Tiyatrocu Turgay Yıldız’ın vefatı büyük bir üzüntüye neden oldu. Bizi güldüren, güldürürken düşündüren ve tebessüm ettiren bir sanatçının ani ölümü ile şoktayız.


Ölüm nedeni yazılı ve görsel medyada “kalp krizi” olarak açıklandı ama kalp krizinin 3. faz işlemleri tamamlanmamış aşı kaynaklı olup olmadığı konusunda tereddütlüyüz. 3. faz işlemleri tamamlanmamış “aşı adayları” için milyonların şartlı – taahhütlü “gönülsüz denek” olmaya zorlanması büyük bir hukuk ihlali ve skandaldır.


Turgay Yıldız kamuya malolmuş kıymetli bir sanatçımızdı. Ölüm nedenini sadece kalp krizi olarak geçiştiremeyiz.


Covid19’a yakalanmayanları da bir iğne ile virüs bulaştırarak pıhtı atması sonucu kalp krizi sonucu kaybetmek kabul edilebilir bir şey değil.


Başında doktor bulunmayan Dünya Sağlık Örgütü’nün ülkelerde temsilcilik açması bizzat hükümetlere talimat vermesi kabul edilebilir bir durum değil.

Türkiye’de iş insanı Güler Sabancı ile Dünya Sağlık Örgütü arasında ne gibi bir ilişki olduğunu da anlayabilmiş değiliz.


Türkiye’de hiç kimse aşı karşıtı değil. Sadece kobay olmak istemeyenler var.


Aşı karşıtı olanlar Türkiye’de Hıfsısıhha Kurumu’nu kapatanlardır.


Hangi ülkede olursa olsun küresel ilaç şirketleri veya temsilcileri ile doktorların birlikte anılması etik değildir.

Çoğunluğu Hipokrat yeminine sadık ve mesleği gereği kendisini hastalarını kurtarmaya adayan bütün doktorların karşısında saygıyla eğiliriz.

Her insanın hayatı her yerde bütün paralardan daha önemli ve değerlidir.


Aşı karşıtı, insanları aç bırakan, yokluğa ve yoksulluğa terkedenlerdir.


Aşı karşıtı, her nerede olursa olsun hukuku ilga eden ve yargı üzerinde bir karabasan oluşturan, tehdit ve şantajla yargıdan istediği kararları almayı düşleyenlerdir.


Aşı karşıtı, ülkelerinde suç olan fiilleri parmak hesabıyla suç olmaktan çıkaran ve yerel meclislerini çalışamaz hale getirenlerdir.


Aşı karşıtı, ülkelerinde küresel emperyalizmin istekleri doğrultusunda şeker fabrikalarını kapatan ve halka ABD menşeili bir firmanın nişasta bazlı ürünlerini dayatanlardır.

Aşı karşıtı, ülkelerinde yerli tohum bankalarını kurmayıp İsrail’den, Çin’den ve diğer ülkelerden genetiği değiştirilmiş tohumlar getirerek çiftçiye o tohumları yasayla dayatarak toplum sağlığını bozanlardır.

Maalesef Türkiye’de Türk Tabipleri Birliği de kötü bir sınav vermektedir.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı “aşı karşıtı” olduğu ifade edilen doktorlar ve bilim insanları dahil, Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere bütün meslek kuruluşlarının ve doktorların katılımıyla aşı konusunun tartışıldığı bir çalıştay düzenlemelidir. Çalıştayın sonunda bilimsel olarak aşı konusundaki kafa karışıklığının giderilmiş olması sağlanmalıdır.

Sosyal medya enstrümanları ve televizyonlar üzerinden doktorlarımızın birbiri ile çelişen beyanlarda bulunması toplumumuzun ruh sağlığını bozmaktadır.

Herkes eteğindeki taşları döksün ve gerçek ortaya çıksın.

Bu arada mümkünse Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’deki ofisi derhal kapatılmalıdır.

Türkiye, bağımsız bir hukuk devletidir. Anayasası, yasaları ve kurumları vardır.
Türkiye’ nin Cumhurbaşkanı, Sağlık Bakanı ve özerkliği tartışmalı da olsa üniversiteleri vardır.


Hıfsısıhha Kurumu yeniden açılmalı ve kendi güvenilir aşılarımız ortaya çıkmalıdır.

“Yerli aşı” adı altında dışarıdan getirilen formüller ile Türkiye’de aşı üretilmesinin önüne geçilmelidir.

Aşıdan önce insanlarımızın bağışıklığının güçlendirilmesi için hukuki ve ekonomik bir seferberlik elzemdir.

Dijital dönüşümlü tek merkezli yeni dünya düzenine geçilmesi isteniyorsa da kusura bakmayınız ama “başka kapıya” deriz.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devlet’ini kıyamete dek yaşatma azminde ve kararlılığında olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Kutuplaştırma siyasetinden vazgeçilmeli. Herkesin mutlu olduğu müreffeh bir Türkiye için çalışılmalıdır.

Saygılarımızla,

23 Temmuz 2021


Yorum bırakın