Ateş ile imtihan olanların sorumluluğu daha fazladır. Bu nedenle Sayın Dervişoğlu’nun samimi özeleştirisini yerinde ve önemli buluyorum.
Zamanlama falan işin duygusal boyutu!..
Hepimiz MHP’nin iktidar olması için cansiperane olarak çalışmaktayız.
Ülkü Ocakları’ndan ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden başka neyimiz var?
MHP, Büyük Türk Milleti için büyük bir ümittir. Bu ümidi boşa çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur!
Müsavat Dervişoğlu hislerimize tercümanlık etmiştir!
Bu basın açıklaması bir durum tesbitidir. Oldukça saygılı, seviyeli ve sorumluluk şuuruyla kaleme alınmış bir ortak özeleştiridir.
Bu tür özeleştirilerden kimse zarar görmez. Sadece MHP’nin iktidar şafağı söker!
Yanlış çıkma ihtimaline binaen susmak en büyük zillettir.
Sayın Müsavat Dervişoğlu’na basın toplantısında kullandığı samimi ve seviyeli uslüp için çok teşekkür ederiz.
İşte Müsavat Dervişoğlu’nun basın toplantısının tam metni :
” Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım;
Genel seçim süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunmak ve geleceğe dair görüş ve düşüncelerimi açıklamak üzere huzurunuzdayım.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sözlerimin başında tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
Bilindiği gibi sosyal medya üzerinden yaptığım bazı paylaşımlar çeşitli gazetelerde ve internet sitelerinde haberlere konu edilmektedir. Bu toplantının bir diğer amacı da; kavram ve anlam kargaşasına son vermek, düşüncelerimizi daha anlaşılabilir kılmaktır.
Bu açıklamamı zamanlama açısından doğru bulmayanlar pek tabiîki olabilir.
Ancak unutulmasın ki; bazı zamanlarda konuşmak değil, susmak ihanettir!..
Genel seçim var, sus!
Yerel seçim var, sus!
Referandum var, sus!
Cumhurbaşkanlığı seçimi var, sus!
Listeler açıklanacak, sus!
Hükümet kurulacak, sus!
Yeniden seçim olacak, yine sus!
Soruyorum sizlere: En son ne zaman konuştunuz?
Fikir namusunuza ve dava arkadaşlarınıza, en son ne zaman sahip çıkmanıza izin verildi?
Susmamız gereken zamanları ihdas ve işaret edenler, sadakatimizin siperinde hak ve adalet gaspı yapmaktan asla geri durmuyorlar.
Bütün bir ömrü Milliyetçi-Ülkücü Hareketin içinde geçirdim.
15 yıldır İzmir’de siyaset yapıyor, kentin siyasi ve sosyal kültürüne katkı sağlamaya çalışıyorum.
Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı, yaklaşık 10 yıl İzmir İl Başkanlığı görevlerinde bulundum.
2009’da Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, 2011’de Milletvekili Adayı olarak sorumluluk üstlendim.
MHP 10.Kurultayında Genel Başkan Adayı olarak keyfiliğe son verilmesi gerekliliğine işaret ettim.
Taşıdığım bu sıfatlar ve üstlendiğim sorumluluklar; susmamı değil, konuşmamı emrediyor.
Milliyetçi Hareketin iktidara talip olmayan görüntüsü yüreğimi yaralıyor.
Sahibi olduğumuz enerjinin sinerjiye dönüştürülememesi içimi acıtıyor.
Konjonktüre teslim olmamız, onunla yükselip yine onunla düşmeye rıza gösteren halimiz mücadele geçmişimiz ve şanlı tarihimizle bağdaşmıyor.
Anlaşılması güç laflar sarf edip, hakkımızda olumsuz bir algının oluşmasına zemin hazırlamak, sonra da algı yönetiminden şikayet edip, cevabını vermekte zorlanacağımız sorulara muhatap kılınmamızı içime sindiremiyorum.
Geleceğe dair doğru öngörülerde bulunmakla yetinerek, sadece söylediklerimizin doğru çıkmış olmasıyla gururlanmayı, kötü gidişe dur diyecek adımları atmaktan imtina etmeyi hazmedemiyorum.
İşte bu sebeble stratejik araştırma merkezi değil, “Çağa ve gelecek çağlara mühür vurma” kararlılığı sergilemesi gereken ve müktesebatı yeterli bir fikir hareketinin partisi gibi davranılması gerektiğine işaret ediyorum.
Unutulmasın ki; kendi içinde umut taşıyamayanlar, ülkeleri için umut olamazlar!..
Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım;
Kamuoyunda çeşitli tartışmalara vesile olan bir hususa da değinmek istiyorum.
Bilindiği gibi 7 Haziran seçimlerinde İzmir’de her iki seçim çevresinde de başarılı sayılabilecek bir netice elde etmiş, ikişer milletvekili çıkarmış idik.
Hangi mecburiyet hasıl oldu bilmiyorum fakat yeni seçilen milletvekili arkadaşlarımız bir alt sıralardaki adaylarla yer değiştirildi.
Topu topu 20 küsur saat meclis mesaisinde bulunan bu arkadaşlarımızın performansları ile ilgili bir sorun yoksa, bu değişikliği keyfilikten başka bir gerekçe ile açıklayabilmek mümkün değildir.
Zaten tam 6 seçimdir liste başları belli olan bir siyasi sahada icrai faaliyet eylemekteyiz. Bir de üstüne üstlük keyfilik diye tanımlanabilecek dayatmacı davranışlarla karşılaşırsak, oy vermesi için kapısına gittiğimiz seçmenin, “ben bu zamana kadar oy verdim, hadi şimdi sen de hesap ver bakalım” demesine neden olmamız kaçınılmazdır.
Lider ve üst yöneticilerin, kendi mensuplarının partileriyle olan duygusal bağlarını korumak ve yaşatmak gibi bir sorumlulukları vardır. hatta bu bir görevdir de!..
Hiç kimse, “ben yazdım böyle olacak” deme lüksüne sahip değildir.
Şayet bu hakkı kendinde görenler var ise, şahsi itibarları kadar teveccühe mazhar olmaya rıza göstereceklerdir.
Saygılarımla…”
YANLIŞ NEREDE?!…

