
Başbuğ Atatürk’ün vefatından sonra Büyük Türk Milleti, Başbuğ Türkeş’in vefatından sonra da maalesef Ülkücü Hareket yetim kaldı.
Büyük Türk Milleti, Başbuğ Türkeş’in vefatından sonra yapılan ilk seçimde Başbuğ Türkeş’e ve Ülkücü Hareket’e vefasını göstermiş ve iktidar olmanın yolunu açmıştır.
MHP, iktidarın büyük ortağı oldu ama Dr. Devlet Bahçeli Başbakan olmak istemedi.
Herkes herşeyi bugün gibi hatırladığı için detaya girmeyeceğiz. Ancak bir hususu da anlatmadan geçemeyeceğiz.
Hükümet kurulması esnasında Rahşan Ecevit’in Ülkücü Hareket’e en ağır hakaretlerine rağmen, uzlaşma adına herşey sineye çekildi ve merhum Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu 57.Cumhuriyet hükümetinin ortağı olundu.
Hep kendi kendimize sormuşuzdur. Rahşan Ecevit’in Ülkücü Hareket’e hakaretine tolerans gösteren Bahçeli, gençlik yıllarından beriye can dostu olan ve MHP Milletvekili olarak da mecliste bulunan merhum Ali Güngör’ün haklı eleştirisine neden tolerans göstermemiştir?
Devlet Bahçeli yakinen tanıdığımız ve Başbuğ Türkeş’in vefatından sonra şaşkınlıkla izlemeye devam ettiğimiz, zaman zaman sert eleştirilerde bulunmamıza rağmen, insan olarak saygı duyduğumuz dürüst bir siyasetçiydi.
Ancak dürüst olmak tek başına yetmiyor!
Devlet Bahçeli’nin yönetimi ve yöntemleriyle iktidar olunamayacağını da maalesef görmüş olduk.
Bahçeli’nin hükümeti bırakıp “erken seçim” çağrısında bulunarak, partisinin baraj altında kalması pahasına, AKP’yi bu milletin başına musallat etmesini halen hazmedebilmiş değiliz.
Seçimden sonra güya ilkeli duruş sergileyerek istifa edeceğini söylemişti. Ama ne istifa etti. Ne de gitti?
Sahi, hangi ülküdaşımız Bahçeli’ye “ne olursun sen gitme” demiş te, Bahçeli gitmemiş?
Devlet Bahçeli’yi MHP’nin başında kim veyahut kimler tutmak istiyor?
Başbuğ Türkeş’in vefatından sonra Yıldırım Tuğrul’un aniden MHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklaması ile Ülkücü Hareket’in hafızası olan abilerimiz istişare toplantısı yapma kararı aldı.
Maalesef Bahçeli’ye ulaşılamadı…
Halbuki Ülkücü Hareket için istişare çok önemli bir müessesedir.
Düşününüz lütfen, bir baba vefat ediyor evlatlar biraraya gelip, “babamız vefat etti. Ne yapacağız, ne edeceğiz ?” diyemiyor!…
Hele hele bu baba milyonlarca evladı olan Başbuğ Türkeş olunca, durum daha da önemli değil mi?
Yıldırım Tuğrul ve Devlet Bahçeli istişare etmeden kendiliğinden aday oldu. Geriye kalan evlatlar istişarelerini yaptı ve Yıldırım Tuğrul’a karşı aday olanların arasında en yüksek oyu alanı destekleme kararı aldılar.
Bahçeli’nin MHP Genel Başkanı olmasının özeti budur.
O gün kerhen de olsa, Devlet Bahçeli’yi destekleyenlerden bir kişi yanında kalmamıştır.
Onlar Bahçeli’yi terk etmemiş, cadı kazanında kaynatılmış fitne fesat ile partiden uzaklaştırılmıştır.
Bir kasırga esti ve Ülkücü Hareket’in hafızası silinmek istendi!
Bütün bunlar Ülkücü Hareket’in şanlı mazisinin arkasına saklanılarak yapıldı.
Ülkücülük, vatana kara sevdalı olmanın ve karşılıksız sevmenin adıdır.
Dün komünistlerin namlusu bir ülküdaşımıza çevrildiği an,” kardeşim ölmesin” diyerek ona siper olan Ülkücüler vardı.
Ülkücülük, sevgi ve saygının, imanın ve ihlasın, ahde vefanın ve kardeşliğin bir arada olduğu bir alperenlik ve gazi dervişlik ruhudur.
Bugün Ülkücü Hareket’i dizayn etmeye çalışanlar, acaba pranga nedir? Hücre nedir? Tabutluk nedir biliyorlar mı?
Şehit olduğunda otopside 3 günlük aç olduğu ve cebinden 35 kuruş çıkan Yusuf İmamoğlu’nu ve binlerce şehit ülküdaşlarımızı gözlerinin önüne getirsinler ve ona göre davransınlar.
Ülkücü ülkücünün kıymetini iyi bilmelidir. Çünkü Ülkücüler kardeştir.
Başbuğ Türkeş, Ülkücü Hareket’e “Gönül Seferberliği”ni düstur olarak öğretmişti.
Bahçeli ve ekibi ne yaptı?
Hem ümitleri ve heyecanları boşa çıkardı. Hem de gönülleri kırdı!..
