Boru nakil hatları konusunda uzman olan değerli bir dostum, uyarıda bulunarak bir düzeltme notu iletti. Der ki:
Kurulacak platforma entegre edilmiş bir LNG tesisi maliyetleri büyük ölçüde arttıracaktır. Bunun yerine, rezervuardan çıkarılacak ham gazın, arıtıldıktan sonra boru hatları vasıtasıyla karaya (bilemedin 200 km mesafede) taşınması daha uygundur. Ana taşıyıcı boru, platformun bacaklarından biri üzerinden deniz tabanına indirilerek, deniz tabanına döşenmiş hat vasıtasıyla nakledilebilir.
Rezerv alanında çok sayıda kuyu açılacaktır. Bu kuyulardan çıkarılacak ham doğal gaz tali borularla bir manifolda bağlanarak, buradan da ana boru hattıyla, arıtma işleminin ardından karaya taşınabilir. Örneğin Kuzey Denizi gazı geçmişte bu şekilde Avrupa’ya bağlanmıştır.
Ancak bu noktada aklımda kıvrılan bir soru işareti var. Şöyle ki:
Öncelikle, Kuzey Denizindeki sahanlık üzerinde kurulu platformlar deniz tabanına sabitlenmiş durumdaydılar. Diğer taraftan, arıtma işleminin ana platform üzerinde yapılması makul ve mantıklı görünüyor. Bu platform ise su derinliğinin 2000 metre dolayında olması nedeniyle, bacaklarıyla deniz tabanı üzerinde sabit edilemeyecek ve yüzer durumda olacaktır. Bu nedenle, platformun konumunu sabitlemek amacıyla çok yüksek çözünürlüklü “Dinamik Konumlandırma” sisteminin her an, kesintisiz şekilde devrede olması gerekecektir. Bu durum, çıkarma ve sevkiyat işlemleri bakımından ciddi bir güvenlik sorunu oluşturacaktır, kanısındayım.
Şunu hatırda bulunduralım: Karadeniz son derece çetin hava ve deniz koşullarına ev sahipliği yapan kara bir sudur. Bir keresinde 60+ mil hızla esen fırtınayla birlikte 8-9 metre yüksekliğindeki dalgalara bizzat şahit olmuştum. Bu koşullar Karadeniz’de, özellikle Kış mevsimi boyunca, sıkça ortaya çıkıyor.
Yukarıdaki görüşler, elbette ki, her şeyin yolunda gitmesi ve rezerve ilişkin mali ve teknik fizibilitenin olumlu olması halinde geçerlidir.
Değerli dostumun paylaştığı bir bilgiyi de bu arada aktarıyorum:
Söz konusu sahada kanıtlanmış rezerv 114 milyar m3 seviyesindedir. Eldeki verilere dayalı istatistik analizler % 50 olasılıkla 320 milyar m3 düzeyinde bir rezerve işaret ediyor. Dolayısıyla, “müjdeye” konu olan miktarın yapılacak çalışmalarla doğrulanmasına gerek bulunuyor.
Şimdilik bu notu iletmekle yetiniyorum.
Bu ve daha önceki iki not bir üvertür niteliğindedir.
Karadeniz’in uzun ve hazin öyküsüne başlamadan önce, bir sonraki notumda çok önemli saydığım bir konuya değineceğim.
Vesselam!
06 Eylül 2020
Salih ERTAN

