
Mustafa Armağan adını taşıyan ve “Çakma Tarihçi” olarak bilinen biri var. Atatürk’e, İstiklal
Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a hakaretler edip “İstiklal Savaşı’nı keşke Yunan kazansaydı”
diyecek kadar pervasızlaşan ve ne yazık ki buna rağmen iktidarı yönetenlerle Diyanet İşleri Başkanı Erbaş tarafından ziyaret edilip saygılar sunulan “Fesli Kadir” tayfasından olduğu anlaşılıyor.
Daha önce “Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret” etmekten bir yıl üç ay ceza alan bu şahıs akıllanmamış olacak ki hakaretlerine devam ediyor. “Önce dedi, sonra dedi…” Ne zaman nerede söyledi ise söyledi, bir videosu var. Yunan, cepheden güya “kendisi çekilip gitmiş”, dolayısıyla ortada kutlanacak bir “zafer” yokmuş! Bunu derken de öyle hiddetli ve şiddetli ki, elindeki kitabı fırlatıp atıyor.
Oysa, İzmir, Manisa, Bursa, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Ankara güzergahında olup işgal günlerini yaşayanların dedeleri, nineleri öyle düşünmüyorlardı. Bu konuda yazılıp söylenecek, örnekle verilecek neler var da aklı olan, düşünüp değerlendirmesini bilen, kısacası insan olanlar için en çarpıcı olarak hep verdiğim ve vermeye de devam edeceğim bir örnek var:
TRT arşivlerinde, “Atatürk’ü Gördüm” diye bir program var. O programdan, Atatürk’ün öldüğü gün, Yunan işgalini, zulmünü gören Alaşehir’de olup bitenlerle ilgili hatıralarını anlatan amca
şunları söylüyor:
“10 Kasım 1938 günü sokağa geldiğimde, Atatürk’ün öldüğünü duyan bir kadın koşarak
komşusuna geldi ve ağlayarak, ‘Atatürk ölmüş, Atatürk ölmüş; o gâvur yine gelirse biz ne yaparız, nereye gideriz’ diyordu.”
“Başka bir şeyler anlatarak yazıp söylemeye gerek var mı” deyip burada bırakmak niyetinde
olsam da konu ile ilgili olarak şu anda önüme düşen bir paylaşımın hakkını vermem lazım:
“Yunan kaynaklarının “Küçük Asya Felaketi” olarak adlandırdığı Büyük Taarruz’dan sonra
Yunanistan’da darbe oldu, halk ayaklandı, 100 bin kişinin katıldığı protesto mitingi yapıldı. Hükümet binaları işgal edildi kral tahtını bırakıp kaçtı.
Eski Başbakan Gunaris, eski Bakanlar Teodakis, Baltacis, Stratos, Protopapadakis ve eski
Başkomutan Hacı Anesti -madalyaları sökülerek- kurşuna dizildi. Yunanistan 14 yıl kendine gelemedi. Bu sürede yedi darbe oldu, 19 defa hükümet ve üç defa da rejim değişti.
Yunanistan’ı destekleyen İngiltere Başbakanı Lloyd George istifa etmek zorunda kaldı.
Atina’da kurulan Askeri Mahkeme’de ordunun başındakiler, “SAVAŞTIK AMA YENİLDİK” dediler.”
Yaşanmış olan bu gerçekler her şeyi fazlasıyla anlatıyor. İngiliz destekli Yunan palikaryalarının
işgal bölgelerinde yaptıkları zulmü, tecavüzleri, hamile kadınların karınlarındaki bebeklerle birlikte süngülenmelerini, yakılıp yıkılan köylerini, evlerini gören o kadınla benzerlerinin feryatlarını,
korkularını anlamazdan gelip kazandığımız zaferden sonra Yunanistan’ın ne hallere düştüğünü dikkate almadan Atatürk’e kin besleyenler Müslümanlıktan, insanlıktan nasip almamış, alamamış demektir.
Atatürk, daha Samsun’a bile çıkmadan, İstanbul Boğazına demirleyerek top namlularını Padişah’ın Sarayına doğru yönelten işgal donanmasını görünce, “Geldikleri gibi giderler” diyerek büyük bir kararlılık göstermiş, sonra da gereğini yaparak Türk Milleti’ni zafere götürmüştü. Ancak Fesli Kadir ve Çakma Tarihçi adıyla bilinen Mustafa Armağan gibiler eksik olmadı. Meşhur Neyzen Tevfik, Atatürk’ün o meşhur sözünden yola çıkarak Türk Milleti’nin zaferini küçümsemekle kalmayıp düşmana
övgüler düzenler için şu benzetmeyi yapmıştı:
“Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini. Kimi de piçini bıraktı. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”
Bu malum güruhun Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti, Türk Ordusu, kısacası Türk Milleti’nin bütün değerleri ile dertleri var. Yeni Akit diye gazetecilikten çok tetikçilik yapmasına rağmen hakkında hiç soruşturma açılmayan bir sözde gazete var. Sanırım Mustafa Armağan da yazı kadroları içinde ve aynı kadroda onun gibi, ondan beter niceleri bulunuyor. O gazetenin Murat Alan diye bir Haber müdürleri varmış. O kişi, Türk Ordusu ve generalleri için “Tayyip Erdoğan’ın arkasında eşşek gibi saf tutuyorlar” diye son derece yakışıksız, ahlaksız laflar etmiş. Şimdi tevil yoluna gidip 15 Temmuz döneminde yapılan bir konuşma diye geçiştirmeye çalışıyorlar. Konuşmanın ne zaman yapıldığı önemli değildir. Nitekim konuşmanın devamında, Genel Kurmayın Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanması ile artık ordu mensuplarının bundan böyle “eşşek gibi” sivillerin arkasında “saf tutacakları” anlamı çıkıyor.
Yukarıda da işaret ettiğim gibi bu güruhun Türklükle, Atatürk’le, Türk Milleti ile dertleri var.
Ben Neyzen Tevfik gibi hiciv ustası değilim. Onun için daha kibar bir ifade kullanacağım:
Kim ki Türk’e, Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne ve asil Türk Milleti’nin değerlerine karşı ise başına/başlarına Atatürk kadar taş düşsün!
“Atatürk’ün ağırlığı ne kadar ki, savuşturur geçeriz” diyenler olabilir ama bu iş o kadar basit
değil. Onun ağırlığı altında işgalci Yunan Ordusu ve destekçileri İngiltere ile Fransa devletleri bile
ezildi. Siz yok olur gidersiniz!
Unutmayın ki, Atatürk’ün ağırlığı altında ezilmeye mahkumsunuz.
02 Eylül 2025
Osman OKTAY
