Hayatımızın ideal çizgisi yaptığımız; inanarak savunmaya çalıştığımız her işte, her konuda maalesef hayal kırıklıklarımız artarak devam ediyor. Ben 17 yaşımda iken “KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAKTIR ” gösteri yürüyüşüne katılmış, Başbakanlık binası yanında yediğimiz dayak sonrası (DTCF’nden Fikri Demirok ve Kıbrıs’lı öğrenci kardeşimiz Serdengeçti- soyadı bu, ismini hatırlayamadım- ) “furuko” aracıyla (üstü açık polis kamyonu) merkeze götürülmüştük. (Veli Soysaldı hoca gelip çıkartmıştı) Kıbrıs davası o gün bugün bitmedi. Gün geldi Rauf bey rahmetliyle çalışma günlerimiz, beraberliklerimiz de oldu.

Yıllar yılları kovaladı…

Kıbrıs davamız hala ortada…

Ne Kıbrıs Türk’ünün ne de KKTC’nin, dünü gibi, hali de, yarını da, varlığı da belli değil bir durumda…

Halinin ne olduğunu, yarınlarının ne getireceğini, varlığını devam ettirip ettiremiyeceğini Kıbrıs Türk’ü de bilmiyor; biraz ağır bir laf olacak ama maalesef Türkiye de bilmiyor…

Bütün bu belirsizliğin ve bilinmezligin ortasında bir gerçek var ki, o da hayatın ve Kıbrıs Türk’ünün /KKTC’nin acı kaderi olarak karşımızda duruyor. Neredeyse 1960’lardan bu yana uluslararası bir problem halinde dünya siyasetinin çözülemez problemlerinden biri halinde masa üzerinde duran Kıbrıs davasi 60 seneyi bulan bir zaman diliminde ne Kıbrıs Türklüğü, ne de KKTC için sevindirici bir adıma maalesef şahit olamadı.

Tanınmamış bir KKTC, BM ve AB’nin tanıdığı bir Kıbrıs Devleti, bu Devletin içinde mi, dışında mı kaldığı, ya da ne olacağı bilinmez bir Kıbrıs Türklüğü derken Türk cumhuriyetlerinin Kıbrıs Devletini ( dolayısıyla Rum devletini) tanıyıp, büyükelçilik ile temsil edilme kararı alıverdikleri bir noktaya geliverdik. Onun için yazının başlığını “KKTC’NİN KADERİ/ YA DA KADERSİZLİĞİ” diye koydum…

Senelerce “milli dava” belleyip, savunduğumuz Kıbrıs konusunda yaşadığımız (Kıbrıs Türklüğü ve KKTC icin) bu durum bizleri derinden sarstı…

Üzüldük. “Böyle mi olmalıydı”; ya da “böyle olmamalıydı” dedik. Dedik de, bu arada Ada’dan yükselmekte olan kötü kokularla da ayrıca sarsılmaktayız. Bizim bir “MİLLİ DAVA” belleyip, öyle de baktığımız Kıbrıs’ın bazı karanlık kişi ve çevreler için nasıl bir “tamamen duygusal ” (🤨😤) yaklaşılan ve üzerinden elde edilmekte olunan muazzam servetin üleşimine dair bir KAZANÇ KAPISI olarak görüldüğünü de anlamış bulunuyoruz.

Ada’dan yükselen dedikodular ve kötü kokular bizleri endişelendiriyor. KAZANÇ KAPISI yapıp, üzerinden mafyavari üleşimler sağladığınız yerde MİLLİ DAVA havada kalır…Yazık…

25 Nisan 2025

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın