(Diplomasi, diploma değildir; sahtesi yapılamaz.)
Türk dış politikası, dümeni kırılmış kaptansız gemi durumuna düşmüştür. Bunun sebebi, AKP dış siyasetinin rotası, daha doğrusu, rotasızlığıdır. Önceleri -eksik, noksan ve yanlışları ile- dış politika, millî refleksler üzerinde oturuyordu ve profesyoneller tarafından yürütülüyordu. Profesyoneller “monşer” ilân edilip ahalinin önünde azarlanarak aşağılanınca Türk diplomasisi rayından çıktı.
Millî diplomasi, ne olduğu belli olmayan, “ümmet diplomasisi”ne dönüştü. Fakat bu, din eksenli diplomasiden sıyrılıp “mezhep” temelli diplomasiye evrildi. Dışarıda ve içeride farklı konuşuldu. Daha çok iç kamu oyuna “gaz verme”ye yönelik hareket edildi. Bu diplomaside, içinde ne olduğu bilinememekle beraber, Türk yoktu. İşte stratejik çukur böylece oluştu.
İlk yarılma Filistin ile başladı. Filistin’in iç politikasına müdahil olduk. İsrail ve Batı beslemesi Hamas yanında yer alarak El-Fetih’in zayıflamasına yardımcı olduk. Filistin’i böldük.
Yeni Osmanlılık diye bir şey icat ederek, çeşitli devletlerin bize şüphe ile bakmasına sebep olduk.
Mısır’daki gelişmelere müdahil olarak, İngiliz beslemesi İhvan-i Müslimin’in yanında yer aldık. Mursi devrildi, yeni anayasa ve seçim yapıldı, Sisi başkan oldu, tanımadık. Mısır’la papaz olduk. Hâlbuki Mısır, Orta Doğu’nun üç büyüğünden biri idi.
Suriye ile “Şamgen” kurmuştuk. Esad’la kanka idik. Ne olduysa oldu, birden Esad, Esed oldu. İpler koptu. Suriye uçağımızı düşürdü. Gıkımız çıkamadı. Rus uçağını düşürdük. Rusya ile ipler gerildi. Turizmimiz ve ihracatımız sarsıldı. Pabuç pahalı çıkınca özür diledik. Hâlâ hava berrak değil.
İran’ı, mezhebe dayalı Pers İmparatorluğu’nu kurmakla itham ettik. Irak yönetimini de onun yanına koyduk. Barzani ile iş pişirmeye başladık. Bunun sonunda tarihî Türkmen şehri Kerkük’e paçavralar asıldı.
Önce Batıya yaslandık. AB müzakerelerini havai fişeklerle kutladık. Bu yüzden Kıbrıs’ta tavizler verdik; Rusya’nın himmeti(!) olmasaydı Kıbrıs gitmişti. Dünyaya meydanlarda rest çekip heyledik, fakat Yunanlılar adaları işgal etti, sesimiz soluğumuz kesildi.
Batıya kızınca yönümüzü Doğuya çevirdik. Bir Rusya’ya bir Çin’e meylettik. İç kamu oyuna hava basmaktan başka ne elde ettiğimiz meçhul. Suriye’de ABD ve Rusya işbirliği ile karşı karşıya kaldık.
Şimdi Trump’la nokta koyacağız. Bu noktanın noktalı virgül mü nida veya soru işareti mi henüz belli değil. Yan yana üç nokta da olabilir.
…Kısacası stratejik çukurda debelenip duruyoruz. Aynı meşhur türküde olduğu gibi:
“O yana dönder beni, bu yana dönder beni/Sol yanımda yarem var, Sağ yana dönder beni”
Galiba sırtımız nasır bağlayacak.
(Yedi yıl önce yazmışız. Çok mu haksızlık yapmışız? Karar sizin.)

18 Mayıs 2024

Mehmet ÖZGEDİK


Yorum bırakın