Bartu Soral, 12 Temmuz 2025 tarihinde X sosyal medya hesabından çok önemli bir yazı paylaştı.
“PKK’nın Silah Bırakma Tiyatrosu, Yeni Anayasa ve Federatif Yapının Ekonomi Politiği” başlıklı yazısını lütfen sonuna kadar okuyunuz…

İşte Bartu Soral’ın X’te paylaştığı çok önemli yazısı:

“PKK’nın Silah Bırakma Tiyatrosu, Yeni Anayasa ve Federatif Yapının Ekonomi Politiği

Türkiye’de yönetim şekilin değişmesi gerektiği, uniter yapı yerine federatif yapıya geçilmesi gerektiğini ilk söyleyen 1980 Amerikan darbesinin komutanı Kenan Evren’di. Ardından bunu Turgut Özal da tekrar etti; hatta Türkiye’ye isim bile bulmuştu; Anadolu Cumhuriyeti.

Federatif yapıcılara 1990’larda baş terörist Öcalan da eklendi. O da Evren ve Özal’la aynı fikirdeydi. 2012’de bu koroya Recep Tayyip Erdoğan da eklendi.

En son ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Anadolu Ajansı’na 30 Haziran’da verdiği “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki millet sistemi farklı grupların merkezi sistemdeki varlıklarını yüzlerce yıl sürdürmelerine imkân verdi” diyerek bu grubun ortak hayallerini dillendirdi.

Peki diyelim ki ABD etrafında şekillenen bu zatların uzun yıllardır hayata geçirmek istedikleri federatif yapı oluştu. Bunun ekonomi politiği nedir? Örneğin böylece bölgeler gelişebilecek midir? Toprak ağalığı, feodalite ve bölgeye hakim olan tarikatlar tasfiye olacak, Doğu’da maraba olan vatandaşlarımız, kapitalist iş bölümünde hakkını alan işçi sınıfına mı dönüşecektir?

Kendi vergisini toplayan bölgeler, merkezi bütçeden destek almadan yatırımlara ne kadar pay ayıracak, kamu personelini nasıl besleyecek, bölgenin minimum ihtiyacı olan altyapı yatırımlarını yapmanın yanı sıra sanayi ve tarım faaliyetlerini nasıl canlandıracak? Ve daha önemli soru ise bölgenin bu yatırımlara ihtiyacı var mı?

Gelin bunu kapsamlı biçimde inceleyelim;

Türkiye’de ekonomik faaliyetler, yüzölçümü olarak 62 bin km kare ile ülkenin en küçük ikinci bölgesi olan Marmara bölgesine yığılmış durumda. Türkiye’de ödenen tüm kurumlar vergisinin yüzde 71’i tek başına Marmara bölgesinde ödeniyor. Sanayi üretimi içinde payı yüzde 47’ye ulaşırken, verimli arazilere rağmen tarım üretimi içindeki payı ise yüzde 13’lere gerilemiş durumda. Pek çok meranın sanayi ve inşaat alanı olarak kullanılması da bu gerilemenin en büyük sebebi.

Türkiye’de yapılan ihracatın yüzde 64’e yakını Marmara bölgesinden yapılıyor.

Doğu Anadolu; yüzölçümü olarak en büyük bölgemiz, yaklaşık 165 bin kilometre kare. Buna karşılık Türkiye’de ödenen kurumlar vergisinin sadece yüzde 0,9’u bu bölgeden ödeniyor. Sanayi üretimi içindeki payı yüzde 3. Yaklaşık 3 milyon hektar tarım arazisi var ancak tarıma katkısı Türkiye toplamında yüzde 14. Nüfus yoğunluğu kilometre kare başına 46 kişi. Marmara bölgesinde 453 kişi; tabii bu sayının içinde 13 milyonu aşkın kaçak ve sığınmacı yok. Toplam ihracatın sadece yüzde 1,65’i Doğu Anadolu bölgesinden yapılıyor.

Bir örnek olarak ithalat verilerine bakalım; İstanbul’un örneğin kişi başı ithalatı İstanbul’da kişi başı ortalama ithalat 8.633 dolarken, Van, Muş, Bitlis, Hakkari illerinde kişi başı ithalat 39 dolar civarında kalıyor.

Güneydoğu Anadolu; yüzölçümü 61 bin kilometre kare. Türkiye’de ödenen kurumlar vergisinin sadece yüzde 1.1’i bu bölgeden ödeniyor. Sanayi üretimi içindeki payı yüzde 5.6. Yaklaşık 3 milyon 800 bin hektar tarım alanı var ancak tarıma katkısı Türkiye toplamında sadece yüzde 11. Toplam ihracat içinde payı yüzde 5.4.

İstanbul’un örneğin kişi başı ihracat ortalaması 5.530 dolarken Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kişi başı ihracatı 397 dolarda kalıyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Gaziantep hariç hemen hiçbir iş kolunda dış piyasalar için üretim olmadığı, ihracat yapılamadığı, dış pazarlara açılamadığı, rekabet edilemediğini gösteriyor.

Bölgede ne tarım sanayi ne ağır sanayi ne üretim olmadığını gösteren diğer önemli veri imalat sanayii elektrik tüketiminde kendisini gösteriyor. İmalat sanayi elektrik tüketimi Türkiye ortalaması 1.174 kWs, Kocaeli gibi sanayi üretiminin yoğunlaştığı bir ilimizde ise bu rakam 5.962 kWs’dir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinden Urfa’da kişi başı imalat sanayi elektrik tüketimi 256 kWs, Diyarbakır’da 141 kWs, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan kişi başı 73 kWs, Şırnak 52 kWs, Hakkari’de ise 11 kWs’tir.

En yüksek değere sahip Kocaeli Kişi başı imalat sanayi ile en düşük değer sahip Hakkari arasında kişi başı imalat sanayi elektrik tüketimi arasındaki fark 542 katına ulaşıyor.

Türkiye’de kadın nüfusun iş hayatına katılma ve üretimde bulunma oranı yaklaşık yüzde 30,8’ken, Güneydoğu Anadolu’da yüzde 15. Yani Güneydoğu Anadolu’da yaşayan kadınların yüzde 85’i ekonomi içinde “yok”. Kadın nüfusun iş gücüne katılma oranları da hem ekonomik geri kalmışlığın boyutlarını hem de aşiretlerin, feodalitenin, tarikatların bölgede yaşayan kadınların canını almadan nasıl öldürebildiğini acı bir biçimde resmediyor.

Dış ticaret verileri, ithalat ve ihracat oranları, imalat sanayi elektrik tüketim verileri bölgede ana sorunun kamuoyunda vurgulandığı gibi anadilde eğitim yapma arzusu içinde yanıp tutuşmak, PKK lideri Öcalan’ın affedilmesi, Federatif yapıya geçip kendi yağında kavrulmak değil, işsizlik, üretimsizlik ve yoksulluk olduğunu gözler önüne net bir biçimde seriyor.

Mali Özerklik

Kamunun en büyük gelir kaynağı topladığı vergilerdir.

Size şöyle bir bilgi vereyim, görece kalkınmış Gaziantep-Kilis hariç Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizi oluşturan 21 ilden tahsil edilen vergi gelirleri, toplam vergi gelirlerinin yüzde 1.50’si civarında gerçekleşmektedir.

Yani coğrafyamızın yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 17’sinin yaşadığı bu iki bölgemizdeki 21 ilimizin Türkiye bütçe gelirlerine katkısı yaklaşık yüzde 1.5 oranındadır.

Üniter devlet bütçe prensibi gereği bütün illerden toplanan vergi ve diğer gelirler bir havuzda toplanır. Toplanan bu gelirler illerin ihtiyaçlarına göre dağıtılır.

Toplanan vergiler ve diğer gelirlerle eğitim, sağlık, altyapı ve üstyapı yatırımları, memur maaşları, güvenlik harcamaları gibi bir ilde aklınıza gelecek bütün kamu harcamaları ve yatırımları yapılır.

Bütçe gelirlerine koydukları yüzde 1.5’lik katkıya karşılık aynı 21 ilimizin bütçeden aldığına bakınca çarpıcı bir durum ortaya çıkıyor.

Söz konusu 21 ilimizin bütçeden aldığı pay yıllık yaklaşık yüzde 11 seviyesinde. Ayrıca merkezden yapılan harcamalara 21 ilin payı da eklenince pay yüzde 16’ya çıkıyor. Bu durumda bu 21 ilimizin bütçeye katkısı/bütçeden aldığı 1’e 8 gibi bir oran oluyor.

Bütçeye en az katkısı olan illerimiz Hakkari, Tunceli, Şırnak, Bingöl ve Van olmuş. Örneğin Hakkari, bütçeden yapılan her 100 TL’lik harcamaya karşın 2,3 TL’lik katkıda bulunurken; Tunceli 10,4 TL, Şırnak 11,8 TL, Bingöl 14,2 TL ve Van 13,2 TL’lik katkıda bulunmuş.

Karşılaştırma açısından bakılınca, İstanbul bütçeden yapılan her 100 TL harcamaya karşın 780 TL katkıda bulunurken, İzmir 400 TL, Ankara 130 TL, Bolu-Düzce-Kocaeli-Sakarya-Yalova alt grubu ise 670 TL katkıda bulunmuş.

Kamuoyunda, DEM eş başkanları ve vekillerinin açıklamaları ile gündeme gelen petrol, su gibi bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarından elde edilen kamu geliri ise bütçenin yüzde 1’ine bile ulaşmıyor.

Kısaca veriler bu iki bölgenin, Marmara ve görece Ege bölgesi hariç diğer bölgelerimiz gibi ekonomik ve sosyal anlamda fevkalade geri kalmış durumda olduğunu gösteriyor. Mevcut ekonomik faaliyetler ile toplanan vergi, bırakın kendi kendisine yetmeyi, ihtiyaçlarının sekizde birisini ancak karşılıyor. Peki bu durumda federatif bir yapıya geçildiğinde geri kalmış bu iki bölge merkezi bütçeden pay almadan nasıl geçinecek? Yatırımları nasıl yapacak.

Konuyu bitirirken bir kere daha vurgulayalım. Türkiye’nin dev bir bölgesel kalkınma planına ihtiyacı var. Hem sanayi, tarım, eğitim ve teknoloji yatırımları arttırılmak yani üretim gücü artmak hem de bu bağlamda ülke düzleminde bir makro planla Marmara dışındaki bölgeler avantajlarıyla doğru orantılı olarak tarım, tarım sanayi, ağır sanayi ve teknoloji (Ar Ge) gibi alanlarda uzmanlaşarak her birisi birer üretim merkezine dönüşmek zorunda.

Bu sayede Marmara bölgesindeki yoğunluk azalabilir ve her türlü geçim masrafı geriler. Marmara dışındaki bölgelerin üretim merkezlerine döndürülmesi projesi aynı zamanda inşaat sektörünü de hizmetler sektörünü de canlandıracaktır.

Kamunun planlı doğrudan yatırımları, yeni yaşam, üretim ve eğitim merkezleri açması ekonomik faaliyetlerin tüm yurt sathına yayılmasını sağlarken, yıllardır işe yaramayan özel sektör teşviklerine de gerek duyulmayacaktır. Zira üretiminin, yaşamın, kalifiye iş gücünün olduğu her bölgeye yerli yabancı özel sektör gönüllü olarak yatırım yapacaktır.

Türkiye’nin ve bu bağlamda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin kurtuluşu bu reçetededir.”

İşte Bartu Soral’ın yazısının X’teki orijinali:

14 Temmuz 2025

ÜLKÜ PINARI


Yorum bırakın