Bir 29 Ekim’in Düşündürdükleri: İkilemlerimizle yaşıyoruz …

Kimimiz “dinci”, “islamcı”, “ihvancı”, “hizbullahçı”, fetöcü, menzilci, vs. , vb. ad ve sıfatlar ile TC Devletini tanımaz, takmaz, ciddiye almaz, ona düşman hale getirildik. Kimimiz, daha doğrusu birçok aydınımız, ülkeye, millete, vatana dair en ufak bir mensubiyet duygusu, kaygısı kalmamış; çoğu inançta deist, ateist; davranışta kozmopolit, nemelazımcı, adamsendeci yaratıklar haline getirildik. Dunyada bizimki kadar din eğitimi ağırlığı olan (yüzlerce imam- hatip lisesi, yine hiçbir ülkede görülmemiş ölçüde din/ilahiyat/islam eğitimi veren yüksek okul; artık sayısı yüzlerle değil binlerle ifade olunacak sayılara ulaşmış merdivenaltı dinci kurslar, tarikatçı mektepler…

Bunlardan eğitim alan yüzbinler, belki milyonlar. Ama geliniz görünüz ki,bu ağır ve bence tehlikeli ve vahim tablonun karşılığında AHLAK VE MANEVİYATTA YÜKSELMİŞ BİR NESİL elde edebilme yerine özellikle son çeyrekte artık ahlak ve maneviyat yozlaşması tavan yapmış bir topluma dönüştük. Rüşvet, irtikap, zimmet, zillet, çocuğa istismar, kadına şiddet, kız çocuklarına her türlü tecavüz /tasallut, kayırma, vurgun, doyurma almış başını gidiyor. Biz bu kadar dini eğitimi böyle bir toplum yapısına ulaşmak için mi yaptık?..

AHLAK VE MANEVİYATTA ÇÖKMÜŞ BİR NESLİN varlığını yaşamamakta olduğumuz söylenebilir mi?.. Çöküşün sebebi olanlar, bu çöküşe cevaz veren işleri yapanlar kimler acaba? Onlara kalsa en büyük mukaddesatçı, en büyük maneviyatçı, islamın bayraktarlığına soyunanlar da onlar. (Eşi, “büyük sorumluluk taşıyoruz, halifeliğin sorumluluğu” demedi mi?.. Eşinin halife makamında oturduğuna inandığı belli.) Yancılarıyla beraber…

Elbirliğiyle memleketi bu hale getirdiler. Gayri Safi Milli Hasıla arttı mı? Fert başına düşen milli gelir 13-14 bin dolardı da 17-18 bin dolara mı çıktı? Kaç milyon olduğu bilinmez Pakistanlı, İranlı ,Afganistanlı, Afrikalı, Iraklı ve dahi mebzul miktar Suriyeli “işgalci” olmadı mı? Artık onlar “mülteci”, “göçmen”, “sığınmacı” değiller. Bunlar uluslararası hukukun tarifleri… Mevcut halde hukuk mukuk kalmamıştır, halin en iyi anlatımı “işgal” ve “işgalci” sıfatlarıdır.

Hukukun üstünlüğü, demokrasi, adalet ne halde? Ortaya savrulan yalanlarla yönetilmiyor muyuz?..

12 Mart ve 12 Eylül günlerinde memleket için büyük tehlike Sovyet beşinci kolu tarafından yönlendirilen komünizm ideolojisi ve bunu gerçekleştirme yolunda terör faaliyetlerini uygulayan (şehir ya da kır gerillası) gruplardı. Devrimci Doğu Kültür Ocakları o tarihlerde bugün PKK’nın temsil etmekte olduğu tesirden uzak bir halde marksist mücadelenin bir alt bileşeni gibiydi. Daha sonraki yıllarda, özellikle de 12 Eylül sonrası yıllarda sol-marksist gruplar eski teröre de dayalı etkilerini kaybederlerken bölücü terör yükselişe/tırmanışa geçti. Bu sadece Turkiye’de gözlemlenen bir durum değildi. Mesela FKÖ ve Filistin davası o yıllarda marksist ağırlıklı bir yapıyı ve mücadeleyi temsil ediyorken orada/o işte de ağırlık bir başka yöne evrildi; Hamas ve Hizbullah gibi örgütler konunun temsilcisi görünmeye başladılar ve dinci-islamci bir çizgi Filistin davasıyla anılır oldu. Bugün eskinin solcu Filistin kamplarının yerini dinci, ihvancı, hizbullahçı kamplar almadı mı?.. Bizde de Dev-yol’la, Dev-sol’la, Dev-genç’le, DHKPC ile anılan solcu terör, yerini PKK terörüne bıraktı. Dolayısıyla günün büyük tehdit ve tehlikesi -memleketimiz için – bölücülük haline geldi. İşte, tam bu noktada da ( yani bizde de) dinci örgütlenme ve yapılar (IŞİD, Hizbullah, İhvan uzantıları, teröre bulaşmamış gibi görünen – dinci gözüken- tarikat ve cemaatler) bölücüler ve bölücülük için güzel bir perdelenme/gizlenme alanı oluşturdular. Milletimizin büyük çoğunlukla sevgiyle, saygıyla mensubu olduğu, büyük bir hassasiyetle yaklaştığı dini inancının gölgesi ve perdesi altına sığınarak bölücülük yapıyor olmak – bana göre- akıllıca bir işti. Onlar için de akıllıca bir iş olarak gördükleri için de öyle yaptılar. Hal böyle olunca da, doğu ile batı, islam ile laiklik, F35 ile S400, İran ile İsrail, Atatürk ile başkaları ( kimi zaman Abdülhamit, kimi zaman Enver Paşa) arasına sıkıştırılmış ve kararsızlığa mahkum Türk aydını’nın kafası daha da karıştı.

Cumhuriyetten yüz kusur sene geçti. Bu ikilemlere ihtiyacımız yoktur. Milli mücadele iki FETVA ile yaşanmıştır. Birisi Damat Ferit, Molla Sabri, Dürrizade Abdullah imzalı ve İngiliz/Yunan uçaklarıyla atılan Yunan ordusuna ve emperyalist saldırıya karşı duran Kuvayı Milliye’yi, halifeye karşı çıkmakla suçlayan İSTANBUL FETVASIDIR. (Bu fetvayı verenlerin torunları 15 Temmuzda milli iradenin ve milli egemenliğin Meclisine bomba atanlar ve sebep olanlardır) Diğeri de, vatan, bayrak, ezan, ırz, namus için yola çıkanlara, kuvvaya ve mudafai hukukçulara KUT veren ANKARA FETVASIDIR. Biz herhangi bir ikilemde değiliz. (VATANSEVERLER, TÜRK MİLLİYETÇİLERİ OLARAK) MÜCADELE, ZİHNİYET, KAVGA, KAVGANIN TARAFLARI HALA AYNI… DEĞİŞEN BİRŞEY YOK VE BİZ ANKARA FETVASI TARAFINDA OLMAYA MECBURUZ…

29 Ekim 2024

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın