Ülkede hukuktan ve adaletten ne anlaşıldığı konusundaki derin ayrılık giderilmedikçe bir adım ileri gitmemiz mümkün değildir.

Bu ülke hukuk anlayışı, hukuk uygulanışı ( ya da uygulanmayışı), hukuktan ne anlaşılması gerektiği, hukukun üstünlüğü ilkesinin ne olduğu, Anayasa’ya, hukuka, kanunlara saygının, ya da nasıl uyulacağının anlaşılması gibi konularda çok derin, kanamakta olan, cerahatli yaraya dönüşmüş bir haldedir. Yazık olmuştur. Neredeyse bu yara, müdahale ve iyileşme ihtimali olmayan bir noktaya gelmiştir. Hukuk, herkesin kafasına göre algılayacağı, uygulayacağı, anlayabileceği, uyacağı/uymayacağı bir iş degildir. Değildir de, ülkemizde böyle midir? Hayır, tam aksidir; olması gereken değil, olmaması gereken (bir kanser hücresi) bir anlayış kâbus gibi hukuk, kanun, adalet dediğimiz yapının üzerine çökmüş haldedir. Bu hal, ülkenin ufkunu karartan bir sebep halini almıştır. Mesela …Ben ve benim gibi düşünen pekçok aydın, hukukçu, siyasetçi, gazeteci, yazar, çizer, düşünür, o hale geldik, getirildik ki, şöyle düşünüyor ve inanıyoruz:

  • Anayasa uygulanmaz haldedir.
  • Hukukun üstünlüğü ilkesine sadakat ortadan kalkmıştır.
  • Ülke bir hukuk devleti olabilmenin şartlarından süratle uzaklaşmıştır.
  • Anayasa başta olmak üzere birçok kanun rafa kaldırılmıştır.
  • İnsanlar hukuka, kanuna, Anayasa’ya uygun davranma duygusundan uzaklaşmış; bunları tanımama, inkâr ve uymama adet haline gelmiştir.
  • Adalet raftadır.
  • Savcılığın 200 kusur sene istediği bir şahıs /şahıslar mahkemelerde beraat alıyorlarsa ya savcılık makamı, ya da hakimlik makamı yanlış içerisindedir. (Dilan olayı…40 yıl ceza istenen bir kişinin tahliyesini halkımız bir türlü anlayamayacaktır. Ne perhiz, ne lahana turşusu karışmış haldedir) Beraat edecek bir kişi söz konusu ise kişiye yüz, yüzelli, ikiyüz sene ceza isteyen savcılık makamı ile beraat hükmeden hakim heyeti aynı kitabı okumuş olamazlar. Ayni soru, 40 yıl isteyen iddianameyi yazan savcıyla, tahliye veren hakim için de geçerlidir. Ben bir ceza hukuku ( az çok ) bilen bir hukukçu olarak şaşırıyorum, inanamıyorum…
  • Ben bunları böylece yazıp çizince Saraya yerleşmiş ve etrafı oradan seyreden atanmış (YÜRÜTME, YARGI,YASAMA ORDULARI KOMUTANLARI – Uçum, Köroğlu, bir de şimdi Oğan mı ne o katıldı, trio oldular- ZİRA BUNLAR SARAYIN SADECE “YÜRÜTME” KADROSU DEĞİL; YARGI PATRONU DA,YASAMA PATRONU DA BUNLAR… Kalın, Kıratlı, Altun, Fidan onlar bir rütbe yukarda) zevat, bana diş bileyip, kafalarından neler geçiriyorlardır, kimbilir? İşte, Türkiye biz /bizim gibi düşünenlerle ( demokrat, hukukun üstünlüğü ilkesine sadık, Anayasa ve kanunların uygulanmasını şart sayan, adaletin bir toplum hayatının vazgeçilmezi olduğuna inananlar) Bizim gibi düşünmedikleri apaçık ortada olan saray ve çevresi hukuk -daha doğrusu, hukuksuzluk- anlayışı arasına sıkışmış durumdadır.

“Hukuk uygulansın”, “Anayasa’ya uyulsun” deyince bize /herkese “Terörist ” deyiveren bir hukuksuzluk tercihi ülkeye yerleşmiştir.

Geçenlerde bu hal için bulduğum sıfatlandırmayo ben de beğendim : ANAYASATANIMAZLIK… (ve) ANAYASATANIMAZLAR…

Hukuka, kanuna, Anayasa’ya uyalım diyenlerle; uymayı reddedenlerin bir arada yaşama mecburiyetinde kaldığı bir toplum bu aykırı duruma (Akla, Mantığa, Vicdana , Tabiata, Herşeye) daha fazla dayanamaz… Patlak verir. Zaten her yandan hava kaçırmakta…

Bu seçilmemiş, sorumsuz atanmışlar ile; onları atayan irade hale sebeptir… Teşhis budur… Ya çare ?..

Ey Millet ve ey milliyetçiler Dündar r Taşer beyin sözüyle, hukukla hukuksuzluk arasında “tarafsız ” kalma/olma lüksü kabul edilemez…

21 Ağustos 2024

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın