
“Ülkü Pınarı” nda yazdığım son yazıyla ilgili olarak, üst seviyede görevlerle (Savcı sıfatıyla) mesleği yürütmüş, değerli bir hukukçu olan dostumdan gelen ve bir-iki noktaya dikkat çekip aydınlatıcı bilgiler veren bir not aldım.
Üç noktada görüş belirtmiş dostumuz:
Mevzuat gereği Apo’nun TBMM’ne gelmesi ve herhangi bir yerinde konuşturulması imkansızdır. (aynı kanaatlerini, daha önce ben de yazmıştım)
İkinci husus şu: “Umut hakkı olur, olmasına da bu başka birsey…” diyor. Cezaevinden örgüt yönettiği bilinen bir kişi söz konusu.
Öcalan 1999 öncesi için yargılandı. Aldığı ve kesinleşen cezası bu tarihten önce işlediği suçlar için. Ancak hüküm giyip hükmü yattığı günden bu tarafa içerden örgüt yönettiği biliniyor. Yirmi senedir örgüt yönetme suçu işliyor; bunun için yargılanması gerekir. “Umut hakkı” gereği bırakılma ve kaçma ihtimali olan bir söz konusudur. Doğru olan iş, açılacak bir yeni soruşturma ile yeni bir tutukluluk kararı verilmesidir. Hukukun normal işleyişi bunu gerektirir. Apo sadece yargılanıp aldığı cezayı çekmekte olan bir hükümlü değildir; cezası için hapis cezasını çekmekte iken örgütün işlemeye devam ettiği olayların da sorumlusu, yönlendiricisi bir sanıktır, soruşturma gerekir ve bu örgüt yönetimine cevaz veren yöneticiler de her kimse soruşturmanın konusu olmalıdır. ( örgüt yönetme suçuna yardım ve yataklık) Eger bu dediklerimiz doğru değilse ilan etmeliler ki, örgüt yönetme suçunu işlemediği tespit olunmuştur, diye…(o zaman yirmi senedir Bahçeli niçin ve niye bas bas bağırıp duruyordu…😂 not benden)
Üçüncü ve önemli husus da, “TERÖRİST” sıfatlı bir kişiye rol biçmek suretiyle bütün bu söylenen /yapılanlar terör propagandası suçudur…
Aslında bütün bunları düşünüyor olmak ve gereği her ne ise yapmak Cumhuriyet Savcıları’nın ( şahıslar bazında ) ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ( hükmi şahıslar -partiler- bazında) sorumluluk alanıysa da, biz yazıp çizelim de belki işlerinin bu olduğunu hatırlarlar, ( ümidim yok ya)…
02 Ocak 2025
Şevket Bülend YAHNİCİ
