Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli gündeme getirdiği “dünya beşten büyüktür” şeklindeki eleştirisini en son büyükelçilere verdiği öğle yemeğinde tekrarladı.

Yandaş ve karındaş olarak ifade edilen bütün televizyon kanalları yayın akışına ara verip büyükelçilere yemeği canlı olarak verdiler.

Sayın Erdoğan’ın “dünya beşten büyüktür” eleştirisi, onun bakış açısıyla doğru. Ancak bir sorun var. Bu eleştiriye muhatap olan beşli, Sayın Erdoğan’a “TÜRKİYE, BİR RECEP’TEN BÜYÜK DEĞİL Mİ?” diye sorarlarsa, kendileri bu suale ne cevap verirler acaba?

Bu soruyu sormaları için birçok neden var:

Hukukun içine düşürüldüğü durum ortada. Adaletin terazisi tahtaravelli gibi bir o yana, bir bu yana gitmektedir.

Yargı erki öyle de, yasamanın durumu farklı mı? İçişleri eski bakanı, Milad Partisi Genel Başkanı Sayın İdris Naim Şahin’in AKP milletvekillerine partinin genel merkezinden yapılan kırmızı noktalı şantaj kasetleri iddiası yandaş ve karındaş medya kuruluşlarının ilgisini hiç çekmedi. AKP Genel Merkezi’nden de bu iddia ile ilgili bir yalanlama gelmedi.

Sayın İdris Naim Şahin’in ifadesine göre, yukarıdan gelen talimatların harfiyyen uygulanması için “kırmızı noktalı şantaj” ın devreye girmesiyle TBMM’de AKP grubunun özgür iradesiyle davranamadığı, bölücü terör örgütünü cesaretlendiren düzenlemeler dahil, millet aleyhine olan birçok düzenleme ekseriyet oylarıyla meclisten geçmektedir.

Oslo ‘ da, Habur’ da, İmralı’da, Kandil’de ve Diyarbakır dahil Türkiye’nin her yerinde hükümetin öncülüğünde suç işleniyor. Sonra yukarıdan gelen talimat gereği,meclis ekseriyeti ile bu fiiller suç olmaktan çıkarılıyor.

CIA Türkiye ve Ortadoğu Uzmanı Henri Barkey, Utah Üniversitesi’nde verdiği “Felaketle Flört” adlı bir konferansında ” AKP eliyle TSK’yı kafesledik” demişti . TSK’ nın neden kafeslendiğini de uzun uzun açıklamıştı.

17 – 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında ortaya çıkan suçüstü delillleri 70 milyonun gözünün içine girdi. Sonra bir taraftan halk “paralel darbesi” ile hipnoza alındı, diğer taraftan operasyon emrini veren hakim ve savcılar birer birer görevlerinden alındı. Yetmedi, hakim ve savcıların talimatını büyük bir gizlilik içinde yerine getiren polislerin bir kısmı önce açığa alındı, sonra sürgün ve gözaltı dalgalarıyla malum sürece sürüklendi.

Gece yarısı özel uçakla getirilen hükümet yanlısı bir Emniyet Müdürü’nü ve daha sonra görevlendirilen yargı mensuplarını unutmadık.
Halbuki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yargısı ve kolluk kuvvetleri hukukun tarafında olmalıydı.

Yani hepimiz halüsinasyon mu görmüştük? AKP milletvekillerinden bazıları işi o denli ileriye götürmüşlerdi ki, ayakkabı kutularına ve sıra sıra dizilmiş kasalara paraları polisin koyduğunu bile iddia etmişlerdi.
Hatta milyar euroların sıfırlanma tapelerinin özel montaj ve iktidarı devirmek için düzenlenen bir tertip olduğu iddia edilmişti.

Ne olduğunu herkes gördü. Üstüne üstlük değil paraları, faizlerini bile millet hazinesinden aldılar. Bağımsız yargı tarafından yargılanmadan “takipsizlik kararı” ile hem masum oldukları kanıtlandı. Hem de kamuoyuna karşı polisin koyduğunu iddia ettikleri paraları faizleriyle birlikte alarak adeta “zemzem suyu” ile aklanıp paklanmış gibi oldular.

Kamuoyu Habur ‘da katillerin aklanması için kurulan çadır mahkemesini unutmadan, ikinci aklama paklama sürecini bütün boyutlarıyla izledi.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, bu türden binlerce onbinlerce hukuksuzluk örneği verilebilir mi verilemez mi?

Muhayyilemizi zorlamamıza hiç gerek yok. “Acaba bütün işler neden hep yanlış oluyor?” sorusunu kendimize soralım veyahut bütün bu işleri böyle kurgulayan kim diye soralım?!…

Gezi parkı provokasyonlarının başladığı gece yarısı, dikkatlerimiz tam da gezi eylemlerinde iken, yani hepimiz cambaza bakarken meclisten bir yasa rüzgar gibi geçti. Haberi olan var mı?

6491 Sayılı Petrol Yasası ile o gece takriben 3 katrilyon dolarlık bir soyguna maruz kaldık. O gece Türk Milleti soyuldu!.. Daha evvel bir kaç kez meclisten geçirilmek istendi ve Küresel Petrol Baronları’nın arzuladığı yasaya milli irade izin vermemişti.

Halk henüz soyulduğunun farkında değil. Gösteri bitip eve geldiğinde ceplerine el attıklarında soyulduklarını anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak.

Panayır devam ediyor!..

Bütün bu ufuk turundan sonra, “dünya beşten büyüktür” eleştirisine bu eleştirinin muhatapları “TÜRKİYE, BİR RECEP’TEN BÜYÜK DEĞİL Mİ?” diye sorarsa nice olur halimiz?


Yorum bırakın