Selam Dostlarım!
Son bölümüne ilave bir kaç paragraf daha iliştirdiğim (04) fasikülünü size önceki gün yollamak istediğimde, 400’ün üzerinde alıcıya mesajımın iletilememiş olduğu şeklinde bir bildirim almıştım. Fikrimce, son eklenen kişilerle birlikte alıcı sayısının 800’e ulaşmış olması ve/ya metin içindeki fotoğraf eklerinin alıcı tarafında virüs şeklinde algılanması, bunun nedeni olabilir. Alıcı sayısını azaltarak, az evvel yaptığım ilaveyle revize ettiğim metni, aşağıda dikkat ve değerlendirmenize sunuyorum.
“Değerli Dostlarım,
Bir önceki notumdan sonra, bugüne kadar, gönderim listesine basın, medya ve siyaset alanlarından yeni kişiler, değerli ve tanıdık simalar eklendi.
Karadeniz tefrikasının önceki bölümlerini, kısa öz geçmişim ve güncel uğraş konularımın kısaca özetlendiği bir kapak yazısı ile birlikte, yeni katılanlara ayrıca ileteceğim.
Bugünkü fasikülün konu başlığı: Karadeniz’de ne var? Karadeniz’de mevcut enerji kaynakları hakkında kronolojik notlarıma henüz başlamadım. “Uvertürün” devamı olan aşağıdaki bilgi notuyla, konuya en başta olduğu gibi bir kere daha ortadan girmiş oluyorum.
Karadeniz, içerdiği hidrokarbon kaynakları bakımından, daha önce de belirtmiş olduğum üzere, “İkinci Orta Doğu” olmaya adaydır.
Söz konusu kaynakların büyük bölümü, deniz tabanı altında milyonlarca yıl boyunca birikerek depolanmış “Gaz Hidratları” (ekteki nota bakınız) formundadır. Peki ya miktar?
Karadeniz’in tamamında toplam 65-75 trilyon m3 doğal gaz eşdeğeri GH bulunduğu bilgisine sahibim.
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Gelendzhik (Gelencik) kentinde bulunan Yuzhmorgeologiya araştırma enstitüsünde görevli bilim insanları 70’li yıllardan bu yana GH konusunda yoğun araştırma etkinlikleri yürütüyorlar. Bu araştırmaların öncüsü olan akademisyenler olan Bay ve Bayan Kruglyakova ile 2005 yılı Ocak ayında Gelendzhik’deki enstitüde yaptığım görüşme esnasında Ukrayna’da Turuncu Devrim günleriydi) bu bilgiyi edinmiştim.
Karadeniz’deki GH rezervlerinin yarıdan fazlasının Türkiye tarafında olduğu da bana verilen bilgiler arasındadır. Anılan görüşme talebim doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Toplantı esnasında, 1991 yılında, finansmanı BP şirketince sağlanmış olan ve iki ay süren bir deniz çalışmasından da bahsedildi. Orta Karadeniz’de T.C. karasuları ve kıta sahanlığında, Sinop Limanının içini de kapsayan etraflı bir araştırma çalışmasının yapıldığı bilgisi verildi. Bu çalışmaya T.C. Dışişleri Bakanlığını temsilen yetkili kişilerin nezaret etmesi usuldendir. Çalışma boyunca elde edilen ham verilerin bir kopyasının, ticari bir amaçla kullanılmaması kaydıyla, yetkili kişilere günlük olarak teslim edilmiş olması gerekirdi. Çarpıcı ve acı bir gerçek: Elimizde bu kayıtlar bulunmuyor (!) Acaba neden? Yanıt hepimizi, bu ülkede yaşayan herkesi utandıracak türde…
Sözün özü: Ruslar ve Ruslar vasıtasıyla BP, Karadeniz’in Türkiye’ye ait bölümünde zengin hidrokarbon rezervlerinin var olduğunu 1991 yılında biliyorlardı. Rusların, Sovyetler Birliği döneminde, 1987 yılında Giresun açıklarında bir çamur volkanı keşfetmiş olduklarını yıllar sonra öğrendik. 80’li yıllar boyunca Kruglyakova Hocaların liderliğindeki Rus deniz araştırmacılarının aşağıda görüntüsüne yer verdiğim çamur volkanlarından 65 adetini saptadıkları ise bilimsel yayınlarda da görülebileceği gibi aleni bir gerçektir (https://www.researchgate.net/publication/225544246_Natural_oil_and_gas_seeps_on_the_Black_Sea_floor) ve (https://www.researchgate.net/publication/223617954_Assessment_of_technogenic_and_natural_hydrocarbon_supply_into_the_Black_Sea_and_seabed_sediments). Doğal gaz çıkışı olan bir çamur volkanının alınan alınan sismik kayıttaki görüntüsü aşağıdaki gibidir:

