
Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilerin iç işleyişini düzenlemeyi tüzüklerine bırakmış ve serbestlik tanımıştır. İşleyişe aykırılığın denetlenmesi yetkisi ( mesela her sene Anayasa Mahkemesi’nce görevlendirilen Sayıştay denetçileri, ya da kendi uzmanları mali denetim yaparlar. Niye mi hazine yardımının ve parti gelir giderlerinin nasıl harcandığı denetimi vb) AYM’ dedir.
Cezai konular/hususlar ise AYM nezdinde de görev yapmakta olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bu işler için siyasi partilere bakan bölüm vardır. Her hırsızlıkta olduğu gibi, oy hırsızlığı da (seçmen iradesini çalmak) önce bunun cezai bir soruşturma ile tespiti gerekir. Öyle bir hakim ben hırsızlık olduğu inancındayım deyip hüküm veremez.
Siyasî Partiler’in işleyişi böyle olunca demokrasi olmaz. Herhangi bir siyasi partinin ilçe ve illerinde görev yapabilmenin iki yolu vardır. Hem Siyasi Partiler Kanunu hem de partilerin hepsinin iç işleyişlerini düzenleyen parti tüzükleri gayet açıktır. Bir ilçe, ya da il yönetimi genel merkezce atanır. Yine partilerin tüzüklerinde belirtilen şekillerde önce ilçe delegeleri seçilir, ilçe kongreleri yapılır, ilçe kongreleri il delegelerini seçer bunlar da il kongresinde il yönetimlerini seçerler. İlçe veya il yönetimlerinin istifa ya da fesih yoluyla ” kurucu heyet” dediğimiz görevlendirmeler genel merkezlerce yapılır. Dolayısıyla herhangi bir mahkemenin ( yargının) siyasi partiyi ( ili, ilçeyi) yönetmek üzere heyet ataması bütün siyasi partilerin iç işleyişine karışmaktır; tüzüklerine müdahaledir; böyle bir müdahalenin yapılması Siyasi Partiler Kanunu’na aykırıdır…
Yargı kararıyla İl, ilçe yönetimi atanamaz…
Ortadaki durum birçok başkaca hukuksuz olan işlemler yanında bir başka hukuka uygun olmayan bir konudur. “Biz yaptık, yaparız” la bakalım nerelere kadar gideceğiz? Ben hukuk mantığıyla ve kafamla şahsen böyle düşünmekteyim.樂
11 Eylül 2025
Şevket Bülend YAHNİCİ
