Tarihin derinliklerinden gelen bir fısıltı, eski Mısır’dan bugüne kadar uzanıyor. Firavunlar diyarının kadim metinlerinden biri olan Ölüler Kitabı, bir mumyanın üzerine bırakılmış parşömen kağıdında yankılanan bu dizelerle bize sesleniyor. Bu, bir insanın ölümünden sonra ilahi mahkemeye sunulacak itirafı; yani bir vicdan muhasebesidir.

“Hiç kimseye kötülük etmedim.”
İnsan, yüzyıllar boyunca bu sözü söyleyebilmenin peşinde koştu. Ancak çağlar değiştikçe, kötülüğün şekli de değişti. Bir zamanlar bir başkasını aç bırakmamak bir erdem sayılırken, bugün yanı başımızdaki açlığı görmezden gelmek bile bir nevi kötülük değil mi?

“Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım.”
Sanayi Devrimi’nden bugüne, emek sömürüsü her dönemin en büyük vicdani meselelerinden biri oldu. Bugün ise ağır çalışma koşulları altında ezilen işçiler, çocuk yaşta iş hayatına atılanlar, düşük ücretlerle ayakta kalmaya çalışan milyonlarca insan var. Mısır’da bir ölünün huzura kavuşmak için ettiği bu itiraf, modern dünyanın adalet terazisinde nasıl bir karşılık buluyor?

“Kimseye gözyaşı döktürmedim.”
Günümüz dünyasında gözyaşları ne yazık ki eksik olmuyor. Savaşlar, zorunlu göçler, insan hakları ihlalleri, yoksulluk… Biz de günün sonunda kendi vicdanımıza dönüp bu cümleyi samimiyetle söyleyebiliyor muyuz?

Ölüler Kitabı’nda geçen bu dizeler, binlerce yıl önce kaleme alınmış olsa da, insanlığın vicdani sorumlulukları değişmedi. Tek fark, bugün bu sözleri ne kadar ciddiye aldığımız. Modern insanın en büyük çıkmazı belki de budur: Bir zamanlar ölülerin tanrılara karşı verdiği hesap, artık yaşayanların birbirine dahi veremediği bir hesap haline gelmiştir.

Sonuç olarak, Mısır’ın eski mezarlarından yükselen bu sözler, sadece bir dönemin etik kodları değil, insan olmanın evrensel sorumluluklarıdır. Ve belki de en büyük soru şudur: Biz bugün kendi vicdanımızın mahkemesine çıkacak olsak, aynı sözleri rahatlıkla söyleyebilir miyiz?

12 Şubat 2025

Rafet ULUTÜRK

BULTÜRK Derneği Genel Başkanı


Yorum bırakın