Orta Karadeniz’de yukarıdaki kayıt alınalı 15 yılı geçiyor. Aşikar gerçek: T.C. Devleti Karadeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının varlığından en az 15 yıldır haberdardır! Yeni keşfedilmiş bir gerçek söz konusu değildir. Peki, ben ve bazı dostlarım ilk defa ne zaman öğrendik deniz tabanı altında gaz bulunduğunu? 1998 yılında, Rus araştırma gemisi ile Mavi Akım Boru Hattı güzergahını belirlemek amacıyla yürütülen çalışmalar esnasında… Samsun Çarşamba açıklarında sismik kayıtlar alınırken, deniz tabanının hemen altında, kayıtlardaki “akustik boşluklara” tekabül eden GH’ye rastlandı. Dünya denizlerinde, özellikle kıta yamaçlarında, su derinliğinin en az 700 metre olduğu yerlerde GH oluşumlarına rastlanıyor. Bu konuda Karadeniz bir istisna oluşturuyor. 250 metre gibi nispeten sığ sayılabilecek alanlarda dahi GH saptanabilir. Bu ayrıcalıklı durum ciddi bir avantaj oluşturuyor. Bu alanların kıyıya oldukça yakın olduğunu da bu arada belirtmiş olayım.
Sismik kesitlerde gaz varlığına işaret eden “akustik boşluklara” da bir örnek verelim:

Oval kontur içinde yer alan bölgede GH varlığına işaret eden bir”akustik boşluk yer alıyor. Çarşamba İlçesinin takriben 40 km açıklarında su derinliğinin 600 metre dolayında olduğu konumdaki “mühendislik sismiği (3,5 khz – pinger)” kaydı 2004 yılı Ocak ayında alındı. Bilgi dağarcığımızda bu bilgilerin fazlası da mevcuttur. Kritik soru ise şudur: Ruslar, burnumuzun dibinde doğal gaz çıkışı olan 65 çamur volkanını keşfederken, elimizde somut veriler de mevcutken, biz yani T.C. Hükümetleri, Enerji Bakanlığı, akademik kuruluşlar vs. ne yaptık ve hangi işlerle meşgul idik?
Bu notun son bölümü olarak, biraz gerilere 1984 yılına dönüyorum.
80’li yılların ilk yarısında görev yapmış olduğum Piri Reis araştırma gemisi, o dönemde İstanbul Boğazı güneyinde sürdürdüğü araştırma çalışması yarıda keserek, 1984 Eylül ayı ortalarında apar topar Amasra’ya intikal etti. Denizlerdeki petrol ve gaz aramalarında enerji devleri adına önemli çalışmalar yürütmüş bulunan Prof. Wong liderliğindeki Hamburg Üniversitesinde görevli akademisyenlerin de katıldığı ortak bir çalışma yapıldı. Amasra’dan Akçakoca önlerine kadar uzanan deniz alanında, beş gün beş gece boyunca derin sismik kesitler alındı. Sismik aygıtların çalışmasından ve sismik kayıtların alınmasından sorumluydum.
Akçakoca önlerine vardığımızda, güneye dönerek kayıt almayı, sığ sulara kadar sürdürdük. Kıta yamacı boyunca ilerlerken, deniz suyu derinliğinin 150 metre dolayında olduğu bir bölgede, Prof. Wong ve ekibini çok heyecanlandıran görüntüler kaydedildi. Prof Wong, kaydın son bölümünü, deniz tabanı altında doğal gaz bulunduğu şeklinde yorumladı. Meğerse, bir doğal gaz ve belki de bir petrol kapanına rast gelip bunun kaydını almışız (!)
Çift kayıt (analog) almam istenmişti. Kayıtlardan biri bizde, diğeri Hamburg Üniversitesinde kalacaktı. Bizde kalan kaydın, Piri Reis’in bağlı olduğu DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsünün arşivinde muhafaza edildiğini zannediyorum. Hamburg Üniversitesinin müşterisinin ise, Batı Karadeniz’in anılan bölümünde daha sonra imtiyaz edinen Madison şirketi olduğu ortaya çıktı. Bu çalışmada ülkemizin kazancı ne oldu? Hiç! Peki neden? Alışkanlık işte; yanıtını bilmediğim soruları sormuyorum.
Bu not uzayıp gidiyor. Burada kesiyorum. Devamı çok yakında…
Sürçü kalem ettiysek affola!
Vesselam!”
07 Eylül 2020
Salih ERTAN


