Baba Baci, hakkında hayallerine sahip olduğu bebeğini kucağına aldığında aklından neler geçtiğini hatırlamıyordu.

Hastane yönetimiyle görüşen Baci’ye, “bebeğin, böbreklerinin tedavi için verilen ilaçları kaldıramadığı için yaşamını yitirdiği” anlatıldı.

Bebeğinin cansız bedeniyle kala kalan baba Baci, Diyarbakır’a dönerek evladını toprağa verdi.

Aradan geçen sekiz yılın sonunda İstanbul’da aralarında Merve bebeğin de şüpheli biçimde yaşamını yitirdiği Özel Şafak Hastanesi’nde yer aldığı yenidoğan bebek çetesi soruşturması başlatıldığında Baci Ailesi, dosyaya müdahil olabilmek amacıyla harekete geçti.

Baba Baci, şikayetçi olabilmek amacıyla doğumun gerçekleştiği Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki doğum ve İstanbul’a sevk raporunu alabilmek için birçok kez girişimde bulundu. Ancak acılı babaya her defasında hastaneden “red” yanıtını verildi.

Yaşanan gelişmeler sonrasında şüpheleri daha da büyüyen Baci Ailesi, geçen kasımda aynı zamanda yoğun bakım çetesi soruşturmasını yürüten Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na resmi başvuru yaptı.

Baci Ailesi’nin iddiaları sonrasında soruşturmayı yürüten Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, geçen ocak ortasında Sağlık Bakanlığı’ndan soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesini talep etti.

Sağlık Bakanlığı’nın görevi Baci Ailesi’nin iddialarında adı geçen personeli tespit etmek, Merve bebeğe yapılan sağlık işlemlerine ait işlemlerin kayıtlarını ortaya çıkarmak.

Ancak savcılık yazısının gönderildiği 13 Ocak 2025’ten bu yana -yarın 13 Eylül olması sebebiyle- üzerinden tam sekiz ay geçti. Fakat, Sağlık Bakanlığı’ndan henüz olumlu ya da olumsuz ses yok!

Bakanlığın sessizliği devam ederken savcılık, geçen nisanda bakanlığa eleştirel yazı gönderip talep edilen bilgilerin bir an önce gönderilmesini talep etti. Ancak bakanlık bu resmi yazıya da “ilgide kayıtlı yazı incelenmiştir. Bahsi geçen dosya Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından değerlendirmeye alınmış olup ön inceleme süreci başlatılmıştır” yanıtını vermekle yetindi.

Anlayacağınız dosya halen açık. Sağlık Bakanlığı’nın “vurdumduymazlığı” sebebiyle savcılık soruşturmasında henüz adım atılabilmiş değil.

Acılı aile, şüpheli biçimde yitirdikleri Merve bebeğin ölümüne neden olanların bulunmasını istiyor kuşkusuz. Ailenin en doğal hak arayışına karşın Sağlık Bakanlığı halen “üç maymun”u oynuyor.

* * *

Dorukhan Büyükışık cinayetinde Jandarma’ya verilen beraat kararı aileyi şaşırttı

Ankara Adliyesi’nde önceki gün “önemli bir dosya”nın karar duruşması vardı.

Dosyanın bir tarafı, tam 7 yıl önce bir inşaat alanında cansız bedeni bulunan ve devletin savcıları ve polislerince “intihar etti” denilen ancak başlattığı hak arayışıyla biricik evladı Dorukhan Büyükışık’ın cinayete kurban gittiği delilleriyle ortaya koyup dava açılmasını sağlayan Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’tı.

Dosyanın karşı tarafında ise, Dorukhan Büyükışık’ın soruşturmasında kendilerine ulaşan adli soruşturma evrakına yönelik “gerçeğe aykırı bilirkişi raporu hazırlamak” ve “gerçeğe aykırı tercümanlık yapmaktan’” yargılanan sanık astsubaylar Ozan Karataş ve Osman Bilgi vardı.

Büyüteç’in daimî okurlarının yakından izlediği Dorukhan Büyükışık’ın yaşamını yitirmesiyle ilgili olaylar zincirinin en kritik süreçlerinden birisiydi iki jandarma personelinin yargılanması.

Dorukhan Büyükışık, babası Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık ile birlikte

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, baba Ethem Büyükışık tarafından yapılan suç duyurusu sonrasında 2023’te başlatılan kovuşturmada, Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı’nda görevli sanıklar Karataş ve Bilgi, yedi yıla kadar hapis istemiyle iki yıl boyunca hâkim karşısındaydı.

Astsubaylar Karataş ve Bilgi, önceki gün Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde son kez hâkim karşısındalardı. Sanıklardan Osman Bilgi, bizzat duruşma salonundayken, diğer sanık Ozan Karataş ise görev yaptığı Van’dan uzaktan bağlantı yaptı.

Önceki günkü duruşmaya gelmeden süreçle ilgili bir detay daha vereyim.

Yargılamanın geçen mayısta yapılan altıncı duruşmasında duruşma savcısı sanıklara yönelik esas hakkındaki görüşünü hakimliğe sundu.

Duruşma savcısı, sanık iki jandarma astsubayının hazırladığı analiz raporunda kritik öneme sahip çözümlemelerin, iki bilişim uzmanı, TRT ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde hazırlanan dört ayrı analiz raporundaki çözümlemelerle örtüşmediğini aktardı.

Savcı, Dorukhan Büyükışık’ın polis tarafından hazırlanan olay yeri inceleme işlemi ve ölü muayene işlemi sırasında yapılan görüntülü kayıtlar üzerinde inceleme yapan iki kriminal jandarma personelinin asıl konuşmalardan farklı olarak gerçeğe aykırı ses analizi yaparak tutanak hazırladıklarına, esas hakkındaki görüşünde yer verdi.

Duruşma savcısı, görüşünde her iki sanık için istenilen cezaların uygun olduğunu duruşma tutanağına geçirtti.

Gelelim çarşamba günü gerçekleşen duruşmaya…

Mahkeme hâkimi, bir önceki duruşmada savcının ceza verilmesini istediği jandarma personeli Karataş ve Bilgi hakkındaki kararını açıkladı.

Zaten duruşma çok uzun sürmedi. Dosyanın tarafları ve avukatları son görüşlerini anlattıktan sonra hâkim, sanıklar hakkındaki kararını “beraat” olarak bildirdi.

Hâkim, kararına gerekçe olarak “suçun unsurlarının oluşmadığı” değerlendirmesinde bulundu.

Dosyanın mağduru Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’la mahkeme kararı sonrasında telefonla görüştüm. Kolayca tahmin edileceği üzere, üzüntülü ancak umutluydu. Yerel mahkeme kararını İstinaf’a taşıyacaklarını söyledi.

Şimdi bu aşamada mahkemenin verdiği kararda; devlet, personelini koruma refleksi mi gösterdi? Yoksa kararın altında başka bir ayrıntı mı var, yakın zamanda ortaya çıkar elbette.

Bu arada dosyaya ilginç bir bilginin girdiği duruşma sırasında ortaya çıktı.

Sanıklardan Jandarma Astsubay Ozan Karataş’a, sanık olarak yargılandığı dönemde görevinde gösterdiği başarılı çalışmalardan dolayı beş ayrı takdirname verildiği anlaşıldı!

Karataş’a verilen beş takdirnameden ikisinde, emekli olduktan sonra şimdilerde Ekol TV’nin yönetim kurulu üyeliğine getirilen dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin’in imzasının bulunması dikkati çekti!

Diğer sanık Bilgi’ye de yine hakkında yargılama devam ettiği süreçte dört takdirname verildiği, bunlardan birisinin yine Önceki Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Çetin’ce onaylandığı görüldü.

Dava konusu olarak “gerçeğe aykırı bilirkişi raporu hazırlamak” iddiasıyla 7 yıla kadar hapis cezası ile yargılanan Karataş ve Bilgi’ye verilen ve üzerinde Çetin’in imzası bulunan takdirnamelerde, “bulgu ve delillerin usulüne uygun olarak teslim alınmasında ve incelenmesinde, değerlendirilmesinde ve inceleme sonucunda bilirkişi ve uzmanlık raporu tanzim edilmesinde göstermiş olduğunuz başarılı çalışmalarınızı memnuniyetle müşahede ettim. Sizi, üstün görev anlayışınız ve emsallerinize örnek teşkil eden özverili çalışmalarınızdan dolayı takdir eder, başarılarınızın devamını dilerim” görüşü yer aldı.

Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedeninin bulunması sonrasında şimdi sıra İzmir’deki yargılamalara geldi. Hem görevlerini yerine getirmeyen polisler hem de Büyükışık’ın öldürülmesinde bizzat yer alan ve Tanyer İnşaat firmasına ait inşaatta çalışan beş şüphelinin cinayet suçundan yargılamaları gelecek ay İzmir’de yapılacak.

Büyükışık Ailesi, bir yandan İstinaf hazırlığı yaparken diğer yandan da İzmir’deki yargılamalarına yoğunlaşmış durumda.

12 Eylül 2025

Tolga ŞARDAN

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın