
6491 Sayılı Petrol Yasası ile Türk Milleti, bir gecede takriben 3 katrilyon dolarlık bir soyguna maruz kalmıştır.
“Yeni Petrol Yasası”, 6491 sayılı “Türk Petrol Kanunu” AKP milletvekillerinin lehte oylarıyla 30.06. 2013 günü TBMM Genel Kurulunda onaylandı. 04.07.2013 günü Köşke yollanan 6491 “Noterlik” makamınca jet hızıyla onaylandıktan sonra, 11.07.2013 tarih ve 28674 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunuyor.
6491’in TBMM’de oylandığı tarihte Gezi parkı olaylarının patlak vermiş olması çok dikkat çekicidir! AKP Hükümeti ve bizzat Başbakan’ın kısa sürede “Taksim Direnişine” dönüşen olayları kışkırtmasının ardında yatan başlıca nedenin, ülkemizin doğal kaynaklarını dış çıkar çevrelerine peşkeş çekmekten başka bir anlamı olmayan 6491 sayılı yasanın, kamuoyunun dikkatinden kaçırılması çabalarının bir parçası olabileceği kuşkusu uyanmaktadır.
Kısacası “Taksim Direnişini” tetikleyen, AKP İktidarı kaynaklı ve bizzat TC Başbakanı tarafından yürütülen kışkırtmanın sanal, “Faiz Lobisinden” ziyade, gerçek “Petrol Lobisinin” marifeti olduğu yönünde güçlü işaretler bulunmaktadır.
AKP tarafından kaleme alınan ve onaylanan 6491 sayılı “Türk Petrol Kanunu” en ılımlı ifadesiyle, tam bir teslimiyet belgesidir.
Yasa metninde, TC Devletinin çıkarlarını temsil eden TPAO’nun adı dahi anılmamaktadır! Fiili işgal altındaki Irakta bile, halen kaleme alınan petrol yasa taslaklarında, devlet şirketi olan INOC’un, kağıt üzerinde de olsa, haklarının tanımlandığını bu arada belirtelim. Kısacası 6491, müstakbel Irak petrol yasası kadar olsun ulusal haklarımıza yer bırakmıyor!
Özelleştirilmesinin önü de açılan TPAO (2012’de 1,5 milyar Dolar ciro), örneğin Exxon (2012 yılında 464 milyar Dolar ciro) ve Shell (484 milyar Dolar) gibi dünyanın en büyük şirketleri ile rekabette eşitlenerek, bütün rekabetçi avantaj ve önceliklerinden yoksun hale getirilmiştir. 6491 etrafındaki tartışmaya esas bir soru şudur: Türkiye’nin petrol ve doğalgazı var mı? Evet, var. Türkiye’nin hidrokarbon kaynakları, dünyada bir çok uzmanca “Yeni Ortadoğu” olarak nitelendirilen Karadeniz’dedir.
US Geological Society’nin raporlarında, Doğu Karadeniz’de mevcut petrol rezervinin 10 milyar varil (!) dolayında olabileceği yer alıyor. “Oil and Gas Bulletin” dergisinin Mayıs 2008 tarihli sayısında, Turkish Daily News gazetesine dayandırılan bir haberde, TPAO’da görevli üst düzey yetkililerin de bu miktardaki bir rezervin varlığını doğruladığı belirtiliyor. Yeşilırmak ve Kızılırmak deltaları arasında kalan bölgedeki olası hidrokarbon rezervi (petrol – doğalgaz – gaz hidratları) bu miktarın da üzerindedir. Türkiyeyi çevreleyen denizlerde mevcut olabilecek hidrokarbon kaynakları sayesinde, doğalgaz ve petrol dış alımından kaynaklanan cari açık bütünüyle kapatılabileceği gibi, Türkiye’nin dış satımcı bir ülke konumuna gelmesi de olasıdır.
Karadeniz’de alınmış bulunan yüksek çözünürlüklü sismik kayıtlar, bu konuda çalışmalar yürüten ünversitelerimiz ile TPAO’nun elinde bulunuyor. Peki, örneğin Exxon tarafından açılan Sinop-1 kuyusu ile BP tarafından Hopa önlerindeki arama sondajında bugüne kadar neden olumlu bir sonuç alınmamıştır? Anılan dev petrol şirketleri, bu sondajların maliyeti olan 100-150 milyon Dolar parayı bahşiş niyetine dağıtabilecek maddi güce sahip baş rol oyuncularıdır. Bu şirketler iki gelişmeyi beklemişlerdir:
1- TPAO’nun Karadeniz ve Akdeniz’deki (bir diğer hidrokarbon rezerv alanı) ruhsat sürelerinin sona ermesi (çoğunlukla 2014 yılı içerisinde),
2- 6491 sayılı yasasnın yürürlüğe girmesi,
Yabancı enerji şirketleri ve bunlarla ilişkili dış mihrakların bekslentisi, mevcut AKP Hükümeti tarafından, bugün için tam olarak karşılanmış bulunuyor.
6491 sayılı yasayı kaleme alanların başlıca ilham/esin kaynağı, AB tarafından yayımlanarak Türkiye’ye dayatılmış bulunan 94/22/EC Buyruğudur (EU Directive). “AKP Hükümetince 2008 yılında yayımlanmış bulunan, “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” belgesi, TC Devletini bağlayıcı yükümlülükleri taahhüt altına almaktadır. Anılan buyruk, bu belgenin 183. Sayfasında, AKP tarafından 2009 yılında yerine getirilmesi öngörülen hükümler arasında yer alıyor. Demek oluyor ki, AKP’nin bu taahhüdü sadece dört yıl gecikme ile yerine gelmiş olmaktadır.
94/22/EC Buyruğunda, AB üyesi ülkelerde, hidrokarbon kaynaklarının aranması, bulunması ve bunların çıkarılması aşamalarında, devlet ayrıcalıklarını gözetmeyen, en geniş ölçekte bir rekabet ortamının yaratılması gerektiği ifade edilmektedir. Görünen odur ki, Türkiye için AB üyeliği çok uzak, soyut bir vaatden ibarettir. Üstelik, dağılmanın eşiğine gelmiş AB’ye girme uğruna, 6491 gibi bir taviz ve teslimiyet belgesini yasalaştırmanın anlamı nedir?
Geçtiğimiz günlerde AB ülkelerinden, AKP’nin “Taksim Direnişi” sırasında kullandığı şiddete ilişkin eleştiriler yağdığı anımsanacaktır. TC Başbakanı bu eleştiriler karşısında diklenerek, Türkiye’nin henüz AB üyesi olmadığı ve dolayısıyla yöneltilen eleştirilerin yersiz ve haksız olduğu yolunda karşı çıkışı olmuştur. Bu açık bir tutarsızlık ifadesi olup tam ibretliktir.
Demek oluyor ki, AB üyesi olmayan Türkiye’nin mevcut hükümeti, kendisini, 402 sayfalık, neredeyse sayısız buyruktan oluşan müktesebat ile TC yasalarını uyumlu kılmak zorunda sayıp, tam bir teslimiyet politikası izlerken, anti-demokratik uygulamalarına AB çevrelerinden eleştiri yöneltildiğinde, tam bir çelişki ifadesi olarak, tedirgin olmakta, kendini köşeye sıkışmış hissetmekte ve boşuna diklenmektedir. Gülünç bile değil… Ancak, acı ve düşündürücü!
6491 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ile Gezi Parkı kışkırtması arasındaki ilişkiye kamuodyumuzun dikkati çekilerek bu süreç boyunca “Petrol Lobisinin” etkisi ısrarla soruşturulmalıdır.” (1)
(1) KAYNAK : Salih ERTAN