Devlet Bahçeli, salı günleri birçok şeyi söylüyor ve sonrasında ”uyarılarımda haklı çıktım değil mi?” diyor.
Eskiden gazetelerin akşam baskıları büyük şehirlerde elden dağıtılırdı. O dağıtıcının bir gün sonra çıkıp,”akşam dağıttığım gazete o haberi yazıyordu” demesi gibi birşey!
Ülkücü Hareket, Türkiye’de ilk defa “anayasal vatandaşlık” mefhumunu kimin ortaya attığını da iyi bilmelidir.
Bahçeli, salı günleri grup toplantısında veya bir miting meydanında sürekli ,”Ülkücü Hareket daha son sözünü söylemedi” diyordu.
Merhum Başbuğ Türkeş, ” gerekirse milyonları meydanlardan yürütürüm” dediğinde ne olduğunu Türkiye’de herkes biliyor.
Devlet Bahçeli, Ülkücü Hareket’in sesini soluğunu kesti.
Ülkücü Hareket kötü gidişata tepki gösterince, yıllardır AKP’nin izdüşümü gibi davranış sergileyen Bahçeli, “ülküdaşım” dediği insanları bir çırpıda “hain” ilan ediverdi.
Kızılcahamam kampından kızılca kıyamet koparmanın anlamı neydi?
Ülkücü Hareket’in olağanüstü kurultay taleplerine kapıyı kapatan Bahçeli, kendisini genel başkan seçen Ülkücü İrade’ye güvenmedi.
Herkes eğri de, bir doğru Bahçeli mi?
Velhasılı kelâm, “Oyunu Bozacağız” diye ortalığı ayağı kaldıranlar, bir de baktık ki “başından beriye AKP hükümetine ve Erdoğan’a fiili destek verdik” demezler mi?
Hem de nerede?
Parti okulunun sertifika töreninde.
“Hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki boyuta dönüşebilir”
Tarafsız bir gözle bakınca, “Oyunu Bozacağız” diyenlerin gerçekte oyuncu oldukları ortaya çıkmaz mı?
“Reyiz” ne diyordu lütfen hatırlayınız..
“Bizim Ortadoğu’da bir görevimiz var…..BOP Eşbaşkanıyım”
Peki, Bahçeli’inin görevi neredeydi?
Tabii ki MHP’de..
Bozkurtları partiden tasfiye edip, onların yerine “Bozkurt işareti yapabilir miyim?” diye izin isteyecek kadar kuzu olan türedi bir grup ikame etmek, milli refleksleri yok etmek ve MHP’yi dönüştürme görevi.
“Anayasal Vatandaşlık” kavramını Türkiye’de telaffuz eden ikinci siyasetçi Dr. Devlet Bahçeli beyden başkası değildi.
Türk Milliyetçisi aydınların tepkisi üzerine geriye adım atmak zorunda kalmıştı.
Başbuğ Türkeş’in de katılımıyla büyük coşku içerisinde kutlanan Erciyes Kurultayı’na ne oldu?
Başbuğ Türkeş’in ruhu hep orada. Bizi bekliyor…
Allah aşkına Başbuğ Türkeş’in duruşuyla Bahçeli’nin duruşu bir mi?
Şimdiki slogancı ve boş “süt kuzuları” ile ölümlerle eğlenen, “kim var denildiğinde, sağına ve soluna bakmadan ben varım diyen Bozkurtlar bir mi?
Onların asil duruşu, efendiliği ve cenk meydanlarında kükreyişi bile bir başkaydı.
Cennet vatanımız elimizden bir yıldız gibi kayarken, ‘ÜLKÜCÜ HAREKET, SON SÖZÜNÜ NE ZAMAN SÖYLEYECEK?’ diye soruyorduk ya, Ülkücü Hareket henüz sessiz ama Bahçeli son sözünü söyledi, duyanlar duymayanlara haber versin!
Bahçeli, 22 Ekim 2024 tarihinde grup toplantısında yaptığı konuşmada bölücü narko terör örgütü PKK’nın başı Öcalan’a çağrıda bulunmuştu. Bu çağrı, Bahçeli’nin son sözü: “Tecridi kaldırılırsa gelsin Meclis’te konuşsun, örgütün lağvedildiğini ilan etsin” dedi.
Bahçeli’nin teröristbaşı için “Umut hakkı” demesi ilk kırılma noktası değil.
Erdoğan’dan Bahçeli’ye Doğum Günü Sürprizi:
https://onedio.com/haber/erdogan-dan-bahceli-ye-dogum-gunu-surprizi-1117723
Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Doç. Dr. Sinan Ateş’in 30 Aralık 2022 tarihinde
torbacılar tarafından katledilmesi ve azmettirenler ile ilgili iddiaların aydınlatılamamış olması.
Müsterih olunuz, öncelikle merhum Başbuğumuz Alpaslan Türkeş’in ve Ülkücü şehitlerimizin emaneti olan MHP’yi küresel kuşatmadan ve tasalluttan kurtarmak, sonra yeniden büyük diriliş ile Başbuğ Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarmak için Bozkurtlar yine gelecek.
Çünkü Bozkurt, Büyük Türk Milleti’nin özgürlüğünün sembolüdür.
ÜLKÜ PINARI olarak Türk Milleti’nden, Atatürk’ten ve Cumhuriyet’ten yana tarafız…
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”
24 Kasım 2024
ÜLKÜ PINARI
