Hâlbuki devletimizin kurucusu ve CHP’nin Kurucu Genel Başkanı büyük Atatürk’ün dediğini unutmuş görünüyorlar. Hani o büyük insan saltanat kaldırılırken, “Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez.” dememiş gibi davranıyorlar.

Bölücü başı meşhur ilk açıklamasında “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim.“ demişti.

Gelişmelerden anlaşılan o ki bölücü unsurların paradigması değişmedi. Siyasi hedeflerine doğru emin adımlarla gidiyorlar.

AKP genel başkanlığının da paradigması değişmedi. İdeolojik menziline doğru yürümeye devam ediyorlar.

CHP’nin bugünkü yönetiminin de paradigması değişmemiş görünüyor.

Paradigması değişen bugünkü MHP yönetimi. Bölücü başının “Kurucu önder” diye tanımlanması bile tek başına bu değişikliği ifade ediyor. Kaldı ki MHP Genel Başkanının Kızılcahamam’da “Yeni bir millî kimlik tebarüz etmektedir (belirmektedir)” ifadesi bile Türk kimliği yerine yeni bir kimliğe yöneldiklerinin ispatı. Artık yenisinin ortaya çıktığını, resmîleşme sürecinde olduğunu anlıyoruz. Her ne kadar MHP Genel Merkezi bu ifadeyi “yeni bir millî birlik” diye düzeltmeye çalışsa da, Kızılcahamam konuşmasının videosunu internet sitelerinden kaldırsalar da durum değişmiyor. Dolayısıyla paradigma değişikliği sadece MHP’de görünüyor.

CHP Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti. MHP de adı üstünde, devletin kurucu fikri milliyetçiliğe sahip çıkıyor.

İkisinin de problemi kuruluşlarında değil, bugünlerinde.

Kendisi olmaktan uzaklaşan CHP

Bugünkü CHP’nin paradigması değişmemekle birlikte kurucu ayarlardan oldukça uzağa düştüğü görülüyor. Tezat gibi gelebilir ama değil. Çünkü bugünkü CHP yönetiminin neredeyse tamamına yakını 12 Eylül öncesinin “Yaşasın Türkiye halklarının kardeşliği” sloganının hâkim olduğu ortama doğmuşlar. Bu ortamda da büyümüşler. Dolayısıyla değişen onlar değil. Öncekiler.

Onlar doğmadan CHP eksen değiştirmeye başlamış zaten. Devleti kuran parti, 1965 seçimleri öncesinde “Ortanın solu” diyerek hedef kitlesini küçültmüş. Yani milletin tamamına hitap ederken bir kısmına yönelmiş. 1975 sonrasında eksen daha da değişmiş ve Sosyalist Enternasyonale üye olmuş. Artık uluslararası bir fikrin Türkiye temsilciliğine indirgenmiş.

Hâlbuki…

CHP kuruluş kongresi olarak Sivas Kongresini temel almakta (bkz. https://chp.org.tr/chp-tarihi).

Kongre kararlarının ikinci maddesi “… toplumunun bütünlüğü, millî bağımsızlığın sağlanması … için millî güçleri etkili ve millî iradeyi egemen kılmak kesin ilkedir.” demiyor mu? Ama bugün birlik bozulmak egemenlik paylaşılmak üzere.

Hâlbuki devletimizin kurucusu ve CHP’nin Kurucu Genel Başkanı büyük Atatürk’ün dediğini unutmuş görünüyorlar. Hani o büyük insan saltanat kaldırılırken, “Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez.” dememiş gibi davranıyorlar.

Gelin kurucu döneme bakalım.

“Türk Milleti’nin ve Türk zihniyetinin bu vatanda kati sahip ve hâkim olduğu sarsılmaz bir temel olarak ebediyen kalacaktır.” Bu sözlerin sahibi İsmet İnönü. 1931 Kongresindeki beyannamesinden.

“Vatan, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde mevcudiyetlerini muhafaza eden eserleri ile yaşadığı bugünkü siyasi sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan, hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir küldür (bütündür)” (1931 CHP (CHF) Programından). Bu programdaki “Hâkimiyet birdir, kayıtsız, şartsız milletindir.” ifadesi de egemenliğin paylaş(tır)ılmaya çalışıldığı bugüne (ve TBMM’de kurulan komisyona üye veren CHP’ye) acı acı gülümsetiyor.

Başka hâlbukiler

CHP’nin 1935 Kurultayında da önemli konuşmalar var. O günkü CHP’nin ana vasıfları cumhuriyetçilik, ulusçuluk (milliyetçilik), halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laikliktir. Genel Sekreter Recep Peker konuşmasında, “yeni program onaylandıktan sonra yeni Türkiye devletinin de vasıfları halini alıyor.” diyor. Ancak cumhuriyetçilik dışındaki esaslar 1937’de anayasaya girecektir.

Recep Peker’in konuşmasındaki “Parti programımızda, sosyal bakımdan, ekonomik bakımdan, herhangi sağ ve sol telâkkilere imkân bırakmayacak bir açıklık vermek için, yeni taslağın hazırlanmasında bilhassa dikkat gösterilmiştir.” ifade önemlidir. Milletin bütününü kavrayan bir anlayış hâkimdir. Bugünkü tanımla tam da siyasetin merkezine oturmaktadır.

Peker’in konuşmasında çok dikkat çekici başka ifadeler de var.

“Arkadaşlar; biz cumhuriyetçiyiz. Bugünkü Türk devleti bir cumhuriyettir.”

“Cumhuriyetçi olmayan bir Türkiye’nin varlığı nasıl tasavvur edilemez bir hal ise cumhuriyetçi de olsa milliyetçi olmayan bir Türkiye’nin, şan ve şerefle ve aynı zamanda zorluklarla dolu istikbal yoluna gidişi de o kadar zayıf ve topal kalmaya mahkûmdur. Cumhuriyetsiz fakat milliyetçilik iddiasındaki bir Türkiye ne ise milliyetçi olmayan bir cumhuriyetçi Türkiye zihniyetini de onun gibi görmek en doğru bir düşünüş olur.”

Açıklamaya bile ihtiyaç hissetmeyen cümleler değil mi?

Alttaki ifadeler de açıklamaya ihtiyaç duymuyor.

“Coğrafya bakımından Türkiye dünya içinde öyle bir vaziyettedir ki şimdiden, cenubtan, doğudan, batıdan her taraftan, her çeşit rüzgârlar bizim üzerimizden geçer: Yurdumuz için coğrafi bakımdan bu her cereyana maruz kalış hali, fikir, politika propagandaları bakımından da aynıdır. İleri yaşayışımızım emniyeti için ulusculuk vasfımız o kadar mühim ve o kadar üstündür. Anarşist, marksist, faşist, hilâfetçilik ve beynelmilelcilik propagandaları ve buna benzer birçok propagandalar hep üstümüzden geçer. Bütün bunlar karşısında Türkiye ancak sıkı bir ulusçuluk imanına sarılmış olmakladır ki biri ötekini besleyen zehirli cereyanlara karşı kendini koruyabilsin. Bu cereyanlar karşısında Türkiye halkını korumak için şimdiye kadar Partinin ana vasıflarından biri olarak sayılan ulusçuluk kilidi ile Türkiye’nin kapsını sımsıkı kapamak için bu vasıf da devlete mâl olacaktır.”

İlkeler Anayasada

Devletin kuruluş ilkeleri anayasaya 5 Şubat 1937’de girer. Milliyetçilik üzerine Şükrü Kaya’nın konuşması bugüne de seslenmektedir.

“Atatürk’ün vazettiği prensipler Türk’tür. Yani asliyeti ve menşei itibarıyla tamamı ile milletin kendi seciyesinden alınmış ve onun bütün ihtiyaç ve zaruretlerine uygun olarak seçilmiştir. Bu prensipler aynı zamanda Türkçüdür de. Bu itibarladır ki millîcilik vasfı kendiliğinden çıkan bir zaruret olur.” (Türk Devrimi ve Atatürk, Konuralp Ercilasun, s 233)

Recep Peker’in milliyetçilik görüşülürken yaptığı konuşmasındaki şu cümle bugünkü CHP’ye vasiyet gibidir. “Bizim milliyetçiliğimizin ana vasfı ana yasamızın diğer hükümlerinde ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin rejim prensipleri içerisinde de belirtilmiştir. Beynelmilel (uluslararası H.P) her cereyan milliyetçilik telakkisine muhaliftir.” (Türk Devrimi ve Atatürk, Konuralp Ercilasun, s. 234)

Görüldüğü üzere Türkiye Cumhuriyeti Türk millî egemenliği üzerine kuruludur ve kurucu fikir de Türk milliyetçiliğidir.

Büyük Atatürk’ün yüz yıl öncesinde, “Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez.” uyarmasına rağmen bugün, TBMM’de kurulan bir komisyon ile egemenliğimiz paylaşılmaya çalışılmaktadır. Devletin kurucu partisi de bu komisyona katılmaktadır. Yani devleti kuran parti devleti paylaştırmaya da soyunmuş görünmektedir.

Bu durumda görev CHP’nin eski ya da şu an aktif siyasilerle CHP seçmenine düşmektedir. CHP Cumhuriyet’in kurucu ayarlarıyla yeniden buluşmalıdır. Artık bıçak kemiğe dayanmak üzeredir.

Milliyetçiler üzerinden devam edeceğiz…

31 Temmuz 2025

Hakan AKSOY

Milli Düşünce Merkezi
Genel Başkanı


Yorum bırakın