Bize öğretilen hukuk bilgilerine ve ayrıca da Anayasa ve yasalarda açıkça belirtilen hükümlere göre görülen/ görülmekte olan/ ya da hükmü açıklanan davalar konusunda fikir beyan etmemek, görüş bildirmemek; davaya yön verici laflar etmemek esastır.
Konu, yargılama süreci ve yargılama sonucu hükmün açıklanması sonrası ( tefhim) olarak düzenlenmiştir.
“Görülmekte olan davalar” denilmiştir. Bir dava ne zaman görülmeye başlar… Savcılık iddianamesini hazırlar ve sulh,asliye veya ağır cezaya gönderir. Dava açılmasını ister. Bundan öncesi soruşturma ( savcılık ) safhasıdır ve aslında yasalar gereği “ilk soruşturma gizlidir”.
Normal olan iş, emniyette fezlekesi hazırlanarak adliyeye (savcılığa ) gönderilen bir dosyanın gizliliğinin korunmasıdır… Bu noktada da anormalliği ayyuka çıkartarak iki yanlış yol izleniyor. Birincisi dosyada sanık olan kişilere ve vekillerine (avukat meslekdaşlarımıza) dosya bilgilerini vermemek.”Gizlilik kararı var, dosyayı okuyamazsınız ” denilmek suretiyle savunmanın elini kolunu bağlayıcı bir tutum izlenebilmektedir. Bir sene, birbuçuk, hatta iki sene süren iddianamesi hazırlanmamış dosyaların varlığı biliniyor.Tutuklu sanık ve avukatları içindeki bilgi, delil, suçlama ne varsa bilmedikleri dosyalarla aylarca boşu boşuna bilgisiz, içinden habersiz boğuşup duruyorlar. Bu durum bir hukuk garabetidir.
İkinci durum ise, yine bir başka garabet hali olup, bunun tam tersi olarak tecelli etmektedir. Gizli olması yasa gereği şart iken, dosyanın emniyette şekillenmekte olan hazırlığından tutunuz, ilk soruşturma, sorgu ifadeleri, savcılık işlemleri gibi konularının ortalığa saçılıp, dökülmesidir. Gazetelerde, Tv’lerde, dedikoducuların dilinde, klavyecilerin klavyesinde dosya bilgileri gezinebilmektedir.
Birinci hal ne kadar yanlış ve sakıncalı ( savunma hakkını engelleyici) bir durumsa; ikincisi de o derece vahim ve hukuku zedeleyici bir vaziyettir.
Kanunlarımız “görülmekte olan dava” derken önce bu safhayı (savcılık ve iddianame hazırlığı ) düzenlemek istemiştir. Bu safhadaki halimiz anlatmaya çalıştığımız bu “birinci” veya “ikinci” hal sebebiyle kötü örnek ve manzaralara sebep olmaktadır.
Bir dava için iddianame yazılıp hakimlige gönderildikten ve ilgili mahkemece dava açıldıktan sonra ise bir başka konuma geçilmektedir. Artık dosya ve dava, sulh hakimliğinin, asliye savcı ve hakiminin, ya da ağır ceza mahkemesi savcısı ve heyetinin uhdesinde demektir.
Artık devam eden yargı süreci başlamıştır. Bu süreçte savcılar, hakimler bağımsız hareket edeceklerdir, kimse yönlendirmeyecek, emir/talimat veremiyecektir.
PEKİ ALLAH AŞKINA ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYARAK CEVAP VERİN …ÖYLE MİDİR?..
Türkiye, artık Anayasa’da, yasalarda yazılı olan “tabii hakim”, “hakim teminatı” , ” bağımsız hakim”, “bağımsız yargı” kavramlarının maalesef işlemez hale geldiği bir ülke durumundadır. Bu hususlara aykırı davranma fiilinin failleri ise en tepeden aşağıya neredeyse bütün siyasiler, medya, sokakta gezen vatandaş, herkestir. Örnekleri hergün onlarca, yüzlercesiyle görüyoruz.
Bir diğer anormal hukuk hali de dava görüldükten sonra açıklanan hükmü ve hükmü açıklayan mahkeme ve hakimleri ( tefhim sonrası) korumak amacıyla getirilen düzenlemedir. Kasabadaki sulh hakiminden en yüksek yargıtaya, AYM’ye kadar hükümleri ve hükmedenleri koruma amaçlı hükümler getirilmiştir, ceza maddeleri yazılmıştır. İddia ediyorum bu hükümler hakkıyla uygulanacak olsa dışarıda adam kalmaz. (Bu hükümlerin baş ihlalcileri Sn.Erdoğan ve Bahçeli’dir) Söylemiş oldukları bu konuya ilişkin sözlerle iddianame hazırlansa klasörler dolar…
Halimiz bu…Sonra soruyoruz , “ne normal ne anormal” diye…
“Normal” denilecek pek bir yanımızın kalmadığı acı gerçek…
25 Mayıs 2024
Şevket Bülend YAHNİCİ

