
Bana gelen isimsiz ve kimin yazdığını bilmediğim bir notu aynen, olduğu gibi atıyorum. Kim yazdı inanın bilmiyorum. Ancak bu yazıyı yazan vatandaşın endişe ve heyecanının komisyon üyelerince de dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Belki bu notlarımız /paylaşımımız ve insanlarımızın endişe duydukları hususlar komisyon üyelerine de bir şekilde ulaşır.
04 Eylül 2025
Şevket Bülend YAHNİCİ
İşte o yazı:
“Terörizme Statü Arayışı: Bakırhan Ne Yapmak İstiyor?
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın son açıklamaları, bir kez daha meselenin adını doğru koymamız gerektiğini gösteriyor: Bu bir “barış” çağrısı değil; bu, silah bırakmayı reddeden yapılar için siyasi zemin oluşturma çabasıdır.
Bakırhan’ın açıklamalarında dikkat çeken temel vurgu şu: Türkiye’nin sınır ötesi terör operasyonlarını “tehdit”, PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG gibi yapılara yönelik eleştirileri ise “hak gasbı” olarak görüyor. Oysa devletin bu operasyonları, sadece sınır güvenliğini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda terörün dış bağlantılarını da kesmeyi hedefliyor.
Bakırhan ne diyor, birlikte bakalım:
“Kürtler dahil olmak üzere, bölgedeki hiçbir toplumdan kendi güvenliğini garanti altına almadan… eriyin demek, hem etik hem de vicdan sınırları dışında kalır.”
Yani açık açık diyor ki: Suriye’deki silahlı yapılar dağıtılmasın, onlara “güvence” verilmeden herhangi bir çözüm konuşulmasın. Peki bu güvence kime verilecek? PKK’nın Suriye’deki türevlerine mi? Bu yapılara “garanti” talebi, aslında terör örgütlerine bir nevi statü kazandırma girişimi değil midir?
Dahası var. Bakırhan, Abdullah Öcalan’ı “Kürt Halk Önderi” olarak tanımlıyor ve Meclis’e davet edilmesini savunuyor.
“22 Ekim’de Sayın Öcalan’ı Meclis’e davet eden çağrı, aslında demokratik çözüm arayışının bir parçasıydı.”
“Öcalan Meclis’e gelse, yıllardır savunduğu demokratik ulusu ve demokratik cumhuriyeti savunur.”
Bu sözler, sadece siyasi meşruiyet çizgilerini değil, aynı zamanda terörle mücadele konseptini de yerle bir etme iddiasıdır. Teröristbaşı Öcalan’ın çözüm sürecindeki geçmiş rolünü “barışçıl katkı” gibi sunmak, toplumu kandırmaktan başka bir şey değildir. Öcalan, kanlı bir örgütün lideridir. Bugün Suriye’deki silahlı uzantıların ideolojik çerçevesi hâlâ onun çizgisinde şekilleniyor.
Ve Bakırhan, tam da bu nedenle Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarına karşı çıkıyor:
“Sorunların çözümü operasyon tehditleriyle değil, hak ve hukuk temelinde diyalogla mümkündür.
“Türkiye’nin komşu ülkelerdeki Kürt halkının meşru haklarını, onurunu ve statüsünü savunması, kendi vatandaşı olan milyonlarca Kürdün de beklentisidir.”
Bu cümleler sadece içeride değil, dışarıdaki terör yapılanmalarına da açık bir sahiplenme anlamı taşıyor. Teröristlerin siyasi temsilcisi gibi davranmak, barışçıl bir siyasi aktör rolüyle örtüştürülemez.
Dikkat edelim: Bu söylemler doğrudan YPG/PYD gibi terör bağlantısı defalarca tespit edilmiş yapılara yöneliktir. Uluslararası raporlarla belgelenmiş ilişkiler, silah sevkiyatları, ideolojik bütünlük ortada. Bakırhan’ın ifadeleri ise bu yapıların adını bile anmadan “hak ve statü” talebinde bulunuyor. Bu bir dil oyunudur. Aslında açıkça şunu söylemektedir: “YPG’ye dokunmayın, onları tanıyın.”
Bu yetmiyor, içerideki siyasi operasyonlara dair de çarpıtma var. CHP’ye yönelik yargı kararlarını değerlendirirken şunu söylüyor:
“Kayyım atayarak siyaseti dizayn etmeye çalışmanın acizlik olduğunu… ifade etmek gerekir.”
“Yolsuzlukla mücadele derdi varsa… AKP’li belediyelere de uzanırdı.”
Yani yargının teröre veya yolsuzluğa bulaşan kişilere yönelik adımlarını, siyasi operasyon gibi göstermeye çalışıyor. Ama asıl niyet belli: Terörle mücadeleyi zayıflatmak, devlete “hesap soran” bir dili normalleştirmek ve kamuoyunu bu konuda bulandırmak.
Burada asıl sorulması gereken şu: Bu söylemler kimin işine yarıyor? Türkiye’nin birlik ve güvenliği için gece gündüz çalışan güvenlik güçlerinin mi, yoksa Kandil’in ve türevlerinin mi?
Tuncer Bakırhan’ın açıklamaları, terörle mücadelede geri adım atılması çağrısıdır. Masum halkları kalkan yaparak örgütlere statü talep eden bu yaklaşım, Türkiye’nin iç barışını değil, bölgedeki terörist yapıların siyasi hedeflerini gözetmektedir.
Son söz: Barış, terörle pazarlıkla değil; terörden arınmış bir toplumda, hukuk devleti ilkeleri içinde mümkündür. Teröristbaşılarını Meclis’e çağırmak, terör uzantılarına “statü” istemek, barışçıl bir çözüm değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okumaktır. Ve bu meydan okumanın karşılığı, hukukun içinde ama kararlılıkla verilmelidir.”
