“Post-Corona ve Sanayi 4.0” ile “Thucydides Tuzağı Savuşturulabilir mi?” başlıklı esintilere, gündemde öne çıkan “Karadeniz’de Doğal Gaz” konusu nedeniyle ara vermek gereği duydum. Gündelik pılı pırtı işlerin yoğunluğu yüzünden, bunların devamı zaten gecikmişti. Biraz daha beklesinler, diyorum.
Türkiye’nin sıcak gündem maddesi olarak liste başına çıkan Karadeniz’deki hidrokarbon kaynakları, Karadeniz Görev Grubumuzun uzun yıllardır ve her dem öncelikli konusu olagelmiştir.
CB’nin “müjdesi”, bizim 1998 yılından beri Karadeniz hakkında bildiklerimizin çok küçük bir bölümüdür. CB ve geçmişteki AKP Hükümetleri, Karadeniz’in, içerdiği hidrokarbon rezervleri bakımından adeta “İkinci Orta Doğu” konumunda olduğunu bizden öğrendiler. Nasıl mı?
Yanıtın bir bölümü olarak konuya ortadan giriyor ve ekteki belgeleri bilgi ve dikkatinize sunuyorum. Bir sonraki notta en başa 1983-84 yıllarına döneceğim. 
“Sayın Başbakanım” başlıklı dilekçe, 2008 yılı Temmuz ayı içerisinde tarafımca kaleme alınarak, aralarında AKP İzmir milletvekilleri Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu, Nükhet Hotar, dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün öz dayısı Prof. Dr. Ahmed Sadoğlu ve Başbakanlık Basın Başmüşavirinin de aralarında bulunduğu, başbakan ve dönemin hükümetine yakın kişilerce başbakanlık makamına ulaştırılmıştı.
Bunun ardından, dilekçenin okunduğu ve kayda alınmış olduğuna dair tarafımıza onay bilgisi de iletilmiştir. Kısacası, daha önce değilse, bu dilekçenin içeriği dolayısıyla kritik nitelikteki bilgi makama iletilmiş oluyordu.
Aralıksız temas ve uğraşlarımız esnasında, çok sayıda bilgi notu, ısrarla ve defalarca ilgili üst makamlara tarafımızdan iletilmiş bulunuyor. Bunlardan biri de Ekim 2008’de yine benim tarafımdan kaleme alınmış bulunan bir durum raporudur. Bu da ekli ikinci belge oluyor.
Arşivime bir göz atınca, bir tek kitaba sığmayacak kadar bilgi ve belge toplamış olduğumu fark ettim. Bu yazı dizisi uzayıp gidecektir. Fasikülleri kısa aralıklarla tarafınıza iletmeye çalışacağım. Süreç boyunca ve hala Türkiye’ye kazandırmak için yoğun çaba harcadığımız, aramızda adı “Çakabey” olan “genel amaçlı” araştırma gemisi ekteki fotoğraflarda yer alan görünümde (çift gövdeli “swath” tipi) olacaktı. 2006 yılında DPT tarafından sari bütçeli bir proje olarak onaylandıktan sonra, Çakabey Projesi bürokrasinin koridorlarında ve karanlık güçlerin el çabukluğuyla berhava oldu. Proje bedeli? Sadece 8,5 milyon Euro… Peki 3B Sismik (üç boyutlu sismik) donanımlı devşirme Barbaros Hayrettin Paşa araştırma gemisinin maliyeti nedir?
130+83 milyon = 2130 milyon Euro! 130 milyon platform 83 milyon da “yabancı personele”(!) 5 yıl boyunca ödenecek ücret olarak… Dubai’de mukim Norveç firmasının yapımcısı ve sahibi olduğu Polarcus Samur’un Barbaros Hayrettin Paşa adını alarak devşirilmesi nasıl bir karardı? İlgili sektörlerde ve bütün dünyada Karadeniz Fıkrası kıymetinde anılmıştır bu devşirme öyküsü. Bunları sırasıyla anlatacağım.
Son söz olarak; Necdet Pamir dostumuzun geçen gece bir TV kanalında değindiği üzere, yabancı personel konusu, Oruç Reis ve diğer platformlarda da bugün hala geçerlidir. Bir miktar Türk personelin de yabancı araştırma personelinin yanı sıra görevli olduğunu (doğal olarak) bu arada belirteyim. Uzun yıllar boyunca, birikimli personelin ya görevden alınmaları, ya da ayrılmak zorunda kalmaları nedeniyle TPAO’nun içinin boşaltılması bir diğer hazin öyküdür. Peki bu neden yapıldı? Anahtar sözcükler: Özelleştirme ve peşkeş… İleride bunu da ele alacağım.
Bu notun devamı çok uzun ve çok zaman da hayli şaşırtıcı olacaktır.
Beni izlemeye lütfen devam ediniz.
Vesselam!

ÇAKABEY
ÇAKABEY

04 Eylül 2020

Salih ERTAN

https://1drv.ms/b/s!AnnBA6RT3Nkv0AsXUYE3oYHg-8GR

https://1drv.ms/b/s!AnnBA6RT3Nkv0AwnsesDR7COnZgB


Yorum bırakın