Bahçeli “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir” demiş…

Türk milliyetçileri olarak bugünlere kadar ve daima Türk’ü, Türk olmayı, Türklüğü, Türk olmanın şartlarını ortaya koymaya ve tarif etmeye çalıştık. Çünkü, ” tarih, bir milletler mücadelesi tarihidir” diyor, böyle inanıyor, inandığımız bu duygu ve şuurla (mensubiyet duygusu ile) kendimizi millet tarifinin ortasına koyarak milliyet duygumuzu ve buna bağlı olarak ( milliyet duygusunun sosyolojik esasları) milliyetciliğimizin (Türk milliyetciliğinin) izahını yapıyorduk.

Gün gelip bütün bu tarihi gerçeğin ve sosyolojik izahın (ki, bunun adını ” Türk milletine mensubiyet suuru – G.Erdem- olarak koymuştuk; “ne mutlu Türküm diyene ” – M.Kemal ve bütün milliyetçiler – sözüyle de formüle bağlamıştık ) Bahçeli isimli büyük bir sosyolog tarafından değiştirileceğini hiç tahmin etmemiştik. Bahceli, hem de bir Ziya Gökalp sempozyumunu bahane ederek konuya tersten girdi ve dedi ki, “kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir…” Yani Bahçeli sosyolojiye yeni bir boyut getirdi ve “Türkü”, “Türk olmayı”, “millete mensubiyeti” , Ziya Gökalp’in de tarifi olan kendini öyle hissettiği için “ne mutlu Türküm diyene” gibi mensubiyete bağlı bir tarif unsurunu eliyle iterek Türk olabilmenin şartını ” kürtleri sevmek” olarak değiştirdi.

Hikaye malum…Adam telaşla psikiyatr muayenehanesine dalmış ” aman doktor medet ben arpayım, bütün tavuklar peşimde, beni yemek için kovalıyorlar…” Doktor derhal müdahale etmiş, adamcağızı klinikte tedavi için adeta enterne etmişler. Günlerce telkin, telkin, telkin…”Sen arpa değilsin, insansın” ; ya da “ben arpa değilim, insanım…” Aradan çok uzun bir zaman geçmiş…Aralarda doktor hastayı karşısına alıp arpa mı, insan mı hissettiğini kontrol ediyor…Nihayet beklenen gün gelmiş ve zavallı hasta doktorla mülakatında “artık iyileştim, arpa değilim, insanım” demiş…Doktor çok sevinmiş, başarılı bir tedaviye sebep olmanın sevinciyle de hastaya “çok sevindim kendinin arpa olduğunu hissetmekten vazgeçmene, artık taburcu işlemlerini yapalım” der…

İşlemler yapılmış adam tekrar tekrar “ben arpa degilim” demekte…Doktor tam selametleyip hastayı uğurlarken birden hastamız yine dehşet ve endişe ile doktoruna sarılıyor.

Doktor şaşkın…Ne oldu, ne var, diyor. Hasta ” doktorcuğum tamam ben tedavi gördüm, artık arpa olmadığıma inanıyorum, tamam tamam olmasına da bunu tavuklara nasıl ve kim anlatacak?..”

Devlet bey kıssadan hisseleri sever. Dilime geldi, anlatıverdim.

Ben Ahmet Türk’ü, Zana’yı, Apo’yu, Bayık’ı, Karayılan’ı seveyim sevmesine de ( Türk olmam için şart ya) bakalım onlar beni sevecek mi?..
Türk olabilmenin şartını Kürtleri sevmeye bağlayan bir sosyoloji acaba rica etsek de 🤔🤣 kürt olmanın şartını Türkleri sevmek olarak tescil ettirse…😉 Hem vallah, hem billah ben ırkçılık /etnisite yapmak adına bunları düşünüyor, yazıyor değilim. Bence bu anlamda Sadri Maksudi de, Ziya Gökalp de, Mustafa Kemal de, hatta Atsız da, Dündar Taşer de, Galip Erdem de,Türkeş bey de etnisite (etnik ayrımcılık ) yapmadılar. Türk olmayi değil, Türk milletine mensubiyet şuurunu esas tarif unsuru yaptılar. Öyle olmasa halin neticesinde “ne mutlu Türk olana” derdik. “Ne mutlu Türküm diyene ” demişligimiz bundandır. ANDIMIZ’la “Türküm, doğruyum, çalışkanım…varlığım Türk varlığına…Ne mutlu Türküm diyene…” gibi sözlerden ve buradaki sosyolojiye tahammül gösteremeyenler hem de Gökalp sempozyumunda yeni bir sosyolojik garabeti ( Gökalp’i de istismar ederek) ortaya döktüler. Kürtleri sevin, sevmezseniz Türk bile değilsiniz…

Sevmiyoruz demedik ki…😉

27 Ekim 2024

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın