KİLİSELERİ İHYA EDİP,TARİHİ ESERLERİ – CAMİLERİ TALAN EDEN ZİHNİYET

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın Bilal Erdoğan ile ilişkili TÜRGEV’e cami arsası vermesi haberi , birden Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii’nin hüzünlü hikayesini hatırlatıverdi .

Bunların hepsi dini bütün olarak anlatılıyor. Dini bütün böyleyse, siz düşünün yarımını ve çeyreğini!..

“AK ” olarak tescilli AKP iktidarı döneminde kiliseler ihya edilirken, vakıf malları talan edildi.

Haçlılara şirin görünmek için yapmadıkları kalmadı.

AKP döneminde misyonerlik ve onun ürünü kilise açılması zirve yaptı.

İhanet için sınır kapıları sonuna kadar açıldı.

Bukelamun siyasetinin ne olduğunu AKP sayesinde öğrenmiş olduk. Kendi kendisini tekzip eden ifadeleri ve uygulamaları şaşkınlıkla izlemeye devam ediyoruz.

AKP iktidarı gelinciğin tavşanı hipnoza alıp, arkasına dolanıp avladığı gibi Türk Milleti’ni hipnoza almış ve dahası arkaya dolanmıştır.

Mehmetçiklerin katilleri ile “çözüm” ambalajlı işbirliği ve “müzakere” pervasızlığının içine giren AKP hükümeti meşruiyetini kaybetmiştir.
Ancak yargı bu ihanet için ne yapacak, nasıl davranacak onu bilememekteyiz.
Alenen suç örgütü gibi davranmaktan çekinmeyen bu zihniyet, bir taraftan bölücü terörü cesaretlendirmiş, diğer taraftan onlara yardım ve yataklık için herşeyi yapmıştır.

Yolsuzluk ve ihanet kolkoladır!..

Kilise açan, kiliseleri ihya eden bu zihniyetin vakıf mallarını teker teker ele geçirmesi, camileri bile ihya edecek yerde muhallebici yapması işin vehametini ortaya koymuyor mu?

Bunların menfaat için yapmayacağı birşey olabilir mi?

Hipnozla veya “okus – pokus” ile muhallebi dükkanı olan Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii ‘nin hüzünlü hikayesine bir göz atınız lütfen!..

Kıyamet alametlerini yaşadığımız şu dönemde milletimiz için şanlı bir diriliş diliyorum.

08 Şubat 2015

CEBREN VE HİLE İLE SARAY MUHALLEBİCİSİ OLAN KAPTAN-I DERYA HALİL PAŞA CAMİSİ’ NİN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ BAŞLIYOR…

“İBB BAŞKANI KADİR TOPBAŞ
Fatih Saray Muhallebicisi binası Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami parseli üzerinde yükseliyor.

Sayın Başkan Kadir Topbaş Fatih’te tapu kayıtlarında ada-parseli belli 169 cami, Eminönü’nde 144 caminin 75 tanesini ihya edeceğiz demiş.

Fevzipaşa caddesi üzerindeki Saray Muhallebicisin bulunduğu bina tarihi Feyzullah efendi medresesi (Şimdi Millet Kütüphanesi) yanında olduğunu bildiğimiz Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami parseli üzerinde yapılmış. İhya edileceğini söylediğiniz 75 cami,mescit çalışmalarına buradan başlayacak mısınız merak ediyoruz.
Bu bina yıkılacak mı, Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii ihya edilecek mi?

Kamuoyu şimdi sizleri (İBB başkanlığı, Fatih belediyesi, İstanbul 4. koruma kurulu) binlerce vakıf eserini hafızalardan silen yöneticiler olarak tanıdı. Fatih 1/1000’lik imar planlarında ortaya koyduğunuz Tarihi eserlerin adının, parselinin silinmesi işlemini hayata geçirmeye kararlı mısınız? Bu milletin hafızasında Cami-Medrese yok edenler listesine sizlerde girmeyi göze alıyor musunuz?

Milli Manevi söylemlerle İnançlı insanların oyları ile iktidara gelen yöneticiler, Böyle vahşi bir uygulamayı, İnançsız bildiğimiz kişilerin yönetimlerinde görmedik, Bu ortaya konan uygulamaları görüp te fikir yürütmekten aciz kaldık, Acilen 6306 sayılı afet yasası ile Fatih’in tamamını yıkmaktan vazgeçin, Sulukule’de, Ayvansaray Tokludede’de Tarihi tescilli, Bir iki katlı ahşap ve yarı kagir binaları yıktınız, Bu yıkımların gerekçesi deprem olamazdı. Ama yıktınız.
Şimdi ilçede 19 yenileme projesi alanı ilan ettiniz, tamamı tarihi dokusunu koruyan 1-3 katlı depreme dayanıklı olduğunu yaşayarak gördüğümüz tarihi binaların olduğu semtlerden başladınız. Niyetiniz Tarihi yarımada Fati’i boşaltmak mı.
5366 sayılı yasa ile 8400 yıllık bir bölgeyi, altyapısı tahrip edilerek Turizm-Ticaret-Konaklama alanı olarak ilan ettiniz, Camilerimiz, Saraylarımız, medreselerimiz, çeşmelerimiz, Konaklarımız, Han ve hamamlarımız bir bir yok ediliyor ve sizler seyrediyorsunuz…..

Tarih bu yıkımı, yok edişi hafızalarda yaşatacaktır, Yukarıda solda Feyzullah efendi medresesi, karşısında Saray muhallebicisinin bulunduğu cami üzeri bina. Ecdadımızın kemikleri sızlıyor, Bizim de.

Fatih Saray Muhallebicisi’nin yerinde cami vardı!

İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın ailesine ait Fatih’teki Saray Muhallebicisi’nin arsasında daha önceleri Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami vardı. Başkan Topbaş bu arsayı önce kiralamış, sonra da satın almıştı

Camileri, laikler- Kemalistler, CHP’liler yıktılar yerlerine meyhane yaptılar, diye bizzat Başbakan’ın ağzından bir “çürütme” propagandası başladı. Ben de geçen gün bu köşede; “Bilin bakalım: Başbakan’ın cami yıkan yakın arkadaşı kim?” başlıklı bir yazı yazdım. Hatırlayacaksınız. Fatih’teydi bu cami. 16. yüzyılda yapılmıştı. Kaptan-ı Derya Halil Paşa’nın yaptırdığı tek revaklı kubbe, taştan minareli bu cami, 1929 yılında yıkılmıştı.

Cami yıkılmış,” ismi ile cismi buharlaşmış, imar planlarından silinmiş, 300 metrekare yeri kalmıştı. Yer kişilere satılmış, üzerine bina yapılmıştı. Buraya kadar olanlarla başbakanın yakın arkadaşı Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın hiçbir ilgisi şüphesiz yoktu. Fakat daha sonraki tarihte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Kadir Topbaş, sahibi olduğu Saray Muhallebi’nin Fatih şubesini bu arsa üzerindeki binayı, önce kiralayarak, sonra satın alarak kurmuştu. Belgeler, kayıtlar açık. 2005 yılında plan değişikliği olmuş. Fatihli bir vatandaşın, askı süresi içinde, plana itiraz etmesi üzerine Saray Muhallebicisi’nin bulunduğu arsanın “yıkılan Kaptan-Derya Halil Paşa Cami’nin yeri olduğu” ortaya çıkmıştı.

Burası cami yeridir. Ticaret alanı ilan edilir. Üstünde muhallebici dükkanı. Plan Belediye’den geçer. Belediye Başkanı da Kadir Topbaş. ? ? ? İşte bunları anlatan benim yazı üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden bir açıklama geldi. Açıklamada özetle deniyor ki; “1960’da ve 1994’de yapılan Nazım İmar Planları’nda bu arsa cami yeri olarak gözükmüyordu. Anıtlar Kurulu’na tescilli eserler arasında da ‘cami yeri’ kaydı yoktu.

Sonradan bir vatandaşın plana ‘ itirazı üzerine buranın Kaptan-ı Derya Camii’nin yeri olduğu anlaşıldı. Biz de Kadir Topbaş’ın başkanlığı döneminde Tarihi Yarımada Nazım İmar Planı’na bu parseli cami alanı olarak işledik.” Tamam. Demek ki, burası cami yeri. Fakat üstünde hâlâ muhallebici!

Fatih’ten Selami Tunçel’de yazımı okumuş, beni aradı. Şunları söyledi: “Biz sıradan insanlar bile bir yer alırken; bu yerin geçmişi nedir, üzerinde eskiden ne vardı diye sorarken Kadir Topbaş gibi hem yüksek mimar, hem Beyoğlu Belediye Başkanlığı, hem Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış birisi nasıl oluyor da bu yerin geçmişte ne olduğunu sormadan alıyor, üzerine muhallebici açıyor. Biz Fatihliler hep birlikte görüp şahit olduk: Saray Muhallebicisi açıldıktan sonra önündeki otobüs durağı 100 metre geriye kaydırıldı, gazete bayii, yolun karşısındaki Killer Köftecisi’nin kör noktasına taşındı. Muhallebicinin çatısına ilave inşaat konduruldu. Büyükada-Heybeli-Kınalı-Hayırsızada dahil “adalar seyirli sütlaç yeme mekanı” elde edildi. Ana cadde kaldırımları da saksılar ve paravanlarla kapatılıp “açık havada keşkül ve aşure yeme mekanı” yapıldı.

Bütün Fatihliler öteden beri biliyoruz: burası yıkılan caminin yeridir. Biz şimdi Kadir Topbaş Bey’den rica ediyoruz. Bu muhallebici dükkanını dinamitle yarım saat içinde yıksın. Vakıflardan caminin rölevesini (ilk halini) buldursun ve camiyi eski yerine, tek revaklı kubbe ve taştan minareli olarak, yeniden yaptırsın.

İlk Cuma namazını birlikte kılalım.” Hadi bakalım. Görelim.

Necati Doğru/Sözcü
—————
Kadir Başkan, cami arsası nasıl muhallebici yaptı!
DİN adanılan, camilere giden müminlere öğretiyorlar. Diyorlar ki; Yüce Allah’ın küll-i iradesi, kişinin cüz-i iradesine göre her zaman üstündür. Camiyi yık. Muhallebici yap.
Bu ne anlama gelir? Kulun iradesini Allah’ın evi olan caminin üstüne çıkartma anlamına gelir ki; bu da din adamlannın inanmış insanlara söyledikleriyle ters düşer. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın “cami arsası üzerine Saray Muhallebicisi dükkanı yapması” kulun mülk edinme iştahının öne geçirilmesi değilse nedir? Bu konuya ben giremem. Değerlendirmeyi din adamlarına bırakın. Olayın rant çıkartma yanı var.
Ben onu yazacağım.
Belgeleri gönderdiler.
Belgelere dayanacağım.
Olay şöyle başlıyor: İstanbul’un Fatih İlçesi, Hasan Halife Mahallesi’nde 16. yüzyıl mimarisi tek revaklı kubbe ve taştan minareli Kaptan-ı Derya Halil Paşa’nın yaptırdığı cami 1929 yılında yıkılır. Nedense yenilenmez. Nedense onarılmaz. Nedense sahip çıkılmaz.
•••
Caminin 300 metrekare arsası özel mülkiyete geçer ve Halis Toprak’ın
Adana’dan İstanbul’a gelip işlerini büyüttüğü yıllarda ona satılır. Halis Toprak buraya “Toprak Han” diye bir bina yapar. Saray Muhallebicisi’nin sahibi Kadir Topbaş’ın Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptığı yıllarda bu bina kiralanır ve Saray Muhallebicisi olarak çalışmaya başlar. Yıllar akar, geçer. Dükkan iyi iş yapar. Siyaset rüzgan keskin eser. Rüzgar kimilerinin talihini keser. Kimilerinin kısmetini, şansını açar. Kadir Topbaş, Beyoğlu Belediye Başkanlığı’ndan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na halkın oyuyla seçilmeyi başanr. Kiracısı olduğu cami arsası üzerindeki binayı Halis Toprak’tan satın alır. Binanın sahibi olduğu tarihte yani 2005 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı’dır ve Belediye Meclisi’ne 1/ 5Ö00 ölçekli bölge plan değişikliği önerisi gelir. Oy birliği kararı ile geçer. Yasaya göre, karan Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da (kendisi seyahatteyse yardımcısının) onaylaması gerekir. Onaylama olur. Cami arsası nitelik değiştirir. Ticari alan arsası oluverir.

Görüyorsunuz değil mi?

Kul iradesi, cami arsasına nitelik ve tür değiştirtebiliyor. Üstelik bu kul yani Kadir Topbaş, değişikliğe oybirliğiyle karar veren Belediye Meclisi’ne “değişiklik önerisini havale eden” kişi de oluyor.
Fakat bir vatandaş çıkıyor.
Askı süresi içinde itiraz ediyor.
“Burası 16 yüzyıldan kalma Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camifnin arsasıdır, burası ticari alan yapılamaz” diyor. Meclis bu itirazı da görüşüyor ve yeniden “Hayır burası ticari alan olacaktır” diye yeniden karar alıyor.
Bu mızrak bu çuvala girer mi?
Girmez diyenler çıkmış olmalı ki, “matbaa yanlışlığı yapmışız” diyerek karar yeniden görüşülüp, “Burası cami arsasıdır” diye düzeltme yapılıyor. Bu cami arsasında 2004 yılından beri Saray Muhallebicisi müşterilerini kabul etmeye devam ediyor.
Nedense cami onarılmıyor.

(NECATİ DOĞRU / SÖZCÜ) ” (1)

(1) KAYNAK : http://www.fatihhaber.com

“Topbaş’ın Saray’ı Cami çıktı

Kadir Topbaş’ın sahibi olduğu Fatih’teki Saray Muhallebicisi’nin çok ilginç bir hikayesi var

Kadir Topbaş’ın 2004’te Fatih’te açtığı Saray Muhallebicisi’nin yerinde daha önce tarihi Halil Paşa Camii olduğu ortaya çıktı. 2005 yılında hazırlanan imar planına da binanın yeri ’dini tesis alanı’ olarak geçti. Plan şimdi kurulda onay bekliyor

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sahibi olduğu Fatih’teki Saray Muhallebicisi’nin çok ilginç bir hikayesi var. Şimdi Saray Muhallebicisi’nin olduğu yerde eskiden 16. yüzyılda Kaptan-ı Derya Halil Paşa’nın yaptırdığı revaktan kubbeli ve taştan minareli Halil Paşa Camii vardı… Saray’ın bulunduğu yerde eskiden caminin olduğu 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi arşivlerine girdi. Kadir Topbaş’ın sahibi olduğu Saray Muhallebicisi ise Toprak Han olarak bilinen binayı 2004 yılında satın aldı. Daha sonra restore ederek muhallebici olarak açılış yaptı..

Açılıştan 1 yıl sonra itiraz

İstanbul’un en eski semtlerinden olan Fatih’te 2005 yılında bölgesel imar planı yapılırken, 30 Nisan 2005 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından 1/5000’lik bölgesel plan onaylandı ve itirazların yapılması için askıya çıktı. Yeni düzenlenen bölge planında Saray Muhallebicisi ‘ticaret + konut’ olarak imar planına işlenmişti. Ancak yeni bölge planı askıya çıktıktan kısa bir süre sonra özellikle Kadir Topbaş’ın sahibi olduğu Saray Muhallebicisi yeri için itiraz geldi. İtirazda daha önceden bu alanın cami olduğu iddia edildi.

400 yıllık cami 1929’da yıkıldı

17 Haziran 2005 tarihinde Halil Paşa Mutlu tarafından yapılan itirazda şu ifadeler kullanıldı: “…şu anda faaliyette olan Dr. Kadir Topbaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının Saray Muhallebicisi binasının tam yerinde Halil Paşa Camii ve Çeşmesi bulunmakta idi, kaybolan tarihi eserleri ihya ettiğinize göre ve koruma ilkelerine bağlı olarak askıdaki plana itiraz ediyorum. Derhal bu yanlışlığı bizzat Dr. Kadir Topbaş’ın ele almasını ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin bu camiyi planlara işlemesini rica ediyorum… ”

İtiraz işleme kondu

İşte bu itirazdan sonra zamanın İstanbul İmar Komisyonu Başkanı İrfan Uzun tarafından 9 Eylül 2005 tarihinde yazılan raporla bu iddialar doğrulandı. Bu noktadan sonra sıra imar planında ’ticaret + konut’ olarak geçen yerin ‘dini tesis alanına’ çevrilmesine geldi. Hazırlanan yeni imar değişikliği tasarısı 13 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne geldi. Meclise getirilen 3820-3959 nolu dosyada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ismi de verilerek yaşanan durum tescillendi. İmar Komisyonu tarafından hazırlanan raporda ’sehven’ ibaresi kullanılarak hata yapıldığı kabul edildi ve alanın tekrar dini tesis alanına çevrilmesi gerektiği söylendi.

Kurulun kararı bekleniyor

Belediye Meclisi’ne gelen bu karar oybirliğiyle kabul edildikten sonra onay alınması için İstanbul Koruma Kurulu’na gönderildi. Çünkü SİT alanı olduğu için Koruma Kurul onayı alınması şart. 2006 yılı sonunda kurula gönderilen karar hala onay bekliyor. 1 yılı aşkındır bekleyen onay eğer çıkarsa Saray Muhallebicisi’nin yeri prosedür açısından da cami olarak işlenmiş olacak.

İMAR KOMİSYONUNUN RAPORUNDA ‘CAMİ’

3820-3959 nolu dosyada hazırlanan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerine sunulan raporda Saray Muhallebicisi’nin bulunduğu yerde daha önceden tarihi Halil Paşa Camii olduğu kabul ediliyor. Ve ’sehven’ ibaresi kullanılarak hata yapıldığı kabul ediliyor, alanın tekrar dini tesis alanına çevrilmesi gerektiği söyleniyor…” (2)
(YAYIN TARİHİ : 06 Nisan 2008)

(2) KAYNAK : http://www.gazetevatan.com

“Topbaş, tarihi caminin yerine muhallebeci yaptı

Topbaş, tarihi caminin yerine muhallebeci yaptı
Topbaş’ın sahibi olduğu, şu anda çocuklarının yönettiği Saray Muhallebicisi’nin Fatih’teki şubesinin İstanbul’da tarihi bir caminin arsasının üzerine usulsüz bir biçimde inşa edildiği ileri sürüldü

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sahibi olduğu, şu anda çocuklarının yönettiği Saray Muhallebicisi’nin Fatih’teki şubesinin İstanbul’da tarihi bir caminin arsasının üzerine usulsüz bir biçimde inşa edildiği ileri sürüldü.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde yer alan iddialara göre; İstanbul Fatih’teki Fevzipaşa Caddesi üzerinde daha önce Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii’nin bulunduğu arsa Topbaş’ın çocuklarının yönettiği Saray Muhallebicisi’ne satıldı.

İmar planlarında “dini tesis alanı” olarak ayrılan arsada daha sonra plan değişikliğine gidildi. Kadir Topbaş’ın yönettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı plan değişikliği ile arsa “ticari alan” olarak ilan edildi. İtirazlar üzerine belediye tarihi alanda plan değişikliğinin “sehven” yapıldığını söyledi. Ancak buna karşın o “sahven hata” bir türlü düzeltilmedi ve Halil Paşa Camii’nin yerine muhallebici kuruldu.

Muhallebeci kurulduktan sonra önündeki otobüs durağı 100 metre geriye kaydırılarak, ilave inşaatla restoranın önü genişletildi. Ana cadde kaldırımlar da saksılar ve paravanlarla kapatılıp muhallebicinin bahçesine ve açık hava mekanına dönüştürüldü.

Yerel gazetelerden Fatihhaber’de çıkan haberde, caminin yerine tam 5 katlı, üstü komple teras olan bina yapıldığı görülüyor. Bu binanın, el konulan Toprakbank’ın sahibi Hali Toprak tarafından yapıldığı ve sonra Topbaş’a satıldığı belirtilirken, söz konusu haberde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Fatih’te tapu kayıtlarında yeri belli olan 169 cami ve tarihi eserin yeniden yapılacağını söylediğine dikkat çekilerek, muhallebicinin yıkılıp caminin yeniden yapılıp yapılmayacağı soruluyor.

Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan yanıtlamasını istediği çarpıcı sorular şöyle:

1- İstanbul Fatih İlçesi Fevzipaşa Caddesi üzerindeki AKP İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın ailesine ait olan Saray Muhallebicisin bulunduğu binanın tarihi Feyzullah Efendi Medresesi (Şimdi Millet Kütüphanesi) yanındaki Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami parseli üzerinde inşa edildiği iddiası doğru mudur?

2- Daha önceden Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami’nin bulunduğu arsanın Kadir Topbaş’ın ailesine ait Saray Muhallebicisi tarafından önce kiralandığı, sonra da satın alındığı iddiası doğru mudur?

3- Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’ne ait parselde imar değişikliği yapılarak Kadir Topbaş’ın onayıyla ticaret alanı ilan edildiği ve ailesine ait Saray Muhallebicisine verildiği iddiası doğru mudur?

4- İddialar doğru ise, Kadir Topbaş’ın ailesine ait ticari işletme, Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami arazisini ne kadar bedelle hangi kurumdan ve kimlerin imzalı onaylarıyla satın almıştır?

5- Saray Muhallebicisi açıldıktan sonra önündeki otobüs durağının 100 metre geriye kaydırıldığı, muhallebicinin çatısına ilave inşaat yapıldığı, ana cadde kaldırımlarının da saksılar ve paravanlarla kapatılıp “Açık havada keşkül ve aşure yeme mekanı” yapıldığı iddiası doğru mudur?

6- Kaptan-ı Derya Halil Paşa Cami neden tekrar inşa edilmeyerek Kadir Topbaş’ın ailesine ait bir ticari işletmeye tahsis edilmiştir?

7- Halil Paşa Mutlu ve Nejat Selimoğlu adlı vatandaşların Caminin ticaret alanı ilan edilmesine itirazları sonucu 3820-3959 numaralı dosyada hazırlanan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerine sunulan raporda Saray Muhallebicisinin bulunduğu yerde daha önceden tarihi Halil Paşa Camisi olduğunun ve “sehven” ibaresi kullanılarak hata yapıldığı kabul edilen alanın tekrar dini tesis alanına çevrilmesi gerektiği kabul edilmesine rağmen, karar, neden halen uygulanmamış ve Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii tekrar inşa edilmemiştir?” (3)

(Yayın Tarihi: 29 Mart 2014)
(3) KAYNAK : http://www.gazetecileronline.com

“Damat Halil Paşa
Osmanlı Sadrazamı
Görev süresi
17 Kasım 1616 – 18 Ocak 1619
Yerine geldiği Öküz Kara Mehmed Paşa
Yerine gelen Öküz Kara Mehmed Paşa
Görev süresi
1 Aralık 1626 – 6 Nisan 1628
Yerine geldiği Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa
Yerine gelen Gazi Ekrem Hüsrev Paşa
Kişi bilgileri
Doğum Maraş
Ölüm 1629
İstanbul
Yattığı yer Uskudar’da Seyh Aziz Mahmud Hudayi Efendi dergahi yaninda türbesi
Damat Halil Paşa veya Maraşlı Damat Halil Paşa, 17 Kasım 1616-18 Ocak 1619 tarihleri arasında, I. Ahmed saltanatının son döneminde, I. Mustafa’nın ilk saltanatında ve II. Osman saltanatının ilk döneminde iki yıldan biraz fazla bir süre ve daha sonra IV. Murad saltanatı döneminde 1 Aralık 1626-6 Nisan 1628 tarihleri arasında bir buçuk yıla yakın bir süre olmak üzere, iki kez toplam üç yıl yedi ay yedi gün sadrazamlık yapmış devlet adamıdır.

Kahramanmaraş, “Zeytün” (günümüzde Süleymanlı) kasabasında doğmuş Ermeni asıllı devşirmelerdendir.[1][2] Ağabeyi III. Murat’ın yakın danışmanlarından olan Beylerbeyi Mehmet Paşa idi. Eğitimini Sarayda Enderun okulunda tamamladı. Sarayda önce “doğancıbaşı” ve sonra da “Çarkacıbaşı” görevine atandı.

Saraydan çıkması Temmuz 1607’de “Maryol Hüseyin Paşa” yerine Yeniçeri Ağası olarak tayin edilmesi ile olmuştur. Bu görevde iken Celali isyanları’nın bastırılmasında bulunmuş; Kuyucu Murat Paşa’nın baş yardımcısı olarak bu başarıları ile Sadrazam Kuyucu Murat Paşa tarafından tutulmaya başlanmıştır. Kuyucu Murat Paşa Celaliler isyanı ile uğraşmayı bitirir bitirmez İstanbul’a gitmeden İran Serdar-ı Ekremi tayin edilmişti. Kuyucu Murat Paşa, kendinin İstanbul’a dönmesini istemeyenlerin başında kaptan-ı derya Hafız Ahmed Paşa bulunduğunu öğrenmişti. Sadrazam olan ve İran cephesinde bulunan Kuyucu Murat Paşa kendi adamı olarak kabul ettiği Maraşlı Damat Halil Paşa’yı 6 Şubat 1609’da Hafız Ahmed Paşa yerine Kaptan-ı Derya olarak tayin ettirmiştir.[2]

Maraşlı Damat Halil Paşa’ya Kaptan-ı Derya görevi Cezayir beylerbeyi unvanı da verilmiştir. Halil Paşa bu ilk kaptan-ı deryalık görevi sırasında ilk yılını Maltalı ve Floransalı korsanların Doğu Akdeniz’de Osmanlı ticaret gemilerine yaptıkları hücumları önlemeğe çalışmakla geçirmiştir. Avrupalıların “Kırmızı Kalyon” Türklerin “Kara Cehennem” adını verdikleri ama asıl adı “de Fraissinet” olan Malta Şövalyeleri filosu komutanının 4 veya 5 kalyonluk bir filo ile Kıbrıs adası etrafında dolaşarak Mısır’dan gelecek ve Mısır vergilerini ve Mısır eşyalarını İstanbul’a taşıyan Türk ticaret gemilerine hücuma hazırlandığı haberini almıştı. Bu filonun üzerine gitti ve Maltalılar idaresinde bu kalyon filosu ile 2 gün süren bir deniz savaşına girişti. Bu muharebede korsan Kara Cehennem’e karşı galip gelen Halil Paşa bu filonun kalyonlarının hepsini teslim alarak ve 500 esir, 2,000 tüfenk ve 160 top eline geçirdi. Bu savaşta Cezayir kaptanlarından Cafer Kaptan İspanyol Sicilya Valisi’nin oğlunu da esir aldı ve daha sonra bu çocuk Enderun’da yetiştiridi.[2] Bu kalyonları ve ganimet mallarını Halil Paşa İstanbul’a getirdi. Bu başarısından dolayı kendisine vezirlik rütbesi verildi. Halil Paşa 1610 ve 1611 yıllarında da donanma ile Akdeniz seferleri yaptı ama bu seferlerde büyük deniz savaşlarına girişmedi. Ancak bu seferlerde irili ufaklı 50’den fazla gemiyi eline geçirmeyi başardı.

Bu yıllarda Akdeniz’de Faslılar ve İspanyollara karşı bağımsızlık savaşları veren Hollandalılarla birlikte İspanya aleyhinde bir ittifak kurmak için faaliyetlerde bulundu. Bu ittifak için müzakerelerin açılması için 10 Temmuz 1610 tarihli Lahey’e Hollanda hükümetine gönderdiği bir name Hollanda arşivlerinde bulunmaktadır.

Fakat Halil Paşa’nın hamisi olan Kuyucu Murat Paşa 1611’de öldü. Çok başarılı olan Mısır valisi Öküz Kara Mehmet Paşa İstanbul’a çağrılıp I. Ahmet’in çocuk yaşında kızı ile nikah yapıldı ve saraya “damat” oldu. Sadrazam Gümülcineli Damat Nasuh Paşa da hem Kara Mehmet Paşa’yı ödüllendirmek ve hem de İstanbul’dan uzaklaştırmak isteğindeydi. Böylece 1612’de Halil Paşa Kaptan-ı Derya görevinden azledildi ve yerine Öküz Kara Mehmet Paşa’ya Kaptan-ı Deryalık görevi verildi.[2]

Halil Paşa İstanbul’da vezirlik görevine devam etti. Bu görevde iken kendinin büyük katkı yaptığı İspanya’ya karşı Fas ve Hollanda ile ittifak konusunu da konuşmak üzere “Cornelius Haga” adlı bir Holllanda elçisi 17 Mart 1612’de İstanbul’a geldi. Halil Paşa ve diğer divan vezirleri ile görüşmeler yaptı ve Padişah huzuruna çıktı. Fakat Akdeniz’de İspanyollara karşı Osmanlı-Fas-Hollanda ittifakı konusunun sonuç verici olmayacağı aşikardı. Bir taraftan Osmanlı tarafındaki Halil Paşa’nın Osmanlı politikasına etkisi çok azalmıştı ve diğer taraftan Hollandalılar 1609’da İspanya ile bir ateşkes imzalamışlardı. Bu ateşkes ta 1621 sonuna kadar yürürlükte kalıp İspanya ve Hollanda arasında bir nebze barış sağladı.[2]

1613’de Öküz Mehmet Paşa’nın yerine ikinci defa Kaptan-ı Derya görevine getirildi. Bu görevle Mayıs 1614’de 45 parça kadırga ile sefere çıktı. Bu seferde Malta adasına asker çıkarıp etrafı vurdu. Oradan sonra Trablusgarp’a yöneldi. Burada “Dayı” olan ve merkezden gönderilen Osmanlı valilerini eyalet işlerine karıştırmayan “Safer Dayı”‘yı ele geçirip idam ettirdi. Bundan sonra İstanbul’a döndü.[2]

1617’de Damat Halil Paşa Öküz Mehmet Paşa’nın azledilmesi üzerine 1. kez sadrazamlık görevvıne getirildi. Bu sırada doğuda devam eden Şah Abbas’a karşı yapılmakta olan 1603-1618 Osmanlı-Safevî Savaşı için serdar-ı ekrem tayin edildi ve doğuda cepheye gitti. Sadrazam İran cephesinde iken iken İstanbul’da sedaret kaymakamlığınını Sofu Mehmed Paşa yapmaktaydı.

Bu sırada İstanbul’da çok önemli olaylar ortaya çıktı ama Sadrazam olan Damat Halil Paşa bunlara hiç etki yapamadı. Sultan I. Ahmet birden hastalanıp 22 Kasım 1617’de oldu. Sofu Mehmed Paşa ve saray ileri gelenleri sultanlığın “babadan-oğula geçme” prensibini bozarak yeni olarak “ekberiyet” prensibini getirdiler. Buna göre III. Mehmed’in oğlu ve I. Ahmed’in kardeşi olan I. Mustafa’yı tahta çıkardılar. Fakat I. Mustafa üç ay kadar süren bir saltanattan sonra, aklı dengesi yerinde olmaması nedeniyle, 26 Şubat 1618’de tahttan indirilip 15 yaşındaki I. Ahmed’in oğlu II. Osman tahta geçirildi. Temmuz 1618’de İstanbul’da Sadrazam Kaymakamı olan Sofu Mehmed Paşa azledildi ve Öküz Kara Mehmed Paşa İstanbul’da sedaret kaymakamlığına getirildi.

1618’de sadrazam ve serdar-ı ekrem olan Damat Halil Paşa, İran’da 1618’de Şah Abbas’ın boşalttığı Tebriz’i ele geçirdi. Ama oradan Erdebil’e yürümekte iken Pul-i Şikeste’de İran ordusunun bir pususuna düştü ve Osmanlı ordusu büyük bir bozguna uğradı. Bundan sonra İran’la, 26 Eylül 1618’de Serav Antlaşması imzalandı.Bu başarısızlığı üzerine II. Osman 18 Ocak 1619’da Damat Halil Paşa’yı sadrazamlık görevinden aldı.[2]

Damat Halil Paşa İstanbul’a dönüp Üsküdar’da Pir Aziz Mahmut Hüdai Efendi dergahına çekildi. Pir Aziz Mahmut Hüdai aracılığı ile II. Osman’nın I. Ahmet ölümü ile kendisine padişahlık verilmemesi dolayısıyla olan küskünlüğü giderildi.[2]

1620 yılında Damat Halil Paşa üçüncü kez Kaptan-ı Derya olarak görevlendirildi.

Bu görevde iken Genç Osman olayı ile II. Osman’ın katli ve I. Mustafa’nın ikinci defa tahta çıkarılması ve bunlara dolayısıyla çıkan keşmekeş ve karışıklıklar sırasında I. Mustafa’nın annesi Valide Sultan 3 defa Damat Halil Paşa’ya sadrazamlık teklif etti. Ama Damat Halil Paşa bu anarşik durumda sadrazam olmayı reddetti. 1620 yılı sonlarına doğru kaptan-ı derya görevinde de azledildi.

Altı ay sonra 1621’de 4. kez kaptan-ı derya oldu. 1623’de bu görevden azledilerek yerine Topal Recep Paşa kaptan-ı deryalık görevine getirildi. Bu azilden sonra Damat Halil Paşa Malkara’ya sürgüne gönderildi.

8 Şubat 1626’da yeni bir sadrazam tayin edilmesi için sedaret kaymakamı olan Topal Recep Paşa konağında bir meşveret meclisi toplanıp buna devlet ricali vezirler ve ulema katıldı. Bu toplantıda ilk defa bu devlet ricalinin oylaması ile bir sadrazam adayı seçildi. Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa sadrazamlıktan azledilerek yerine Damat Halil Paşa seçilmesi önerisi padişah IV. Murat’a sunuldu. Padişah bunu kabul ederek Damat Halil Paşa 2. kez sadrazamlığa getirildi. Damat Halil Paşa kışın çok soğuk olmasına aldırmayarak alayla Üsküdar’a giderek o yaz İran’a sefer yapmak için hazırlıklara başlamak üzere orada ordugaha çekildi. Damat Halil Paşa orduyla İran cephesine hareket edip yolda iken Erzurum’da Abaza Mehmet paşa’nın isyan etmiş olduğu haberini aldı. Bunun üzerine Damat Halil Paşa’nın ordu ile Abaza Mehmet Paşa isyanını bastırmak için Erzurum’a yürüdü. Erzurum’u 70 gün kuşatmaya aldı ama Abaza Mehmet Paşa’nın direnmesi dolayısıyla bu şehri almada başarısız kaldı. Doğuda kış mevsiminin erken gelmesi nedeniyle, kış harekatına hazır olmadığı için, Damat Halil Paşa Erzurum kuşatmasını kaldırıp ordu ile Tokat ordugahına çekildi. Bu başarısızlığı dolayısıyla 16 yaşına girip ilk defa devlet kararları almaya yetişkin olduğu kabul edilen IV. Murat’ın ilk politik icraatı olarak 6 Nisan 1628’de Damat Halil Paşa sadrazamlıktan azledildi.[2]

Bundan sonra Damat Halil Paşa emekli yapıldı ve İstanbul’da yaşamaya başladı. 1629’da bu şehirde vefat etti. Üsküdar’da şeyhi olan Aziz Mahmud Hüdayı Efendi dergahı yanında yaptırmış olduğu türbesine defnedildi.

DeğerlendirmeDüzenle

Damat Halil Paşa, Uzunçarşılı’ya göre[2]

Orta dereced bir hükümet başkanı olup, iki defaki sedaretinde başarılı bir iş göremedi… Dört defa tayin edildiği Kaptan-ı Deryalıkta yüz ağartmıştır.

Yaşayıp görev yaptığı dönemlerde Genç Osman olayları anarşisi devirlerinin tehlikelerinden mürşiti olduğu Şeyh Aziz Mahmud Hüdayı’nın koruyup desteklemesi ile kurtulmuştur.

İkinci defa sedaretinde İran seferine çıktığını Üsküdar’da mürşidi olan Şeyh Aziz Mahmud Hüdayi’ye bildirmek için gittiğinde Şeyh ona “A beyim bir defa daha serdar olmuş idin” deyip daha önceki serdarlığı sırasındaki başarısızlığını öne sürüp yeni görevinde de başarısız olacağını ima etmiştir. Damat Halil Paşa buna çok üzülüp Şeyh’in huzurundan hüzünlü olarak ayrılmıştı.[3]

Eserleri

Damat Halil Paşa Fatih’te Millet Kütüphanesi civarında camii, çeşme ve sebili vardı. Üsküdar’da Hüdai Efendi Dergahı yakındaki “Kapıcı Tekkesi”‘ni de Damat Halil Paşa yaptırmıştır. Hüdayı Dergahı yakında olan türbesi, çeşmesi ve sebili Sultan Ahmet Camii mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa’nın eseridir.

Hakkında Vasafi tarafından yazılmış Tarih-i Halil Paşa adlı tercüme-i hali ve yine aynı yazar tarafından hazırlanmış ve muhaberelerini anlatan Gazaname-i Halil Paşa adlı yazma eserler İstanbul kütüphanelerinden Esat Efendi kütüphnesinde bulunmaktadır.[2] ” (4)
(4) KAYNAK : http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Damat_Halil_Pa%C5%9Fa


Yorum bırakın