Eskiden siyasetin tabiatı gereği partiler yarışır, herhangi bir seçimde partilerin fikirleri, proğramları masaya yatırılırdı. Partilerinin teveccüh görme oranına göre de, partilerin yöneticileri, milletvekili, yerel yönetim adayları kazançlı çıkar, seçilmiş olurlardı.
Bu hal normal bütün demokrasilerdeki işleyiş şeklidir.
Turkiye’de uzun zamandır bu normal işleyiş de değişti.
Partiler, ya da partilerin yönetiminde bulunan kişiler seçimler evvelinde (genel ya da yerel) partilerini, partilerinin yöneticileri olarak da kendilerini siyasi pazarlıkların -dolayısıyla siyaseten pazarlamanın- konusu yapıp; partinin mecliste temsilini garanti etmeye bu arada kendilerini de parlamentoya atmaya çalışıyorlar. Bu durum, yani PAZARLIKÇI VE PAZARLAMACI PARTİCİLİK VE PARTİCİLER Türk siyaseti ve demokrasi hayatının vazgeçilmez unsuru haline geldiler. Eskiden “siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru” denirdi. Şimdi ise pazarlıklar ve pazarlamacılar demokrasinin unsuru oldular. Kimi pazarlığı ve pazarlamayi toptan yapıyor. Kimi 2-3, bazen 4,5,6 parti yöneticisi arkadaşını içeri atacak şekilde. Bir de bakıyorsunuz Meclis bu pazarlıklar sonucu mebus olmayı başaran /daha doğrusu becerenlerle dolmuş. Şöyle bir göz gezdirecek olsanız sahadaki karşılığı yüzde olarak çok az miktarlardaki birçok partinin aldığı /alabileceği /hatta hiç almadığı oy karşılığının çok üstünde temsil edilmekte olduğunu göreceksiniz. Bir de yapılan pazarlık, pazarlama her zaman parlamenterlik olarak karşılık bulmayabiliyor. Ufak tefek maddi kazançlar vs., vb. olabiliyor. ( dedikodu…)
Siyaset bir pazarlık ve pazarlama sanatı haline geldi.
Hayıflanıyorum, yetişemedik.. 🙂 Ya da bizi beğenen /alan çıkmadı. 🙂

03 Nisan 2024

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın