Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyasi yapıyı alt üst etti. Tek adam yönetiminin, sistemi nasıl alt üst ettiğini yaşayarak görüyoruz.

Türkiye büyük kaosun içinde kıvranıyor. Bu büyük problem devletin yapısının yeniden şekillendirilme çalışmalarıyla hızla tırmanıyor. Tırmanıyor ve önünde Türk halkından başka engel yok. AKP, MHP ve DEM ittifakının ateşlediği yangına odun taşıyanlarsa, fırsat bulan bölücü zihin sahipleri ile Atatürk’ün yolundan sapmış bir kısım solcular.

En önemlisi de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS), siyasi yapıyı alt üst etti. Tek adam yönetiminin, sistemi nasıl alt üst ettiğini yaşayarak görüyoruz.

Ve son yaşananlar siyasette neleri kaybettiğimizi gösteriyor. Bütün bunlar eksiklerimizi de can acıtıcı biçimde yüzümüze vuruyor.

Belediyelerde arkası arkasına yapılan operasyonlar ve başkanların parti değişiklikleri toplumda büyük bir tahribata yol açıyor. Vicdanları yaralıyor. Aynı zamanda toplumda siyasete ve siyasetçiye çok az olan güveni tamamen yok ediyor.

Belediyeler CHS’nden çok öncesinden beri tek adam yöntemiyle idare ediliyor. Yerel CHS örneği gibi sanki. Denetim de çok aza indirgendi. Hele belediye iktidardan ise denetim kapıdan içeri girmiyor. Yargı sopa olarak kullanılıyor. Ama sadece muhalif belediyeleri dövüyorlar. Onlar da kapağı iktidar partisine atarak kurtulmaya çalışıyor. Hoş bu sefer de itibarını kaybediyorlar ya. Hangisi kıymetli derseniz, görünen hapse girmemek.

Bütün bu yaşananlar üzerinde çok ama çok düşünmek gerekiyor. Çünkü çıkış da siyaset üzerinden olmalı. Başka yolu da yok. Aksi takdirde, Tanrı korusun, kavga çıkacak.

Yiğit düştüğü yerden kalkarmış

Peki, biz nerede düştük? Önce bu soruya cevap vermemiz gerekiyor değil mi?

Bunun için hem kendimize yani Türk Medeniyetine hem de Batı’ya bakılmalı. Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib, Kanunların Ruhu Üzerine’de Montesquieu (Monteskiyö) aynı şartı yazıyor. Erdemli olmak. Montesquieu en başta uyarıyor da. “Kasıt ne ahlâki erdem ne de Hristiyan (Dinî H.P) erdemidir. Kastedilen siyasi erdemdir.”

Yusuf Has Hacib erdem için, “… bir adı da bilgi ve akıldır” (1679) der. Akıl Tanrı vergisi, bilgi sonradan kazanılandır (1680) .

Kutadgu Bilig bir bilginin düşünüp de yazdığı kitap değil, milletinin yüzlerce yıldan süzülerek getirdiği bilgilerin toplandığı kitaptır. Aynı zamanda siyasetnamedir de. Dolayısıyla Türk devlet felsefesi diye bakılabilir.

Yusuf Has Hacib kitabını dört sütun üzerine oturtur. İlki adalet ve doğruluk, ikincisi devlet, kut ve baht, üçüncüsü akıl ve anlayış, dördüncüsü de kanaati temsil eder.

Kahramanlarını bugüne uyarlamak mümkündür. Önce kağan Gündoğdu, sonra vezir Aydoldu, arkasından Ögdülmüş ve Odgurmuş gelir (354–357).

Kağan kanun koyucudur (Yasama). Kanunlar doğru olmalı, adaletle uygulanmalıdır.

“Beyler âdet ve kanuna nasıl riayet ederlerse halk da aynı şekilde âdet ve kanuna itaat eder.” (2111)

Vezir kut’tur (egemenlik) yani devleti temsil eder. Kağan, Kut’un sahibi olduğu için devletli ya da devletludur. Kut’u elinde tutmak için “kuta ermiş insan ihtiyatlı olmalı ve bütün yakışıksız işlerden uzak durmalıdır. Kendisi temiz olmalı ve doğru davranmalıdır (726; 727)”. Yoksa Kut’u yani devleti kaybeder.

Demokraside erdem

Monteskiyö “Cumhuriyet … halkın … egemen güce sahip olduğu yönetim şekli” der. İstibdatı da (despotizm) “… tek bir kişi her şeyi kanunsuzca ve kuralsızca, salt kendi iradesi ve kendi geçici isteklerine göre yönetir. (S. 11)” diye tanımlıyor.

Halkçı bir devlette de, erdemin bir mekanizma olduğunu söylüyor. Bu mekanizma ortadan kalkarsa:

“Erdem ortadan kalktığında hırs kendini kabul etmeye hazır kalplere girerken, açgözlülük bütün kalplere girer. Arzular hedef değiştirir, eskiden sevilen şeyler sevilmez olur. İnsanlar eskiden özgürken artık kanunlar karşısında özgür olmak isterler… eskiden ‘anlayış’ denene artık ‘sertlik’, eskiden ‘kural’ denene artık ‘sıkıntı’, eskiden ‘ihtimam’ denene artık ‘korku’ denmeye başlar. Eskiden şahısların malları devlet hazinesini oluştururken, bundan böyle devlet hazinesi şahısların mülkü hâline gelir. Bir ganimet hâline gelen cumhuriyetin gücü bundan böyle birkaç vatandaşın nüfuzu ile diğer herkesin başıbozukluğundan ibaret kalır.” (S. 27)

Monteskiyö erdemin yokluğu üzerine, tarihten yola çıktığını belirterek önemli bir tespit daha yapar.

“Aylaklıktaki hırs, kibirdeki alçaklık, çalışmadan zengin olma arzusu, hakikate duyulan nefret, dalkavukluk, ihanet, kalleşlik, sözünü tutmama, vatandaşlık görevlerini küçük görme, prensin (yönetici H.P) erdeminden endişe duyup zaaflarına bel bağlama ve bütün bunlardan öte erdemi durmadan alaya alma, her yerde ve bütün dönemlerde çok sayıda dalkavuğun ayırt edici özelliğidir sanırım. Oysa bir devletin önde gelenlerinin çoğunun namussuz insanlar, bunlara tabi olanlarınsa iyi insanlar olması, birinciler kandırırken ikincilerin aptal yerine konmaya razı olması çok rahatsız edici bir durumdur.” (S. 31)

Yusuf Has Hacib’in 11. yüzyıldan (1070), Monteskiyö’nün 18. Yüzyıldan (1748) yazdıkları herkes için uyarı olmalıdır. Yönetenler için de Türk Milleti için de.

Aksi takdirde Gündoğdu’nun hacibi Küsemiş’in Aydoğdu’ya söyledikleri devreye girer.

“Talih dönektir hem yapar hem bozar. O kararsızdır da, bıkarsa çabuk kaçar (548)”

“Ey Türk; üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe ilini (devletini) töreni (hukukunu, egemenliğini) kim bozabilir?”

19 Ağustos 2025

Hakan PAKSOY

Milli Düşünce Merkezi
Genel Başkanı

Kaynakça:

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib, Günümüz Türkçesi Yaşar Çağbayır, Ötüken Yayınevi, 2. Basım

Kanunların Ruhu Üzerine, Montesquieu, Çeviren: Berna Günen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 10. Basım 2024


Yorum bırakın