
Arada bir ve özellikle Malazgirt Zaferimizin yıldönümlerinde “Türkler, Araplar, Kürtler” diye başlayan cümleler kuruluyor. Böylece tasarlanmış, sistemli bir proje gibi Türk tarihine ortaklar oluşturulup zaferlerimiz gölgelenmeye çalışılıyor. Onun için bizim gibi tarihi gerçekleri bilen vatan millet sevdalıları da “Öyle değil de böyle” diye gerçekleri anlatmak zorunda kalıyor.
27 Ağustos 2024 tarihinde yayınladığım“ Cumhurbaşkanlığı’nda Türk Tarihini Bilen Bir Danışman Yok mudur?” başlıklı yazımda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Malazgirt’te yaptığı konuşmada geçen şu cümlesine dikkat çekmiş ve devam etmiştim:
“Alparslan’ın ordusunda Kürtler, Araplar ve İslam’la müşerref olan diğer kavimlerden
Müslümanlar düşmana karşı omuz omuza savaşmış, mübarek kanları işte bu topraklarda birbirine karışmıştır. Sultan Alparslan’ın sancağı altında kurulan güçlü ittifak, 953 yıldır kutladığımız şanlı zaferi bize armağan etmiştir.”
Sayın Cumhurbaşkanı şayet Türk ve özellikle Malazgirt Tarihi üstatları olan Prof. Dr. Osman
Turan’ın “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi”, Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen’in “Selçuklu Devri Türk Tarihi”, Prof. Dr. Faruk Sümer ve Prof. Dr. Ali Sevim’in “İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı”, Türk Tarih Kurumu’nun 1972 yılında yayınladığı “Malazgirt Armağanı” isimli kitaplarını okumuş olsaydı -ki yıllar önce bir soru üzerine ‘Ben kitap okumam’ dediğine şahit olduğum için okumamıştır- bu ifadeleri kullanmazdı.
Hadi onları da geçelim; kuruluş amacına, Kanun ve Yönetmeliklerle kendisine verilen görevlerin hilafına her şartta ve adeta 7/24 iktidarın hizmetinde olan TRT’nin interaktif.trthaber.com
adlı sitesinde yer alan “Malazgirt, Anadolu’nun Kapılarını Açan Savaş” isimli genişçe bir
değerlendirmenin özetini isteseydi sanırım o konuşmayı değiştirirdi. İşte TRT Haber’in interaktif sitesinde yer alan ilgili cümleler:
“…Buna karşılık Selçuklu Sultanı Alparslan’ın, OĞUZ TÜKLERİNDEN OLUŞAN 50 bin kişilik ordusu vardı.”
Yani Alparslan’ın ordusu içinde Kürt, Arap ve “İslam’la müşerref olan diğer kavimlerden
Müslümanlar” yok. Sultan Alparslan’ın ordusunda bulunan Oğuzlar elbette Müslümanlar ve yine tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah da duaları ile o orduyu destekliyor
ama asker gönderdiği yok. Zaten kendi durumu da kritik ve Sultan Alparslan’ın amcası Tuğrul Bey 1055 yılında Bağdat’a girip Abbasileri zor durumdan kurtardığı için onlara minnet besliyor. Orası ayrı bir konu olduğu için bu yazıdaki asıl konumuza dönelim.
Şayet Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında geçtiği gibi Malazgirt Savaşı’nda “Kürtler, Araplar
ve İslam’la müşerref olan diğer kavimlerden Müslümanlar düşmana karşı omuz omuza savaşmış, mübarek kanları işte bu topraklarda birbirine karışmış” olsaydı, Sultan Alparslan’ın ordusunda Türk adını taşımayan bir komutan ya da kahramanlığı ile öne çıkan birileri olmaz mı idi? Oysa, tespit edilebilenler arasında ne Türk olmayan bir komutan var ne de bir kahraman!
Biz kitap okuduğumuz için belgelerle konuşmalı, belgelere dayanarak yazmalıyız. Referans olarak da resmi bir kurumu, Türk Tarih Kurumu’nu alıyorum. İşte, Türk Tarih Kurumu tarafından 1972 yılında yayınlanan “Malazgirt Armağanı” isimli kitabın 224. Sayfasında “Kesin olarak
saptayabildiğimiz kumandanlar” olarak ifade edilen isimler: Gevher – Ayin, Afşin, Sunduk Bey,
Tarang-oğlu, Sav-Tegin.
Sonra da komutanlar arasında oldukları tahmin edilen ya da haklarında bazı bilgiler olanlar
sıralanıyor: Ay-Tegin, Ahmet Şah, Dilmaçoğlu Mehmet, Kutalmışoğlu Süleyman, Artuk, Tutak,
Danişmend, Saltuk, Mengücük, Çavlı, Çavuldur, Atsız, Porsuk.
Bu komutanlardan bazılarının, daha sonra Anadolu’da devam eden fetihlerde bulundukları için Malazgirt’te görev aldıkları da tahmin edilmektedir ama ortada bir gerçek var: Kürt, Arap ya da başka Müslüman unsurlardan kimse yok.
Konuşmada olmayan bir “güçlü ittifak”tan söz edilmesi de hoş olmamıştır. Böyle ifadeler, kötü
niyetli “iç ve dış güçler”in arayıp da bulamadıkları bir kozu ellerine vermek olur ki doğru değildir.
Üniversitelerimizin Tarih Kürsüleri ve elbette Türk Tarih Kurumu bu konuda gerekli uyarı, hatırlatma ve bilgilendirmeleri yapmalıdırlar.
Onun içindir ki “Cumhurbaşkanlığı’nda Türk Tarihini Bilen Bir Danışman Yok mudur” diye
soruyorum. Sahi yok mudur?
Geçen yıl bunları yazmıştım. Aradan bir yıl geçti ve Sayın Cumhurbaşkanı Malazgirt’te yine
konuştu. Geçen yılki cümleleri aynen kullanmasa da yine “Türk, Arap, Kürt birlikteliğine” vurgu yaptı.
Ne gariptir ki Çanakkale Zaferimiz için de benzer ifadeler kullanılmaktadır. Malazgirt’te Sultan
Alparslan’ın ordusunda Oğuz Türklerinden başka kimselerin olmadığını yukarıda belgeleriyle
anlatmaya çalıştık. Çanakkale Zaferi İse üç kıtaya hükmeden Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun savaşıdır ve ordusunda henüz elinden çıkmamış olan toprak parçalarında yaşayan, kendisine tabi soylardan/milletlerden askerlerin olması kadar normal bir şey yoktur ki onların sayısı da oldukça azdır.
Devlet yönetimi Türk, ordunun adı Türk Ordusu ise kazanılan zafer de o ordunun milletine yani Türklere aittir. “Onlarla birlikte kazandık” demek doğru değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Malazgirt Zaferinin Devlet Törenleri ile kutlanması elbette gurur verici. Ancak Türk Tarihi’nin eşsiz zaferlerine ortak aranması, hele de o zaferlerin kıyısında köşesinde rolü olmayanlara paye verilmesi doğru değildir.
Eleştiriler üzerine, konuşmada geçen söz konusu ifadelerin konjonktürel/duruma, şartlara göre söylendiği için önemli olmadığını iddia edenler var. Aslında bu ve benzeri iddialar, o durumu yaratmaya çalışanların, “Terörsüz Türkiye” kılıfı ile sunulan “Çözüm Süreci” sevdalılarının ekmeklerine yağ sürüp ağızlarını sulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Böyle durumlarda el verilince kolun da
kurtarılamayacağı ortadadır. Nitekim, Terör Örgütü mensupları ile TBMM’deki temsilcilerinin bazı açıklamaları asıl niyetlerinin ne olduğunu açıklıyor.
Unutmayalım ki Mutlak Güç ortak kabul etmez. Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti’dir, ortağı da yancısı da yoktur. Mutlak Güç Türk Milleti’dir.
Devletimizin şemsiyesi altında toplananlar
Anayasamızın güvencesi altındadır. Bizler hangi haklara sahipsek onlar da aynı haklara sahiptirler. Bunun aksini kimse iddia edemez.
Sınırlarımız içinde yaşayan ve Türk olmayan etnik kökenlere mensup insanlar birtakım art
niyetli siyasilerle mezhep kışkırtıcılarının oyunlarına gelmemelidirler. Türk Milleti olarak hep birlikte huzur ve güven içinde yaşamak varken aksi bir durumda hep birlikte etrafımızı saran ateş çemberinin içine düşerek yanar gideriz. Türkiye’de yaşayanların can simidi Atatürk’ün o herkesi kucaklayan sözüdür:
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Ve ne mutlu bu sözün sırrına erebilenlere.
26 Ağustos 2025
Osman OKTAY
