Yazı başlığı için George Orwell’ın Hayvan Çiftliği kitabı esin kaynağım oldu.
Hayvan Çiftliği’nde Domuzlar Diktatoryası’ndan bahsediyor.
“Hayvan Çiftliği, (orijinal adıyla Animal Farm) George Orwell’in mecazi bir dille yazılmış, fabl tarzındaki siyasi hiciv romanı. Roman ilk olarak 1945’te yayınlandıysa da asıl ününe 1950’lerde kavuştu. 1996’da ise geçmiş tarihler için verilen Retro Hugo Ödülü’nü 1946 senesi için aldı.
Roman, Stalinizmin eleştirisidir. Totaliter rejimlere karşıt bir solcu olan Orwell, romanında SSCB’nin kuruluşundan itibaren meydana gelen önemli olayları kara mizah yoluyla ve mecazi bir dille anlatır.
Hayvan Çiftliği çok yankı uyandırmış ve olumlu eleştiriler almıştır. Bir Stalinizm eleştirisi olmakla birlikte, II. Dünya Savaşı yıllarında müttefiklerini kızdırmak istemeyen İngiltere’de sansüre uğramıştır. Romanın çizgi filmi çekilirken konusunun CIA tarafından değiştirildiği iddia edilmektedir.[1] Roman 1999’da bu kez konusuna daha sadık bir senaryoyla filme çekilmiştir.
Hayvan Çiftliği, Pink Floyd’un Animals albümüne ilham kaynağı olmuştur.
“Hayvan Çiftliği” Türkiye’de ilk kez 1954 yılında o zamanki adı Maarif Vekâleti olan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Halide Edip Adıvar’ın Türkçe çevirisiyle bastırtılmıştır. 1966 yılında da kitabın ikinci baskısı yapılmıştır.[2]
Romanın İngilizce versiyonu 1970’li yıllarda Türkiye’de yabancı dille eğitim yapan devlet okullarında (Maarif Kolejleri) İngilizce derslerinde okutulmuştur.
Romandaki karakterlerDüzenle
Koca Reis (domuz): Hayvanlara mutluluk ve barış dolu bir dünya vaat eder, insanların çiftlikten kovulmasını ister. Karl Marx veya Vladimir Lenin’e benzer.
Snowball (domuz): Hayvanlara okumayı öğretir, bir değirmen yapılması taraftarıdır. Lev Troçki’yi temsil eder. Napolyon değirmene önce karşı çıkar, Snowball’u çiftlikten kovduktan sonra ise değirmenin yapımını ister. Başa gelen her kötü olaydan Snowball’u sorumlu tutar.
Napolyon (domuz): Köpekleri eğitir ve bir polis gücü haline getirir, Snowball’u çiftlikten kovar, insanlarınkinden daha baskıcı bir yönetim kurar. Josef Stalin’i temsil eder. Kitapta Hayvanizm olarak anılan Marksizm ve Leninizm’den kesin olarak dönüş yapar.
Bay Jones (insan): Çiftliğin eski sahibi. Son Rus çarı II. Nikolay’ı temsil eder.
Bay Frederick (insan): Düzenli bakılan komşu çiftliğin sahibi. Adolf Hitler’e benzemektedir.
Bay Pilkington (insan): Winston Churchill’e benzemektedir. Kitabın sonunda Napolyon’un Bay Pilkington ile anlaştığını görüyoruz. Bu da bize onun Theodore Roosevelt olduğunu gösteriyor.
Moses: (kuzgun)” (1)
(1) KAYNAK : http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Hayvan_%C3%87iftli%C4%9Fi
Acaba George Orwell, bugünü yazsaydı nasıl yazardı?
Aleksandr Soljenitsin, Gulag Takımadaları adlı kitabında diktatörlüğe karşı toplumun içinde bulunduğu ruh halini ve bireylerin psikolojisini iyi analiz etmiştir.
“Aleksandr Soljenitsin
Doğum 11 Aralık 1918
Kislovodsk, Rusya
Ölüm 3 Ağustos 2008 (89 yaşında)
Moskova, Rusya
Milliyet Rusya Rus
Meslek Yazar
Dönem 1962 – 2003
Tür Roman
İlk eseri İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün (1962)
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı – 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.
1942’de üniversite diplomasını aldı. 1939-1945 arasında dört sene Sovyet ordusunda görev aldı. 1942 yılında yüzbaşı rütbesiyle II. Dünya Savaşı’na katıldı. Ancak cephedeyken yazdığı mektuplarda Josef Stalin hakkında eleştirilerini belirtince tutuklandı ve sekiz yıl ceza kampında hapis cezasına çarptırıldı. Sovyetler Birliği’nin Adolf Hitler’le uzlaşma yolu bulmasının savaşı önleyebileceğini, bu yüzden Sovyet halkının savaştan dolayı yaşadığı yıkımdan Stalin’in Hitler’den daha fazla sorumlu olduğunu iddia etti. Savaş bittikten sonra Moskova yakınlarındaki bir hapishaneye konulan Soljenitsin, 1950’de Kazakistan’da bulunan Ekibastus’ta siyasal tutuklular için düzenlenmiş özel bir kampa gönderildi ve üç yıl burada kaldı. Onu izleyen yıllarda istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edildiği için sürgüne gönderildi.
Kazakistan’ın Kok Terek köyünde öğretmenlik yapmaya başlayan yazar, bu dönemde kansere yakalandı ve bir süre Taşkent’te tedavi gördü. Yeni parti şefi Nikita Kruşçev tarafından başlatılan Stalin’in etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlar çerçevesinde hakları geri verildiği için Ryasan’da çalışmasına olanak tanındı. 1962’de “İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün” adlı kitabını çıkardı. Bu öyküsünün başarısı üzerine kendini tamamen yazarlığa veren Soljenitsin, zorunlu çalışmayı anlatan Stalin karşıtı bu yapıtıyla Hruşçyov’in takdirini kazandı ve bir yıl sonra Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edildi. Ancak “Matryonin dvor” ve “Dlya polzı dela” adlı öyküleriyle tekrar partinin hedef tahtası haline geldi. 1966’da yazara ülke dışına çıkma yasağı konuldu ve üç yıl sonra Yazarlar Birliği’nden çıkartıldı.
Yaşadığı dönem boyunca çeşitli cezalara çarptırılan Soljenitsin’ın çalışma kampları hakkındaki kitabı Gulag Takımadaları, kapitalist ülkelerde yayına girdi ve anti-Sovyet propagandanın öğelerinden biri oldu. Yazar kendisine verilen 1970 Nobel Edebiyat Ödülü’nü dört yıl sonra alabildi. Bu ödülün kendisine politik nedenlerle verildiği iddia edildi. 1974’te Sovyet hükümeti Soljenitsin’in vatandaşlığını iptal etti ve onu sınırdışı etti. İki sene İsviçre’de kaldıktan sonra 1976’da Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti. Bu dönemde Soljenitsin Vietnam’a Amerikan müdahalesini deslekledi, Vietnemda Amerikalı tutsakların köleştirildiğini iddia etti. 1974 Portekiz Devrimi’ne karşı Amerika’nın müdahale etmesi gerektiğini savundu. ABD ve Sovyetler Birliği barışı hakkında yazan Amerikalı yazarları eleştirdi. 1989’da yeniden Yazarlar Birliği’ne alındı. O dönem iktidarda bulunan Mihail Gorbaçov, yazarın yurttaşlık haklarının geri verilmesi doğrultusunda çalışmalar başlattı ve sürgünüyle ilgili kararı 1991 yılında resmen kaldırttı. 1994’te Rusya’ya dönen yazar parlamento önünde yaptığı konuşmada Rusya’nın kendisine göre hatalarla dolu demokrasiye geçiş şeklini eleştirdi. Komünizm dönemi Rusyasını anlattığı Gulag Takım adaları birçok otoriteye göre Komünizmin sonunu getiren eserdir.
3 Ağustos 2008 tarihinde, babasının Moskova’daki evinde, kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
Edebiyat hayatı
Soljenitsin’in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. Kahramanları, tiranlık ve zulüm üzerindeki onurun zaferini belirtir.
Soljenitsin bu bağlamda, Kırmızı Tekerlek adinda dört ciltlik uzun bir tarihsel roman tasarlamıştır. Birinci cilt, Ağustos 1914 (1971) 1914’teki I. Dünya Savaşı’nı anlatır. Bu romanın 1917 Ekim Devrimi’nin tarihsel anlamına vurgu yapan genişletilmiş ve düzenlenmiş bir baskısı 1989’da yayımlanmıştır. İkinci cilt, Kasım 1916 1993’te yayımlanmıştır.
1960’ların sonu ve 1970’lerin başında, Sovyet hükümeti Soljenitsin’i romanlarında ülkesini küçük düşürdüğü için suçlamış ve 1973’te Paris’te yayınladığı üç ciltlik Gulag Takımadaları, 1918-1956 romanından sonra da bu baskılarını arttırmıştır. Bu kitap, Sovyet hapishane kamplarının bir incelemesiydi. Gulag Takımadaları’nın iki cildi 1975’te, üçüncü cildi de 1976’da yayımlandı. Soljenitsin, Sovyetler Birliği’ndeki son yıllarından Görünmez Müttefikler (1971) ve Meşe ve Dana (1975) otobiyografilerinde bahsetmiştir. 1990’da, Sovyet hükümeti yazarın vatandaşlığını geri verdi ve Soljenitsin 1994’te Rusya’ya geri döndü. 3 Ağustos 2008’de babasının Moskova’daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu.
2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.
Eserleri
İvan Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün (1962)
Nedenin İyiliği İçin (1962)
Kanser Koğuşu (1968)
İlk Çember (1968)
Aşk Kızı ve Masum (1969)
Ağustos 1914 (1971)
Gulag Archipelago, 3 cilt (1973-1978)
Prusya Geceleri (1974)
Aleksandr İsaevich Soljenitsin, Sovyet Liderlerine Bir Mektup, Collins: Harvill Press (1974)
Meşe ve Dana (1975)
Lenin Zürih’te (1975)
Ölümcül Tehlike: Sovyet Rusya ve Amerika’ya Tehditler Konusundaki Yanlış Kavramlar (1980)
Kasım 1916 (1983)
Zafer Kutlamaları (1983)
Mahkumlar (1983)
Rusya’nın Yeniden İnşa Etmek (1990)
Mart 1917 (1995)
Nisan 1917 (1995)
Rus Sorunu (1995)
Görünmez Müttefikler (1997)
200 Yıl Hepberaber: 1772’den İtibaren Rus-Yahudi İlişkileri Üzerine (2003)”(2)
(2) KAYNAK : http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Aleksandr_Soljenitsin
Maksim Gorki’nin yaşamı ile ipek böceğinin yaşamı çok benzerlik arzediyor. Her ikisinde de vefasızlık vardır. Bunu bilenler iyi bilir.
”
Maksim Gorki
Doğum 28 Mart 1868
Nijniy Novgorod, Rusya İmparatorluğu
Ölüm 18 Haziran 1936 (68 yaşında)
Moskova, SSCB
Milliyet Rus
Meslek Yazar
Aleksey Maksimoviç Peşkov, (Rusça: Алексей Максимович Пеш
Maksim Gorki
Gorki, nakliyecilik yapan babasını 5 yaşındayken kaybeder ve annesi yeniden evlenince doğum yeri olan Nijniy Novgorod’a döner. 11 yaşında tamamen öksüz kalır, anneannesi ve büyük babası tarafından Astrahan’da büyütülür. Masalları ile büyüdüğü anneannesinin üzerinde büyük etkisi vardır. Gorki yalnızca birkaç ay okula gidebilir. 8 yaşında çalışmaya başlar, bu sayede Rus işçi sınıfının yaşamını yakından tanır. Bir gemide bulaşıkçılık yaparken okuma merakı sarar. İlk gençlik yıllarını Kazan’da geçiren Gorki, Aralık 1887’de intihar girişiminde bulunur. Sonraki 5 yıl boyunca değişik işlerde çalışarak, daha sonra yazılarında kullanacağı pek çok izlenimi edindiği büyük Rusya turuna çıkar. Gorki’nin daha sonra eserlerinde görülen güçlü betimlemeler ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu gösterecektir.
Maksim Gorki
Yazarlık kariyeri
1892 yılında Tiflis’te, Kafkasya Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Yoksullukla ve acıyla dolu bir hayat sürdüğü için Rusça’da acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başladı. 1895’te St. Petersburg’da yayınlanan bir dergide çıkan Çelkaş adlı öyküsü ile ünlendi. Ardından Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız öyküsü yayınlandı.
Ünü hızla yayıldı. Bu öyküler kadar başarılı olmayan bir dizi roman ve öykü daha yazdı. Gorki’nin 1898 yılında yayınlanan ilk kitabı Hikâye Denemeleri (Очерки и рассказы) çok beğenilir ve yazarlık kariyerinin başlangıcı sayılır. İlk romanı Foma 1899’da basıldı. Bu dönemde sağlam bir olay örgüsü kuramaması ve yaşamın anlamı üzerine uzun felsefik tartışmalara girmesi romanlarının başarısını düşürür. 1906’da yazdığı ve Rus Devrimi’ne adadığı Ana en başarılı romanıdır. 1899-1906 arasında St. Petersburg’da yaşar. Gorki, Çar rejimine açıkça karşı çıkmış ve bu yüzden birçok kez tutuklanmıştır. Çarlık tarafından kontrol ve baskılara maruz kalmıştır. 1901’de “Fırtına Habercisi”nin Türküsü isimli kısa şiiri yüzünden tutuklandı. Kısa sürede serbest kaldı, Kırım’a gitti.
Gorki birçok devrimci ile tanıştı. Lenin’le tanıştığı 1902 yılından itibaren aralarında yakın bir arkadaşlık oluşmuştur.
1902 yılında Rusya Edebiyat Akedemisi’ne seçilir. Ancak Çar II. Nikolas buna izin vermez. Anton Çehov ve Vladimir Korolenko bu tavrı protesto eder ve Akademiden ayrılır.
Başarısız olan 1905 Rus Devrimi sırasında Peter ve Paul Kalesi’nde kısa bir süre daha hapis kalır. Gorki Güneşin Çocukları adlı oyununu yazar.
Ekim Devrimi ve Gorki
Maksim Gorki
Gorki 1905’te Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne resmi olarak üye olur ve bolşeviklerle beraber hareket eder.
Anton Chekhov ile birlikte 1900, Yalta
1905 Devrimi’nde önemli bir rol oynayan Bilgi isimli bir yayınevi kurar. 1906’da ABD’ye seyahat eder aynı yıl Rusya’dan ayrılıp İtalya’da Capri Adası’ndaki villasında yaşamaya başlar. 1913’te tekrar Rusya’ya döner ve Rusya’nın I. Dünya Savaşı’na girmesine karşı çıkar.
I. Dünya savaşı sırasında Petrograd’daki dairesi Bolşevik ofisi gibi çalışmaya başlar. Lenin’in devrim fikrini erken bulan Kamenev ve Zinovyev’in eleştirel yazıları Gorki’nin gazetesi Yeni Hayat’da basılır. Gorki de gazetesinde Bolşeviklerin iktidara el koymasını eleştirir. 1918’de Bolşeviklerin Vakitsiz Düşünceleri isimli makalelerini yayınlar.
Lenin, Gorki ile dostluğuna zarar vermek istememiş bu dönem boyunca kendisini ikna etmeye çalışan uzun mektuplar yazmıştır.
Lenin’in Gorki’yle 1919’daki yazışmalarında Petrograd’ın boğucu havasının ve çevrenin onu kötü etkilediğini ve bir hava değişikliğine ihtiyacı olduğunu düşündüğünü yazmıştır. Bu mektuplarda olayların Pentograd’dan göründüğü gibi olmadığını gelmek isterse bu tür bir ziyareti planlayabileceklerini yazmış, bu tür fikir ve davranışların hayatı kendisi için zorlaştıracağını söylemiştir.[1]
Ancak Komünist Enternasyonal Dergisi’nde Gorki’nin yazdığı bazı yazıları yakışıksız bularak 31 Haziran 1920’de Politbüro’ya bu tür makelelerin Komünist Enternasyol’de yayınlanmaması gererektiğini belirten mektubunu göndermiştir.[2]
Bu yıllar Gorki ile Bolşeviklerin fikir ayrılıkları olarak tanımlanacak tartışmalarla geçmiştir. Zira devrimin hemen yapılması konusunda Lenin’le fikir birliğinde olmayan birçok parti üyesi bulunmaktadır. Ancak Gorki’nin Parti ile ilişkisinde tam anlamı ile bir kopukluk veya destekten bahsetmek mümkün değildir.
Maksim Gorki
Ağustos 1921’de bir yazar arkadaşı ve Anna Ahmatova’nın kocası Nikolay Gumilyov’un Petrograd Çeka’sı tarafından monarşist görüşleri nedeni ile tutuklandığını öğrenir. Gorki arkadaşının bizzat Lenin tarafından bırakılmasını sağlamak için hemen Moskova’ya gider. Ancak Petrograd’a döndüğünde Gumilyov’un zaten öldüğünü öğrenir. Ekim ayında tüberküloza yakalanır ve İtalya’ya göçer.
1921-1929 arasındaki yıllarını tekrar İtalya’nın Sorrento kentindeki villasında geçirmiştir. 1929’dan sonra SSCB’ni birçok kez ziyaret etmiştir. Haziran 1929’da Gorki Solovki’yi ziyaret etmiş ve batıda kötü bir üne sahip olan Gulap Kampı hakkında olumlu şeyler yazmıştır. 1932’de Stalin Gorki’yi ülkeye kesin dönüş yapmaya çağırmış ve ülkesinde büyük bir memnuniyetle karşılacağını garantilemiştir.
Aleksandr Solzhenitsin’e göre Gorki kendi ilgileri nedeniyle dönmüştür. Gorki’nin Faşist İtalya’dan geri dönüşü Sovyet zaferinin büyük bir propagandası olur. Gorki’ye Lenin Nişanı verilir ve eskiden milyoner Ryabuşinskiy’e ait olan ve şimdi Gorki Müzesi olan Moskova’daki malikaneye yerleştirilir. Şehir dışında da bir yazlık ev tahsis edilir. Moskova’nın büyük caddelerinden biri olan Tverskaya Caddesi’ne ve doğduğu şehire adı verilir. 1990’da şehrin adı tekrar Nizhni Novgorod olarak değiştirilecektir.
1930’larda dünyanın en büyük uçaklarından olan Tupolev ANT-20’ler de Maksim Gorki olarak isimlendirilmişlerdir.
Ancak Stalinist baskı arttıkça ve özellikle 1934 yılının aralık ayındaki Sergey Kirov Suikastı’ndan sonra Gorki Moskova’daki evinde bir nevi hapis hayatı yaşamıştır. Son dönem yapıtlarının hemen hepsinde devrim öncesi dönemi ele almıştır.
Ölümü
Oğlunun Mayıs 1935’teki ani ölümünü takiben Gorki de, 1936 yılında Haziran ayında öldü. Her ikisinin de ölümü şüphe altındadır. Zehirlendikleri iddia edilmiş, ama bu iddia hiçbir zaman ispatlanamamıştır. Gorki’nin cenaze töreninde tabutu taşıyanlar arasında Stalin ve Molotov da yer alacaklardır.
1938’de Buharin’in mahkemesinde Gorki’nin, Yagoda’nın NKVD ajanları tarafından öldürüldüğü itiraf edilmiştir.
Eserleri
Roman
Foma (1899, 1983)
Ana (1906, 1979)
Halk Düşmanı (1907, Türkçe’ye “Yararsız Bir Adam” adıyla (1979)
Matvey Kojemyakin (1910, 1984)
Klim Samgin’in Hayatı (1936, 1975)
Artamonovlar (1977)
Küçük Burjuvalar (1901, 1967)
Arkadaş
Fırtınanın Habercisi
Çocukluğum
Üçler , (1900)
Soytarı
Ekmek İşçileri
İki Kafadar ve filer
Düşkünler
Ekmeğimi Kazanırken
Benim Üniversitelerim
Çocukluğum
İnsanlarımız
Danko’nun Yüreği
Öykü
Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız (1939)
İtalya Hikayeleri (1911, 1970)
Yol Arkadaşım
Bozkırda
Oyun
Ayaktakımı Arasında (1941, 1967)
Sonuncular
Yazlıkçılar (Yaz Misafirleri)
Vassa Jeloznova
Güneşin Çocukları
Barbarlar
Küçük Burjuvalar
Yegor Buliçov ve Digerleri
Anı/otobiyografi
Benim Üniversitelerim (1941, 1986)
Çocukluğum (1947, 1976)
Ekmeğimi Kazanırken (1949, 1986)
Tolstoy’dan Anılar (1919, 1967)
Güncemden Yapraklar (1924, 1984)
Lenin (1924-1936) “Türkçeye Gorki Lenin’i Anlatıyor” adıyla (1980) ” (3)
(3) KAYNAK : http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Maksim_Gorki
Bu üç yazar, durduğu yerler farklı olsa da ortak özelliği diktatörlüğe karşı mücadele etmiş olmalarıdır.
Bazılarının hayatında pişmanlık denmese bile hayal kırıklığı vardır.
Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “hukuk devleti”nden soyutlarsak, ülkede cahiller diktatoryası ortaya çıkar.
Gündeme baktığımızda” tantanacılık” ile yolsuzlukların ve suistimallerin üstü örtülmek istenmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihte “milli şef” olarak anılandan sonra, bir “küresel şef” in tasallutu altına alınmak istenmektedir.
Bu iki şefin ortak özelliği, Türklüğe düşman olmalarıdır.
Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün değerleri ve hukuk devleti ilkesinden asla taviz verilemez.
Sayın Erdoğan’ın ülkeyi germekten vazgeçmesi ve işine bakması gerekmektedir.
Cahiller diktatoryası, Atatürk’ün kurduğu fazilet rejiminin alternatifi olamaz.
Çünkü, ” Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.”

