Ne günlere kaldık ey Allahım? AKP dindarlıktan, CHP Atatürkçülükten, MHP milliyetçilikten uzak!

Gerçekten isyan etmemek mümkün değil. “3 Y ile (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar) ile mücadele edeceğiz” iddiasıyla ve dini konularda hassasiyeti olan insanlarımızın duygularına damardan girerek iktidara gelen ve artık 23 yılını tamamlamış olan AKP iktidarları döneminde Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar adeta tavan yaptı. Tavan yapmakla kalmadı; haksız, hukuksuz uygulamalar ve “Ben yaptım oldu” anlayışı ile katmerleşerek önü alınamaz, çare bulunamaz bir hale geldi. Bu haliyle AKP, bir zamanların “Doğan Görünümlü Serçe” otomobilleri misali “Müslüman Görünümlü Münafıklara” döndü.

Görünüşte “Fetö ile mücadele” ediliyor gibi ama olan garibanlara oldu. AKP’ye ram olanlar,
siyaseten emrinden çıkmayanlar, bazı para babaları kendilerini kurtardılar. Kimleer kimler yok ki!

TBMM kürsüsünden, “Muhterem Hocaefendi’ye terörist diyemezsiniz” diye ahkam kesen biri Bakan da oldu, Meclisi de yönetti.

Hakkındaki söylentiler ayyuka çıkan, kendi en yetkililerinden bile “Ankara’yı parsel parsel
sattı” denen Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’ndan istifa ettirildi ama hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Mansur Yavaş döneminde onun usulsüzlükleri ile ilgili iki yüze yakın dosya hazırlanıp suç duyurusu yapıldığı halde savcılık tarafından işleme alınmadı, İçişleri Bakanlığı’ndan izin çıkmadı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi yaygaracılıkta babasından beter olduğu anlaşılan ve nasıl zengin olduğu tartışılan Osman Gökçek Milletvekili yapılarak ödüllendirildi. Ne için, neyin karşılığı?

Keza, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş ve Balıkesir Belediye Başkanı da
istifa ettirilmişlerdi. Sebep ne idi? Fetöcülük mü, yolsuzluk mu, hırsızlık mı? Açıklama da yapılmadı, soruşturma da açılmadı. Kadir Topbaş rahmetli olup sırları ile birlikte öbür dünyaya gitti. Emri hak vaki olunca bizler de onlar ve onlara göz yumup işlem yapmayan AKP yetkilileri de huzur-u ilahide hesaba çekileceğiz. İnancımıza göre asıl hesap orada ama insanlar haksız, hukuksuz işlem yapanların, kul hakkı yiyenlerin cezasını bu dünyada da görmek istiyor. Buna engel olanlar Ahiret hayatında nasıl bir ceza ile
karşılaşacaklarını herhalde biliyorlardır:

“Kıyamet günü biz adalet terazileri kuracağız da hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak. Yapılan iş hardal tanesi kadar bile olsa onu getirip mizana koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya Suresi, ayet 47)

Durum bu kadar açık ve net. Gökçek ve benzeri eski Belediye Başkanlarına bir işlem yapılmadığı gibi son zamanlarda muhalefet Belediyelerine yapılan operasyonlar ve tutuklamalarda da
haksızlıkların yapıldığı ayan beyan ortada. Aziz İhsan Aktaş diye biri var. Maşaallah AKP döneminde de CHP döneminde de iş yapmadığı, “rüşvet” ve “hediye” vermediği başkan, bürokrat yok. Bir dava açıldı, adına “Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü” dendi ama “Suç Örgütü Lideri” dışarıda, iş yaptığı AKP’li olmayan ne kadar Belediye Başkanı ve bürokrat varsa hemen hemen çoğu içeride, tutuklu. Rüşvet almak kadar vermek de suç ise veren niye dışarıda? Hadi dini açıdan soralım: “Peygamberimiz “Rüşvet alan da veren de mel’undur/lanetlenmiştir” buyurmamışlar mı idi? Hani ne oldu?

En son, Aydın’da dört dönem Belediye Başkanlığı yapan ve aynı konuda soruşturma açılmak üzere olan “Topuklu Efe” namı ile tanınan biri, kuvvetlice iddia edildiği üzere, soruşturmadan
kurtulmak için AKP’ye geçip rozet taktırdı ve kendi ifadesi ile “Himaye altına” alınıverdi. Olacak iş mi Allah aşkına? Halkımızın deyimi ile bu iş “Allah’ın gücüne” gitmez mi?

Daha pek çok örnek verilebilir de geçelim CHP’ye!

Partisine yönelik uygulamalar, soruşturmalar ve tutuklamalar üzerine olağanüstü bir gayret içine
giren Özgür Özel, Genel Başkanlıktaki acemiliğini kısa sürede atlatarak “Lider” olma yoluna girmiş,
hatta ben, baştaki acemiliklerine bakarak, “Bu işi götürebilmesi zordu ama başta partisi ve Belediye Başkanlarına yapılan uygulamalar onu zorla lider yaptı” bile demiştim ki falso vermeye başladı. Bir defa, DEM’den çok DEM’li, PKK’dan çok PKK’lı havasına girdi. Adeta DEM’in avukatı gibi esip gürleyerek her fırsatta onları savundu. Olmayan bir sorunu varmış gibi göstererek üstüne basa basa “Kürtler sorun var dediği müddetçe bir Kürt sorunu vardır” demekten geri durmadı.

Özgür Özel, Atatürk’ü olduğu gibi önceki Genel Başkanlarını da anlamamış görünüyor.

Karaoğlan Ecevi’in “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Olmaz, olamaz. Onlar eşit yurttaşlarımızdır” cümlelerini de içinde barındırıp detaylandıran konuşmasını hiç dinlememiş ya da dinlemişse bile anlamamış olmalı. Keza yine Ecevit, bende kayıtlı olan ve internette de dolaşan bir konuşmasında şunları söylüyor:

“CHP Misak-ı Millİ’den ve Kuvayı Milliye’den doğmuş bir partidir. Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için ant içenlerin kurdukları bir partidir. O halde sırf Güneydoğu’da biraz daha fazla oy alabilmek uğruna Türkiye’yi bölmek istediklerini açıkça dile getiren kimseleri sırtında meclise taşımış bir parti olamaz!”

Bunların tamamen tersi bir politika takip eden yeni yetme Genel Başkan o kadar ileri gidiyordu
ki onu, “Adı Özgür kafası tutuklu kişi” olarak nitelendirmeye başladım. Her ağzını açtığında
“Atatürk’ün partisiyiz” diyordu ama Atatürk’ün uygulamalarından, söylemlerinden, fikir ve
görüşlerinden tamamen uzak duruyordu. Şahsen. Bir defacık bile Atatürk gibi göğsünü gere gere “Büyük Türk Milleti” dediğine şahit olmadım. “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” dediğini de duymadım.

Bir soru üzerine zoraki de olsa, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene demekte bir sakınca yok” gibi bir şeyler söyledi, o kadar.

Atatürk’ün üniter devlet anlayışı, Anayasamızda da ifadesini bulan vatandaşlık tanımı, eğitim
dilinin Türkçe olması gerektiği konularında hep kaypak davrandı/davrandılar ve Anayasamızın ilk dört maddesi konusunda her an yan çizmeye hazır oldukları kanaati oluştu. Onun içindir ki, “Şahin Görünümlü Serçe” esprisinden yola çıkarak AKP için “Dindar Görünümlü Münafıklar”
benzetmesini yaptığım gibi CHP için de “Atatürkçü Görünümlü Münafıklar” benzetmesini yaptım.

Gelelim MHP’ye!

DSP – MHP iktidarı döneminde Bursa Keles’teki Koca Yayla’da yaptığı konuşma ile Başbakan
Yardımcısı olarak bulunduğu kendi iktidarlarını yıkıp MHP’nin baraj altında kalmasına ve AKP’nin
iktidara gelmesine yol veren Devlet Bahçeli benzer çıkışlarını sonraki zamanlarda da göstermişti.

Sonunda, Ekim 2024 tarihinde partisinin TBMM’deki Grup Toplantısı’nda önce Ülkücüleri, sonra da bütün siyasi partileri ve aziz Türk Milleti’ni ters köşeye yatıran “tarihi” konuşmasını yaparak eli kanlı terör örgütünün lideri için “Umut Hakkı” ile birlikte gelip TBMM çatısı altında konuşmasını isteyiverdi. Olacak iş değildi ama olmuştu.

Hani, “DEM’den çok DEM’li dediğimiz Özgür Özel öyle bir konuşma yapabilirdi de Milliyetçi Hareket Partisi liderinden böyle bir konuşmanın çıkması eşyanın tabiatına aykırı idi, Türk Milliyetçiliği anlayışı ile taban tabana zıttı. Böylece, MHP’nin Başbuğ Türkeş’ten beri takip ettiği politikalar,

“Terörle müzakere edilmez mücadele edilir” anlayışı çöpe atılıyor, MHP bir bakıma raydan çıkmış oluyordu. Elli bin şehit, binlerce gazi, çekilen acılar, akan gözyaşları ne olacaktı?

Açılan bu yoldan sonra DEM’lilerle Bahçeli sarmaş dolaş kuzu sarması oldu, İmralı’ya heyetler gidip geldi, güya PKK fesih edildi, göstermelik bir “Silah yakma” sahnesi düzenlendi ama PKK zaten bitmiş, bütün gücünü başka isimler altında ve daha organize olarak Suriye’de, İran’da, Avrupa ülkelerinde toplamıştı. Kısacası PKK’nın feshi ya da lağvedilmesi tam bir aldatmacadan ibaretti.

Nitekim gelişen olaylar bunu açıkça gösterdi. Daha da neler olacağını yaşayan görecek.

Bahçeli’nin bu tavrı, adında “Milliyetçi” ibaresini taşıyan ve varlık sebebi Türk Milliyetçiliği olan bir siyasi partiye hiç yakışmadı. Onun için “Doğan Görünümlü Serçe” esprisinden yola çıkarak
AKP ve CHP gibi MHP’nin düştüğü durumu da adlandırabiliriz: “Milliyetçi Görünümlü Münafıklar!”

Ne diyelim; Allah Türk Milleti’ni Dindar, Atatürkçü ve Milliyetçi Görünümlü Münafıklardan korusun.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene.

16 Ağustos 2025

Osman OKTAY


Yorum bırakın