Önce Baas vardı. Nusayri azınlığa dayanan bir parti ve yıllar boyu süren Esad ailesi iktidarı. Sunni nüfus çoğunlukta. Halep başta olmak üzere birçok bölgede Türkler vardı. Bayırbucak Türkleri vardı. Arap hristiyanlar vardı. Kürtler de vardı. Bu topraklar yüzyıllar boyu Arap, Türk, Kürt gibi etnik, sunni, şii, hristiyan gibi de dini ayrılıklarıyla yaşayıp geldi. Komşu Irak’daki aynı ayrılık ve aykırılıkların kavgası Saddam’ın gidişiyle yeni bir veche kazanacaktı. Barzani kuzeyde kürt bölgesi lideri olurken,Talabani Cumhurbaşkanı oluyor, sunni ve şii arap kavgası ile yıllar boyu didişen Irak’ta merkezi yönetim bölüşülürken “Türkmenin adı yok” hale geliyordu. Türkiye, yıllarca süren bir kargaşadan, karmaşadan hem kendi, hem de Türkmen varlığı açısından eli boş çıkıyordu. Bir yandan Irak’ın kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde bir Kürdistan’ın oluştuğu, Kerkük, Musul, Erbil, Tuzhurmatu – hatta Bağdat- gibi Türklerin yaşadığı Türkmeneline Arap ve Kürtlerin sahip çıktığı, yıllarca bölgede insan, silah, uyuşturucu, hayvan kaçakçılığı konusunda peşmergeyle ortak bölüşen PKK’nın az biraz geri durduğu günlere gelinmişti. İşte tam bu günlerde, yıllarda PKK ve Suriye isimleri birlikte anılmaya başlayacaktı. Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin güneydoğusunda ve güneyinde baş ağrısı olan terör ve teröristler Suriye kuzeyine -ama bu sefer yine Türkiye güneyinde – daha beriye kaymaktaydı. Bu arada bahis konusu coğrafyada uzun zamandır konuşlandığı/yuvalandığı anlaşılan pek çok terör çeşidi pıtrak gibi ortaya çıkmaya başladı. İhvanı, cihatçısı, el kaidesi, el nusrası, ışidi, deaşı ile onlarca terör grubu, muhtelif ülkelerden buralara gelip eğitimler alan binlerce terörist ortalığa dökülüverdi.

Aynen Irak’ta olduğu gibi ( Türkmeneli Türkleri – Kerkük’te, Erbil’de, Musul’da, Tuzhurmatu’nda, hatta Bagdat’ta- maalesef yok sayılır hale getirildi) şimdi de, Suriye’deki Türk varlığından kimse bahsetmemektedir.

İşte bütün bu olaylarla paralel; belki iç içe, belki birbirinden beslenir şekilde; belki birileri diğerleriyle iş, güç birliği yaparak; özellikle de kuzeyde Turkiye’ye kaçan / kaçırtılan /kovalanan ( dünya tarihinde sayı, -miktar – itibariyle tarihin görmediği büyüklükte bir göç, istila, sığınma, mülteci ne derseniz deyin adını koyamayacağınız bir akın sonucu ) boşaltılan coğrafyaya PKK /PYD yerleştirildi.

Bu arada geçmişte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten ekibin bilgisi dahilinde, bizim ülkemizde, Istanbul’da bir Suriye geçici hükümeti kurulmuştu. İlerde Suriye’yi yönetmeye aday bir başbakan ve bakanlar kurulu oluşturulmuştu. İşin içinde miydik, dışında mıydık bilmiyorum; bizim kontrolümüz söz konusu muydu, onu da bilemem ama işlerin Istanbul’dan yürütüldüğünü açık kaynaklardan okuyorduk/duyuyorduk. Bunlar bir taraftan, Suriye’nin muhtelif noktalarında gelecekteki Suriye’nin ( Esad sonrasının) yönetim kadroları diye bir kısım yerel kişiler diğer yandan geleceğin Suriye’sini yönetmek üzere hazırlandığını, bir yerlerlerden finanse edildiği yine açık kaynaklarda yer almıştı. Kesin bir bilgi mi derseniz, inanın bilmem mümkün değil. Ancak bir organizasyon olduğu gerçek ve bu tür organizasyonlar/işler paraya bakar. Bu arada eş zamanlı olarak ÖSO adı verilen yirmibini aşan bir sayıdaki ordunun maaşı, yemesi, içmesi, lojistiği, silahlandırılması söz konusuydu.

Suriye geçici hükümeti, gelecek Suriyesinin yerel yöneticileri, ÖSO diye diye yapılan masraflar hepsi boşa gitti; bütün bunlar devre dışı kaldı ve bir örgüt ve başı Şam’ı teslim aldı, kendisinin daha önce ilan etmiş olduğu hükümeti ( İstanbul’daki geçici hükümetten ayrı olarak)   Suriye’ye  Hükümet yaptı. Bizim Kalın da gitti O’nun yanında Emevi camisinde namaza durdu. Hikaye budur, vesselam.

Sonra bir adam çıktı bütün bunları eliyle itti, kendi ordusunu kurdu, ( ABD Temsilciler Meclisi savunma bütçesi 4-5 seneden beridir bu  yöreye ücyüz milyon dolar – toplamı 2 milyar doları geçmiş olmalı- çoğu silah olmak üzere yağdırmaktaydı -resmi savunma bütçesi rakamları…gizli değil.) İşte HTŞ denen örgüt bu arada atak yaptı, kendi güçleriyle, Suriye geçici hükümetini Istanbul’da kurmak, bunları finanse etmek, ÖSO için paralar harcamak, yerelde harcanan paralar – maaşa bağlanan kişiler vs., vb.- hepsi boş oldu, devre dışı kaldı. Adamlar Şam’a girdi, terör örgütü Suriye oldu. Biz de Kalın’ı gönderdik, yan yana namaza durdurduk. 

HTŞ, kendi ayrı bir orduyla (ÖSO dışında) savaştı, Suriye geçici  hükumeti diye ilan edilmiş hükumete iltifat etmedi, kendi hükümet oldu, artık Suriye deyince akla bunlar gelecek…    

Bizim ihvancı, cihatçı, nusrasever çevrelerimiz seviniyor. Normal, düz müslüman çevreler de seviniyor. Paylaşımlarda görüyorum Türkçülük, milliyetçilik adına da sevinenler var.   

Sorular:
ABD’nin bunca silahı kime gitti, nerede kime kullandı?
Esad’ı yıktık diye ABD övünürken, Netenyahu örgüt liderini telefonla tebrik ederken; aynı Netenyahu elini kolunu sallayarak Suriye’de gezerken; CENTCOM generali PKK /PYD ile toplantı yaparken; bir yanda Işidci, deaşçı, nusracı, ihvanci bir örgüt Suriye olurken; paralar boşa gitmiş, bizim bütün hesaplarımız boşa çıkmışken biz niye, niçin, neden seviniriz anlamak mümkün değildir. Hadi birileri sevinir, seviniyor anlarım da, kendisine ” milliyetçi, Türkçü” diyen hatta ortalama/piyade Türk olan niye, nasıl sevinebilir aklım almıyor. Bir de sırtımızda, bağrımızda BONUS olarak kalmış ( çözüleceğine dair ümitlerin iyice zayıfladığı) milyonlarca GÖÇMEN -SIĞINMACI – MÜLTECİ – (iç hukukumuz açısından da, milletlerarası hukuk açısından da bu işin hukuka sığar, hukukla izahı olan bir yanı kalmamıştır. Mevcut hal, hiçbir hukuki statüye dahil değildir) problemi tepemizdeyken neye sevinirler, bilmem…

Bir de şu  “hayırlısıyla Şam’a girdik, sıra Kudüs’te ” cümlesinin ve diyenin hastasıyım. :))

23 Aralık 2024

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın