
Tarihe bakarsanız VI. yy.dan beri -boy, sülâle olarak değil- “millet” adı olarak Türk vardır. Bunun için oturduğumuz coğrafyaya, Batılılar tarafından, Türkiye adı verilmiştir.
On yedinci yüzyıldan sonra Türklüğün kaderi değişmeye başlamıştır. Kıpçak Türklerinin çoğunlukta olduğu Türkistan’a Ruslar egemen olmuş ve onlara Tatar denilmiştir.(Bu konuda bizim de hatamız vardır.) Batılı büyük güçler Türkleri Avrupa’dan, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da Türkiye’den kovmak istemişlerdir. Sevr’i bunun için dayattılar. Başaramadılar; Millî Mücadele sonunda “geldikleri gibi gittiler.” Ama emellerinden asla vazgeçmediler. Lozan’da Türk milletini etnik temellere göre bölmek istediler. Bununla yetinmeyip mezheplere göre ayrıştırmak istediler. Başaramadılar, ama gene yılmadılar.
+
Avrupa Birliği sevdası sırasında “Türk milleti diye bir millet yoktur; paşa fermanı ile uydurulmuştur” denildi. Sesimiz çıkmadı. İçeride de buna paralel lâflar edildi. “Türk ırkı diye bir ırk yoktur” diye münasip yerinden söz edenler çıktı. Densizin biri de “Türk olmaktan kurtulduk” demekten utanmadı. Bu gelişmelerde hem siyasî ümmetçiler hem de etnik bölücüler fevkalâde memnun ve mesrur oldu.
+
Zaman geldi, milyonlarca Arap sığınmacı olarak ülkemize geldi. Hayırdır, dendiğinde “onlar muhacir biz ensar” aldatmacasına sığınıldı. Millet sustu. Bir de baktık ki Malazgirt’i biz Araplarla ve Kürtlerle kazandığımızı öğrendik ki Sultan Alp Arslan mezarında ters döndü. Ne oluyor derken “Terörsüz Türkiye” sloganı ülkeyi sardı. Yetmedi “kurucu önder” olarak nitelenen cani meclise davet edildi. Yeni bir “millî kimlik inşasının gerekli olduğu” iddiası ortaya atıldı. Kâbus mu görüyoruz derken milletin adı da “Türkiye milleti” olarak tanıtılmaya başlandı. Rüyadan uyananlar “kurbağa mı ısıtılıyor” diye söylendi, ama kimlerin duyduğu belli olmadı.
+
Şimdi de şöyle bir söylenti yayılmaya başladı: Cumhurbaşkanın iki yardımcısı olmalı; biri Kürt, diğeri Alevî. Böylece millî birlik sağlanacakmış. Öyle mi? Çok zor; çünkü Çerkesler kızar, Caferîler alınır, Şafîler kedere boğulur!
Sözü uzatmaya gerek yoktur; Türkiye üzerinde emelleri olanların Lozan’da yapamadıklarını biz kendi kendimize mı yapacağız? Böyle bir adım Türkiye’nin millet ve devlet olarak bölünmesine yol açar. Neyin peşindesiniz? Böyle bir şeyi dile getirmek değil, zihinlerde geçirmek bile ürkütücüdür. Acaba yeni anayasa hazırlığı bu gelişmelerin neresindedir, diye sormak mecburiyetinde kaldık.
Şeksiz şüphesiz ifade edelim ki Türk’e ve Türkçeye şirk koşmak “gaflet, dalâlet” değil, düpedüz “ihanet”tir. Böyle bir düşünceyi ileri sürenler de “hain”dir.
Başka bir söze gerek kaldığını düşünmüyoruz.
21 Temmuz 2025
Mehmet ÖZGEDİK
